🏙️ BÖLÜM 1 – FREKANSIN ARDINDAKİ KUSURSUZLUK
🏙️ BÖLÜM 1 – FREKANSIN ARDINDAKİ KUSURSUZLUK
Kuzey Atlantik'in ortasında, haritalarda yalnızca fırtınalı bir deniz olarak görünen bir bölge vardı.
Gemiler o bölgeye yaklaşmazdı. Uçaklar rotalarını değiştirirdi. Yıllardır kimse bunun gerçek nedenini bilmiyordu.
Çünkü fırtınaların arkasında, insan gözünün göremediği bir perde vardı.
Ve o perdenin ardında Aethelgard yükseliyordu.
Gökyüzüne kurulmuş devasa bir şehir...
Uzaktan bakıldığında her şey kusursuz görünüyordu. Gümüş renkli kuleler bulutların arasından yükseliyor, cam binaların yüzeyinde ışıklar sürekli hareket ediyordu. Şehrin hiçbir köşesinde eskiyen bir bina, bozulan bir sistem ya da hastalıkla mücadele eden bir insan görmek mümkün değildi.
Aethelgard'da yaşlanmak bile zorunlu değildi.
İnsanlar görünüşlerini değiştirebiliyor, yüz hatlarını, saçlarını ve hatta seslerini istedikleri gibi yenileyebiliyordu. Bir sabah başka bir yüzle uyanmak kimseye garip gelmiyordu.
Burada kimlik bile değiştirilebilen bir şey hâline gelmişti.
Ama şehrin kusursuz görünmesinin kimsenin konuşmak istemediği bir nedeni vardı.
Aethelgard'ın enerjisi insanların zamanından geliyordu.
Krallığın düzenine karşı gelenlerin yaşam süreleri sistem tarafından çekilip alınıyor, bu enerji şehrin devasa frekans ağına aktarılıyordu.
Bunu herkes biliyordu.
Ama kimse yüksek sesle konuşmuyordu.
Çünkü Aethelgard'da düzeni sorgulamak, düzenin kendisinden daha tehlikeliydi.
Şehrin gücü yalnızca teknolojiye dayanmıyordu.
Altı farklı element, Aethelgard'ın düzeninin önemli bir parçasıydı.
Metal ve Cevher'e hükmedenler metali istedikleri gibi şekillendirebiliyor, şehrin yapılarını ve yer altındaki madenleri kontrol edebiliyordu.
Cam ve Işık kullanıcıları ışığı bükebiliyor, yansımaların arasında kaybolabiliyordu.
Kül ve İs sahipleri enerjiyi emerek güçlü saldırılar oluşturabiliyordu.
Pas ve Çürüme kullanıcıları maddelerin yapısını bozabiliyor, en sağlam metali bile kısa sürede parçalayabiliyordu.
Fauna-Bağı sahipleri canlılarla bağlantı kurabiliyor, hayvanların duyularını kullanabiliyordu.
Son olarak Sistem ve Frekans kullanıcıları vardı.
Onlar Aethelgard'ın görünmeyen ağıyla doğrudan bağlantılıydı. Şehrin görünmezlik perdesinden boyutlar arasındaki geçişlere kadar birçok sistem onların kontrolündeydi.
Bu altı güç, krallığın en önemli görevlerinde bir araya geliyordu.
Bunlardan biri de aşağı dünyaya yapılan yolculuklardı.
Çünkü Aethelgard'ın sahip olduğu her şeye rağmen orada bulunmayan bir şey vardı.
Gerçek hayat.
Aşağı dünyada insanlar hâlâ hastalanıyor, yaşlanıyor, kaybediyor, seviyor ve özlüyordu.
Aethelgardlıların çoğunun artık anlamadığı duygular bunlardı.
Bu yüzden belirli aralıklarla aşağı dünyaya ekipler gönderiliyordu.
Resmî kayıtlarda bu yolculukların amacı farklı şekillerde açıklanıyordu. Fakat gerçekte ekipler insanların sahip olduğu bazı şeyleri topluyor, Aethelgard'a geri götürüyorlardı.
O gün de böyle bir görev için hazırlık yapılıyordu.
Aethelgard'ın limanında devasa bir frekans gemisi bekliyordu.
Gövdesinin üzerinde mor ışıklar yanıp sönüyor, geminin çevresindeki enerji alanı yaklaşan manyetik fırtınayı bastırıyordu.
Altı elementin temsilcileri sırayla gemiye bindi.
Herkes görevini biliyordu.
Herkes ne yapması gerektiğinden emindi.
Herkes...
Bir kişi dışında.
Geminin en arka bölümünde genç bir kadın sessizce duruyordu.
Leoniss.
Soylu bir ailenin kızıydı.
Fakat ailesinin gurur duyduğu özelliklerin hiçbirine sahip değildi.
Bir element gücü yoktu.
Özel bir yeteneği yoktu.
Ailesinin gözünde bu durum, yıllardır saklanması gereken bir kusurdu.
Leoniss ise bunun nedenini hâlâ tam olarak bilmiyordu.
Ona aşağı dünyaya gönderileceği söylendiğinde bunun ailesinin verdiği bir görev olduğunu düşünmüştü.
Gerçeği henüz bilmiyordu.
Bu yolculuk bir görev değildi.
Bir sürgündü.
Ve Leoniss aşağı dünyaya ayak bastığı anda, yıllardır doğru sandığı her şeyi sorgulamaya başlayacaktı.
Çünkü orada Deniz'le tanışacak, kendi ailesinin sakladığı sırlarla karşılaşacak ve Aethelgard'ın kusursuz görünen düzeninin altında ne olduğunu ilk kez görecekti.
Henüz hiçbirinden haberi yoktu.
Şimdilik sadece geminin arka tarafında oturuyor, pencereden Aethelgard'ın ışıklarına bakıyordu.
Bir süre sonra gemi hareket etti.
Gökyüzündeki şehir yavaş yavaş geride kaldı.
Leoniss son kez arkasına baktı.
O anda Aethelgard hâlâ ona güzel görünüyordu.
Ama bu görüntünün ardındaki gerçeği öğrendiğinde, o şehre bir daha aynı gözlerle bakamayacaktı.
Yorumlar
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: aradığım yorum gösteriş pahalı olsa mutluk vat mı çok teşekkür ederim
- Ayşe Aydın: bu şehir dışarıdan güzel ama içindeki gerçek felaket gibi