Keşfet

Giriş

ALENİ ( Kızıl Dalgalar )

Karadeniz, her zaman insanların uzaktan hayranlıkla baktığı ama kimseninde kolay kolay sahip olamadığı o narin topraklardan biri olmuştu. Bir yanı bereket kokar, bir yanı hırçın dalgalarıyla insanın içine korku salardı. Körfezinden körfezine uzanan yollarında yalnızca rüzgâr değil; yarım kalmış hikâyeler, inatçı sevdalar ve susmayı öğrenmiş insanların anıları dolaşırdı. Çünkü toprağı ne kadar narinse, denizi de bir o kadar acımasızdı. Dalgaları, kıyıya yalnızca gerçekten cesur olanları ulaştırırdı.

Bu yüzden bir kıyısından diğerine varana dek, her köyde başka bir hayat dinlerdiniz. Kimi zaman bir ağıda saklanmış yarım kalmış bir aşkı, kimi zaman denize karşı edilen tatlı sert bir kavganın izlerini… Karadeniz’in insanı da toprağı gibiydi çünkü; ilk bakışta sert, inatçı ve hırçın… Ama içine dokunmayı başardığınızda, insanın içini ısıtan başka bir yanı çıkardı ortaya. Dışları fındık kabuğu gibi sertti belki, ama yürekleri o kabuğun içindeki bereket kadar zengindi.

Ve o hırçın dalgalarla bereketli toprak, bir gün Marmara’nın denizlerinden kopup gelen başka bir dalgayı da bağrına karıştırmıştı.

Yabancıydı belki… Kokusu başka rüzgârlardan geçmiş, başka şehirlerin gürültüsüne alışmıştı. Ama Karadeniz, kendine yaklaşanı er ya da geç içine çekmesini iyi bilirdi.

Ne var ki bu karşılaşmanın nasıl bir kadere dönüşeceğini henüz kimse bilmiyordu. Ne kıyıya vuran dalgalar, ne sisin ardına saklanan dağlar, ne de yıllara meydan okuyan o eski ahşap evler…

Bunu bilen yalnızca Karadeniz’in ta kendisiydi. Ya o dalgayı bağrına basacaktı, ya da körfezlerine o dalgayı geldiği gibi yollayacaktı.

Yorumlar

  • Aslıhan Kahraman: hayır ama yakın çevremde çokça var o bölgeden onların teşviki ile ele aldım :)
  • Eylül Karaca: karadenizlimisiniz ☺️
  • Özlem Çetinkaya: Hadi bismillahhh