Keşfet

ÇEKİK ADAM

ADELAİDE (AKAY)

Ben dayanamadım bölüm atayım dedim valla ya haftada iki mı yapsam ben bunu acaba :))

ŞİMDİKİ ZAMAN

O günden sonra Akay, o asker ablasını hep tanıdı; Çiğdem de hep Akay’ın yanında oldu. Akay, Çiğdem ablasının eğitimiyle şuan bir yüzbaşıydı. O kim miydi?

YÜZBAŞI ADELAİDE MAYER!

(Akay ve Çiğdem devam)

Çiğdem ve Akay oturmuş yıldızları izliyordu.

"Abla, sence babam beni bir yerden izliyor mudur?"

Çiğdem abla gülümseyip, "Tabii izliyordur, hatta 'İşte benim kızım be!' deyip gururlanıyordur. Hem nereden geldi aklına bu soru?" dedi ve tekrar yıldızlara döndü.

Akay, "Bilmiyorum abla; her yıldızlara baktığımda ya da asker gördüğümde, sanki bir yerden çıkacak gibi, 'Ben buradayım' diyecek gibi hissediyorum," dedi.

Çiğdem, Akay’ı dinlerken gözlerinin dolduğunu hissetti. Biliyordu babasızlığı; o yetimhanede büyümüştü, en iyi o anlardı Akay’ı. Ne de olsa babası olmayanın ne çocukluğu ne oyuncağı olurdu.

Çiğdem, "Bilmez miyim akayım? Ama merak etme, o senin hep yanında. Böyle üzülerek durma lütfen, onu da üzüyorsun. 'Olması gerekiyormuş ki oldu' diyeceksin Akay. Hem Allah bize doğmadan seçenek sunmuş, hangi hayatı seçeceğimizi... Biz de demek ki bu hayatta bir şey gördük ki seçtik; baban da öyle. Şimdi kalk ve timinin başına geç kuzum, sen çok güçlü bir askersin, sen benim gururumsun," diye seslendi.

Akay gözlerini silip Çiğdem’e sıkıca sarıldı. "Teşekkürler abla, kimse beni desteklemese bile sen yanımda oluyorsun ve yine kalbimi rahatlattın. İyi ki varsın, çok seviyorum seni."

Çiğdem gülerek, "Eee, yeter ama, git hadi!" dedi.

İkisi gülerek ayrıldılar; Çiğdem karargahtaki odasına, Akay ise timinin başına geçti.

Aradan geçen yıllarda ne mi olmuştu? Akay bir yüzbaşı, Çiğdem bir albay olmuştu. Akay’ın annesi dayanamamış vefat etmişti; zaten annesi gidince diğerleri de onunla olan bağı kesmişti. Onu Çiğdem büyütmüştü, kendi gibi bir asker yapmıştı. Şimdiyse Akay, Süngü Timi'nin komutanıydı.

Hayat bazen hiç yaşanacak gibi olmazdı. Hani bir insandan iğrenip nefret edersin ya, hayattan da aynen öyle soğursun; lakin yaşamak gerekiyor, sınavları geçmek gerekiyor.

AKAY’DAN DEVAM

Yanıma gelip selam veren er'e baktım. "Söyle asker."

"Komutanım, Albay Kara sizi odasında bekliyor."

"Sağ ol aslanım, görevine dön sen."

"Emredersiniz komutanım."

O giderken ben de oturduğum banktan ayaklandım; doğruca Albay’ın yanına gidecektim. Ama karargaha girerken bahçe kapısından giren kamuflajlı araçla kaşlarım kalktı. N'oluyordu şimdi? Araç durup korumalar da etrafına geçince araçtan biri indi. Nereliydi la bu? Gözler çekikti şimdi, Allah vergisi gideri var adamın da, ne bileyim garip işte. Sen ne ararsın bir Türk karargahında? Neyse, önüme dönüp Albay’ın odasına adımladım. Kapıyı çalıp "Gel" sesiyle içeri girdim.

"Beni emretmişsiniz komutanım."

"Evet kızım, görev var. Sana bir grup kansızın arasına gireceksin; ellerinde vatanımızın bir öğretmeni var, bu sabah geldi haber. Ben en çok sana güvendim bu konuda."

"Emredersiniz komutanım, gidip alacağım hocayı."

Albay gururla baktı sanki bana. "Bilmez miyim alacağını? Hem hadi gel, seni yeni savcıyla tanıştırayım," diyerek ayaklandı.

Yeni savcı mı? Bu dışarıdaki çekik adam olmasın? Albay’ın peşinden adımladım, tam bahçeye çıkıyorduk ki kapıda çekikle karşılaştık. Arkadaki er, "Komutanım, Savcı Kim Kael," dedi.

Albay durdu ve elini uzattı. "Memnun oldum savcım, Albay Alparslan Kara. Ben de Yüzbaşı Akay Mayer," dedi beni göstererek.

Ben başımla selam verdim. Acaba Albay’ın dediklerini anlamış mıydı? Türkçesi var mıydı? Umarım vardır, çünkü ben öğrenene kadar öldüm öldüm dirildim. Ardından gelen sesle savcıya acımayı bıraktım:

"Memnun oldum Albay Kara ve sizinle de yüzbaşım."

Benden iyi konuşuyordu valla! Bak, tekrar konuşmaya başladı:

"Bu arada yüzbaşım, siz de mi yabancısınız? Mayer, bir Türk soyadı mı?"

Diyen savcıyla göz göze geldim. Adamın gözleri ne renkti acaba?