Keşfet

ÖĞRETMEN

ADELAİDE (AKAY)

Tüm okul saldırılarında şehit olan öğrenci ve öğretmenlerimiz, mekanınız cennet olsun, nurlar içinde yatsınlar. Yeni okul dönemi hayırlı ve huzurlu olsun.

Hatırlatma:

"Bu arada yüzbaşım, siz de mi yabancısınız? MAYER bir Türk soyadı mı?" diyen savcıyla göz göze geldim. Adamın gözleri ne renkti acaba?

AKAY’DAN

Bananeydi canım adamın gözlerinden! Düşüncelerimi bırakıp konuştum:

— Aslen Avustralyalıyım, savcım.

Savcı kaşlarını kaldırıp bana baktı:

— Bir Avustralyalı Türk askeri ha, ilginç!

Neresi ilginçti yahu bunun? Kendimi durduramayarak:

— Avustralyalı olmam vatan sevgimi değiştirmez; vatanını seven, sayan bir Türk askeriyim ben. Sizi ilgilendirmez bu!

Bunları söyleyince Alpay öksürerek araya girdi; biliyordu tabii bu konuşmanın sonunun iyi olmayacağını:

— Her neyse Akay, göreve hazırlan hadi kızım.

— Emredersiniz, komutanım!

Deyip savcıya son kez bakarak ayrıldım oradan. Doğruca teçhizat odasına ilerledim; eşyalarımı toplamalıydım. Ve hâlâ içimden savcıya saydırıyordum. Kimdi ki? Askerliğime laf edemezdi kimse. Ne geçmişimi biliyordu ne yaşadıklarımı. Daha ilk günden nefret ettirmişti kendinden, umarım bir an önce giderdi.

Her neyse, bir yabancının söyledikleriyle bu hale gelmemeliydim. Son olarak silahımı da aldıktan sonra çıktım teçhizat odasından. Görev hakkında bilgileri alıp çıkacaktım; bir öğretmenin canı vardı işin ucunda. Biz burada kurtarmaya çalışırken, küçücük çocuklar okullara zorla girip yaşıtlarını ve öğretmenlerini öldürüyordu. Tabii silahları nereden buluyorlardı, o da ayrı bir soru işaretiydi. Bunlar aklıma geldikçe internette yayılan fotoğraflar, okulun merdivenlerindeki kanlar içimi parçalıyordu. Şimdi hayalleri olması gereken, o okulun ilk günü illaki sorulan "Ne olmak istiyorsunuz, hayaliniz ne?" diyeceğimiz çocuklar birer suçlu oluyordu nedense. Bu kıyametin giderek yaklaştığını söylüyordu bana kalbim, acıyordu.

Düşüncelerimden Çiğdem ablanın sesiyle ayrıldım:

— Akay, görev varmış, hazır mısın kuzum?

— Evet abla, bilgileri alıp çıkacaktım.

Çiğdem abla başını sallayıp:

— Tamam, hadi git al ve dikkatli ol, olur mu? Allah'a emanetsin.

Çiğdem abla’ya sarılıp ayrıldım yanından. Harekât merkezinden görev hakkında bilgileri alıp albayla da konuşarak yola çıktım. Bu şerefsizler hâlâ Türkiye'deydi belli ki, sınırdan geçiş olmamıştı, öyle söylenmişti. Ben de zaten polisle çalışacaktım; önce görev yapacağım polislerin olduğu karakola gidip görev hakkında konuşup plan yapacaktık. Yolumuz açık olsundu.

Karakola gelince arabayı park edip hızla binaya girdim. Bir polise:

— Kolay gelsin, ********* karargahından geliyorum. Yüzbaşı Akay Mayer. Kaçırılan öğretmen görevi hakkında çalışacağım ekiple görüşecektim.

Polis hemen ayaklanıp:

— Hoş geldiniz komutanım, müdürün odasındalar, sizi bekliyorlardı.

Polis önden ilerleyip bana yolu gösterdi. Bir odaya gelince kapıyı çaldı ve açtı:

— Buyurun komutanım.

Sağ ol dercesine başımı salladım ve içeri adımladım. Müdür olduğunu düşündüğüm adam ayaklandı ve elini uzattı:

— Hoş geldin komutan kızım, gel otur.

— Hoş buldum müdürüm, lakin bir an önce çalışacağım ekibi görsem; sonuçta bir öğretmenin hayatı söz konusu, acele etmeliyiz.

Müdür başını sallayıp telefonunu aldı ve bir yeri aradı:

— Oğlum Kaan komisere söyle, ekibiyle gelsin benim odama.

Deyip telefonu kapattı:

— Haklısın kızım, haber verdim, gelirler şimdi.

Başımı salladım. Aradan geçen beş dakika sonra kapı çaldı, içeri tam tamına yedi kişi girdi. Ben de ayaklandım. Müdür:

— Çocuklar, bu Yüzbaşı Akay Mayer, görevi birlikte sürdüreceksiniz. Hadi tanışın siz, ben geliyorum hemen.

Deyip odadan çıktı; müdür yani kaçtı herhalde. Ben de diğerlerine döndüm. İçlerinden biri herkesi tanıtmaya başladı, yani şöyleydi:

Komiser Kaan

Komiser yardımcısı Deniz

komiser Emre

Polis memuru Cemre (İstihbarat)

Polis Memuru Ayaz (Saha)

Polis memuru Kerem (Olay yeri inceleme)

Ve polis memuru Leyla (Sorgu)

Beynim yandı sanırım, ben anlamadım ya... Her neyse, zaman geçtikçe anlardım herhalde kimin ne olduğunu.

— Memnun oldum Akay ben de bir an önce plan yapıp öğretmeni onların elinden almalıyız.

Bir öğretmen daha canından olmasın yeterdi.