Keşfet

Bölüm 1 : Kaderin Fırtınaları

ALENİ ( Kızıl Dalgalar )

Bölüm 1 : Kaderin Fırtınaları

🍀

Defne Ekin’den…

Annemi kaybettikten sonra, ondan kalan bir miras parçası için bir yaz sabahı İstanbul’daki eğitimime ara verip yola çıkmıştım. Annemden kalan her şey benim için vazgeçilmezdi. Çünkü bugün geldiğim noktada, onun yıllarca dimdik ayakta durmasının büyük payı vardı.

Ama onsuz, asıl memleketim olan Giresun’a değil de dedemin memleketi Ordu’ya geliyor olmak içimde tuhaf bir huzursuzluk yaratıyordu. Ordu’ya daha önce okul gezileri dışında bir kez bile gelmemiştim. Trabzon’u dahi daha iyi tanırdım, Ordu’dan. Şimdi ise hiç tanımadığım dedemin, anneme bıraktığı arazi için buradaydım.

Engebeli, yemyeşil çaylıkların arasından ilerledikçe içim giderek daha da daraldı. Gözlerim dolarken dalgın bir şekilde başımı cama çevirdim. Her yer o kadar güzel kokuyordu ki… Çocukluğumun hatıraları buram buram genzime doluyordu.

Yol bitti, çamurlu patika başladı. Ardından ise o güzelim yaylalara vardım. Arabayı eski ahşap evin önünde sertçe durdurdum. Üzerimde rahat bir tişört, altımda cepli taktik pantolonum ve ayağımda şantiyelerden kalma eski botlarım vardı. İstanbul’da da lüksün, gösterişin peşinde koşan biri olmamıştım hiçbir zaman; benim tarzım da duruşum da yaptığım işti, bindiğim emektar arazi arabamdı. Gerçi o da babamdan kalan son hatıraydı ya…

​

Arabadan yavaşça indim. Yüzüme çarpan yoğun nem ve eski tahta kokusu içimi titretti. Ev, annemin anlattığı gibiydi; yılların yorgunluğunu taşıyan, boyaları solmuş, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen ama içine sinmiş huzurla insanı kendine çeken o ahşap ev… Benim için ise dünyalara bedeldi.

Ağır adımlarla bahçeye doğru ilerledim. Sonra elim istemsizce arka cebime uzandı. Fotoğrafı çıkardığımda, elimde tuttuğum geçmişle karşımda duran evin bugünkü hâli birbirine karıştı. İçimden derin bir nefes kaçtı.

Tam o sırada arkamdan gelen bir sesle irkildim.

“Buyrun, kimi aramıştınız?”

Arkamı döndüğümde, elleri cebinde, rahat tavırlarla bana bakan bir adamla göz göze geldim. Yayladan geldiği belli olan, işçi kıyafetleri vardı üzerinde.

Bakışlarım onu sessizce süzerken fotoğrafı tekrar arka cebime iliştirdim.

“Cemal Yıldız’ı görmek için gelmiştim. Evin burası olduğunu söylediler…”

Adam kısa bir süre evi süzdü. Gözleri, sanki içeriden biri çıkacakmış gibi kapının üzerinde birkaç saniye daha oyalandı; sonra umursamaz bir tavırla omuz silkti.

“Doğrudur ama evde yoktur. Hasat zamani… Evde kolay kolay bulamazsun onları.”

Kaşlarımı kaldırarak ona döndüm.

“Onları derken?”

Omuzlarını kaldırarak, ellerini cebine soktu.

“Cemal emiceyi diyirum. Onu sormayi misun?”

Kaşlarımı çatıp ellerimi cebime soktum.

“Millet hasattaysa sen burada ne arıyorsun?” dedim, dilimin sinirle yöremin ağzına kaymaması için.

Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Sanki bu soruyu bekliyormuş gibiydi.

“Müteahhidum ben… Finduk fistuk işiylan pek uğraşmayrum.” dedi rahatça. Sonra gözlerini üzerimde gezdirip ekledi: “Yalağuz sen ha buralardan değil cibisun?”

Kaşımı kaldırıp onu taklit ettim.

“Acaba nerden anladun?” dedim başımı iki yana sallayarak.

Başını hafifçe geriye çekerek yüzünü buruşturdu. Gülerken yüzündeki o rahat ifade daha da belirginleşiyordu; insanın sinirini bozacak cinstendi.

“Bilmediğun yörenun ağzinu kullanma demedular mı sağa? Pek yakışmayi da ağzına...”

Gözlerimi devirip homurdandım.

“Afgurma…”

Kaşları aniden havalanırken, öne doğru eğildi.

“Af biyur?”

İç geçirip başımı iki yana salladım.

“Boşver…”

Bakışlarımı yeniden eve çevirdim. Yavaş adımlarla avluya doğru ilerledim. Annemin o fotoğrafta dokunduğu ahşap direğe elimi yasladığım anda, içime ağır bir buhran çöktü. Sanki yıllardır burada beni bekleyen bir sessizlik vardı da, omuzlarıma bir anda yüklenmişti.

Tam o sırada o ucube ses yine anımı bölüverdi.

“Evin yeni alıcısı mısın?”

Dilinin ara ara İstanbul Türkçesine kayması ara ara ise ağıza kayması istemsizce komiğime gitmişti.

“Hayır…” dedim sinirle gülümseyerek. “Sahibiyim.”

Adamın kaşları bir anda çatıldı.

“Af biyur?” dedi, boğuk bir sesle.

Derin bir nefes vererek ellerimi cebime soktum.

“Evin sahibi benim. Mirasçısıyım daha doğrusu…”

Yüzündeki ifade sertleşti.

“Ha buranun?” dedi, kaşları ile evi işaret ederek.

Başımı hafifçe sallayıp sakin bir tavırla omuz silktim.

“Dedemle anlaşırsak, evet. Anlaşamazsak yeni satıcısı da benim zaten.” dedim, kendimden emin bir ifadeyle.

Adam birkaç saniye boyunca yüzüme bakakaldı. Söylediklerimi tartmaya çalışıyormuş gibiydi ama ben onun ne düşüneceğiyle oyalanacak durumda değildim.

Yanından geçip aracıma doğru yürüdüm. Kapıyı açtığım anda ise aklıma gelen bilgilendirme ile omzumun üstünden ona döndüm.

“Aşağıdaki fındık alanı mı Cemal Yıldız’ın topladığı yer?”

“Yok, çayliktan sonrakidur.” dedi, dalgın bir ifadeyle.

Başımı hafifçe salladım.

“Eyvallah, sağol.”

“Sende sağ ol…”

Ardından ise aracıma binerek, kontağı çevirdim. Anlaşılan yıllar sonra buraya dönmek, yeni bir macera daha getirecekti. Olurdu, bana uyardı. Severdik, hırçın dalgaları…

Yorumlar

  • Aslıhan Kahraman: teşekkür ediyorummmm edecegimm
  • Ece: çok güzel kalemine sağlık bence devam etmelisin
  • Özlem Çetinkaya: Bizde severizz