EV
Kollarının arasında öylece kalakalmıştım. Ne kollarımı kaldırıp ona sarılabildim ne de kendimi geri çektim. O, benim saç tellerimde geçmişin kayıp yıllarını ararken; ben, zihnimde az önce öğrendiğim gerçeğin enkazını topluyordum. Mezar taşıyla konuşan bir anne... Ve bir gün önce kollarındayken koparılan bir çocuk. Yılların acısı bu sarılmaya sığmazdı, biliyordum. Ama aramızdaki o devasa boşluk, örülen o kalın duvar, tek bir sarılmayla yıkılmayacak kadar büyüktü.
Doktor, odadaki gerginliği ve duygusal fırtınayı dağıtmak ister gibi hafifçe boğazını temizledi. Baha Bey, olduğu yere çökmüş, elleriyle yüzünü kapatmıştı. O adamın, o güçlü duruşun ardındaki yıkıntı sesizce sarsıyordu odayı. Ağlamıyordu; o, acının en koyu, en sessiz yerindeydi.
Annem —eğer ona gerçekten bu ismi verebilirsem— yavaşça geri çekildi. Gözyaşlarıyla ıslanmış parmak uçları yanağımda dolandı, sanki hayal gördüğünden korkar gibi tenime dokundu.
— Eve gidiyoruz, dedi titreyen ama karşı çıkılması imkansız bir sesle. — Evine... Odaya, yatağına, ait olduğun yere gidiyoruz meleğim.
Başımı hafifçe yana eğdim. Gözlerim, odanın köşesindeki beyaz duvara sabitlendi.
Hangi eve? diye geçirdim içimden. Benim bildiğim ev, babamın öksürük sesleriyle doluydu. Benim bildiğim yuva, o küçücük odada dualarla kurulmuştu. Şimdi burası... Burası yabancı bir malikane, yabancı bir hayat ve yabancı iki insandı.
— Benim bir evim vardı, diye fısıldadım, sesim odada yankılandığında herkesin nefesi kesildi. — Toprağın altında bıraktığım, adını dualarla sayıkladığım bir babam vardı. Burası... Burası benim için sadece yeni bir adres, o kadar.
Baha Bey oturduğu yerden başını kaldırdı. Gözlerindeki o derin hüzün, yerini aniden sarsıcı bir kabullenişe bıraktı. Ayağa kalktı, ağır adımlarla aramıza geldi. Karşımda durduğunda, aramızdaki o mesafenin ne kadar uzun yıllara mal olduğunu bir kez daha hissettim.
— Haklısın kızım, dedi sesi fısıltı gibi ama içinde dağlar deviren bir güçle. — Bize "baba" demeni, burayı anında "ev" bilmeni beklemiyoruz. Zaman iste... Ne kadar istersen. Sadece... bizi bu kapının ardında bırakma yeter.
O an, içimdeki o taşlaşmış kalbin en ücra köşesinde küçük bir sızı mırıldandı. Affetmek zor olacaktı, birine "anne" ya da "baba" demek belki de ömrümün en büyük sınavı olacaktı. Ama hayat bana kartları yeniden dağıtmıştı ve bu kez masada yalnız değildim. İstesem de istemesem də bağlar kurulmuştu bir kere.
Hastane koridorlarına doğru yürürken, arkamdan gelen ayak sesleri yeni bir hayatın ilk adımlarıydı. Dışarıda lapa lapa bir kar yağıyordu. Gökyüzü griydi ama sanki yıllardır üstüme çöken o sis yavaş yavaş dağılıyordu.
Araba binene kadar kimse konuşmadı. Camdan dışarıyı izlerken kendi kendime mırıldandım:
Akay Adelaide Mayer... Şimdi gerçekten kim olduğumu öğrenme vakti.
Arabadaki yolculuk boyunca ne bir ses duyuldu ne de sessizliği bozan bir hareket oldu. Şoför koltuğundaki adamın dikiz aynasından ara ara bana baktığını hissediyordum ama göz teması kurmaktan kaçındım. Camın buğulanmış yüzeyine parmağımla küçük çizgiler çizerken, dışarıda akıp giden manzarayı izliyordum. Burası Adana'nın o tanıdık, kavurucu sıcak sokaklarına hiç benzemiyordu. Soğuk, yabancı ve bir o kadar da gösterişli binalar, zihnimdeki o dar ama huzurlu dünya ile adeta alay ediyordu.
Sonunda araba, devasa demir kapıları yavaşça açılan görkemli bir malikane nizamiyesinde durdu. Bahçesindeki bakımlı çam ağaçları ve üzerlerini kaplayan ince kar tabakası, buranın ne kadar yalıtılmış bir dünyada kurulduğunu gösteriyordu.
Kapıda bizi bekleyen hizmetlilerin telaşlı halleri, Baha Bey'in tek bir el hareketiyle anında sessizliğe büründü.
— Hoş geldiniz beyim, hoş geldiniz efendim...
Annem arabadan iner inmez heyecanla benim kapımı açtı. Yüzünde, kayıp bir hazineyi bulmuş bir çocuğun saflığı vardı ama benim içimdeki o buz tutmuş duvarlar eremek bir yana, daha da kalınlaşmıştı.
— Geldik meleğim, dedi elini uzatarak. — Burası senin odan, senin evin. Seni buraya ait hissettirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.
Elimi uzatıp uzatmamakta tereddüt ettim ama sonunda parmak uçlarım onun avucuna değdi. Soğuk ellerimi sarıp sarmalayan o sıcaklık, içimde tarifsiz bir sızıya yol açtı. İçeri adım attığım an, yüksek tavanlı geniş antre, ayak seslerimizle yankılandı. Lüks avizeler, duvardaki ağır yağlı boya tablolar... Her şey o kadar fazlaydı ki, burası bir yuva değil, adeta bir müze gibi hissettiriyordu.
Merdivenlere doğru yöneldiğimiz sırada, evin içinde yankılanan sert bir adım sesiyle hepimiz durduk.
Antrenin köşesinden, üzerindeki siyah ceketi ve keskin bakışlarıyla bize doğru gelen bir genç belirdi. Gözleri doğrudan üzerime dikildiğinde, yüzündeki o sorgulayan ve kabullenmeyen ifadeyi anında fark ettim. Bizim gibi o da buraya yabancıydı ya da belki de bu tahtın asıl varisi oydu ve şimdi her şey altüst olmuştu.
— Bu da kim? diye sordu, sesi odadaki bütün havayı bir anda çekip alacak kadar soğuktu.
Annemin rengi bir anda soldu. Baha Bey ise hemen öne atıldı:
— Toprak... Kendine gel. O senin kardeşin.
Toprak denilen genç, gözlerini bir saniye bile üzerimden ayırmadan ağır adımlarla aramıza yaklaştı. Yüzünde alaycı ama bir o kadar da yaralı bir tebessüm belirdi.
— Kardeşim mi? diye mırıldandı, bakışları üzerimde gezinirken. — Yıllar önce ölen ve mezarında adını ağladığımız kız mı? Şimdi mi tuttu gelmek aklına?
O an anladım; bu malikanede sadece benim dünyam yıkılmamıştı. Burada yaşayan herkesin ezberleri bozulmuştu ve bu fırtına daha yeni başlıyordu.
Yorumlar
- nadire menekşe: Bütün duygular bir arada burada o sesi duymak zor olmalıberi toparlayamazdım ben
- burak yılmaz: burası gerçek bir ev hepsi dışarıdan göründüğü kadar samimi olmayacak bunu hissedebiliyorsun değmiyor mu?
- Ayla Başar: Bu sahne ne kadar acı verici bir gerçeği yüzümüze çarpıyor buna kim dayanabilir ki
- Aleyna ş.: aminin bu şekilde geri çekilmesi ne korkutucu bir an oldu bence olayın ağırlığı çok güçlüydü
- Ayşe kibritci: burası evdense benim evim nerede şimdi ya da böyle gelmesini beklemek hayat mı bunun adı
- Erdem Çiçek: Keşke o yerden ayrılmasaydın bak nelerle yüzleşmek zorunda kalıyorsun
- Ege Bulut: Konuşmamak hiç hoş olmadı yola çıkmadan içini ferahlatmayı denemeliydin sırlaşarak dalgalar zamanla erir değil mi @kilicedanur711
- Ebru Uysal: soğuk ve yabancı bir dünyaya adım atmak nasıl bir şey bu isyan gibi gelmedi mi sana gerçekten