Keşfet

10. Bölüm

Alevden Akasya

"Boncuğum?"

Kapı önünde ayakkabılarını çıkarırken kafasını kaldırıp isteksizce babasına baktı. Neden bugün cumartesiydi? Babası neden onu bu halde görüyordu?

"Efendim?"

Gözlerini kaçırmaya çalışırken yalandan kıvrılmış dudaklarla cevap veren kızına kaşlarını çatarak baktı Mehmet Bey. Yine bir şeyler olmuştu, belli. Çok kötü bir şey olsa söylerdi İnci, hakkını arardı her daim. Demek ağır bir kırgınlık vardı ki, dili de anlatmak için çaba sarf etmiyordu.

"Çok ıslanmışsın kızım. Hadi üstünü değiştir, hasta olma."

"Tamam baba."

Kızının arkasından bakan Mehmet Bey iç geçirdi. Alışkanlıkla adımları mutfağa yöneldi. Ne zaman ki mutfağa yakın olsa, Sultan Hanım'a mutlaka bir bardak su getirirdi. Su içmezdi, unuturdu Sultan'ı. Onlar, birbirlerinin hafızasıydılar...

İnci, her ne kadar kimseye görünmek istemese de odasına gitmek için salondan geçmek zorundaydı. Adımını salona atar atmaz Sultan Hanım elindeki örgüyü bırakarak ayaklandı.

"İnci! Bu ne hal yavrum? Arasaydın ya babanı, alırdı seni."

"Yok annem, iyiyim ben. Bi duş alayım, kendime gelirim. Ablam nerde?"

"Odasında, çizim mi ne bişiler yapıyo. İpek de odasında oynuyo. Gökçe gelmedi diye cıngar kopardı. Hakket İnci, niye gelmedi Gökçe?"

"Bilmem, gelirim demişti bana. Arar sorarım."

Merdivenlerden çıkarken annesinin sesini duydu:

"Sıcak suyla duş alma, üşümüşsündür sen şimdi. Ilık suyla duş al tamam mı? Şoka girmesin vücudun."

"Tamam anne."

Bu kadın bu kadar çok şeyi oturduğu yerden nasıl öğreniyor diye hayretler içinde odasına girdi. Sorgulamaya gücü yoktu. Gözleri yatağına gitti. Bir an önce yatmak istiyordu.

Temiz kıyafetlerini alıp banyoya girdi. Suyu ılıştırdı, soyundu ve duşa girdi. Su, başından aşağı akarken gözlerini kapattı. Bugünün her anını gözden geçirdi.

Kapıyı kafedeki Rüzgar açmıştı. Soğuk, yabancıydı bakışları. Hafızasında kalan sıcaklıktan eser yoktu. Sesi alaycıydı, tavrı ukala. Sonra elleri geldi aklına. Belinden kavrayan sıcak ve güçlü eller. Arabaya onu zorla bindirirken bileğini acıtmıştı o eller. Gözlerini açtı İnci. Bu sefer yağmur değildi gözyaşlarını saklayan, duşta tepesinden aşağı akan su destek olmuştu ona. Kendine kızdı, kendinden utandı... Bir hıçkırık çıktı ağlarken dudaklarından. İki eliyle ağzını kapattı. Duymamalıydı kimse, bilmemeliydi. Bir hayale kapılıp kendini, kendi elleriyle mahvetmesini açıklayamazdı.

Bacakları güçsüzleşti, yere oturdu. Su hala akıyordu üstüne. İnci ise sessizce ağlıyordu. Daha önce de kırılmıştı kalbi, kızmıştı başkalarına. Ama bu sefer farklıydı... Cam kesikleri gibi acıyordu kalbi. Kanatmıyordu belki ama her nefeste biraz daha derine işleyen ince sızılar bırakıyordu.

"Keşke hiç tanımasaydım," diye geçirdi içinden. Ama bunu düşünür düşünmez canı daha çok yandı. Çünkü kalbi, buna bile inanmadı.

Suyun altında biraz daha kaldı. Annesinin meraklanıp kapıyı yumruklamasını istemediği için daha fazla oyalanmadan çıktı duştan. Banyoda saçlarını kuruturken gözlerini aynadaki yansımasından kaçırıyordu. Kendinden bile utanıyordu işte, bu en gerçek kanıttı.

Banyodan çıkıp odasına doğru yürüdü. İçeri girdiğinde kapısını kapatırken eli bir anda kapıdaki kilide gitti. Kimse gelmesin istiyordu; utancını, kızgınlığını, öfkesini yalnızlığında eritip yok etmek istiyordu. Yapamadı!... Hakkı yoktu ailesini merakta bırakmaya. Odasından çıktı, aşağıda oturan annesine seslendi;

"Anne, ben biraz uzanıcam."

"Eee, kızım anlatmadın nasıl oldu arkadaşın, iyi mi?"

"İyi annem. Sonra anlatırım olur mu, çok yorgunum Sultan'ım."

Tek kaşını kaldırıp kızına bakan Sultan Hanım, İnci'nin görüş açısında olmayan Mehmet Bey'e anlık bakış atıp tekrar gözlerini İnci'ye çevirdi.

"İyi yat bari. Yemeğe kaldırırım."

"Peki."

Odasına tekrar gidip kapıyı kapatır kapatmaz kendini yatağına attı. Yorganın içine girdi. Cenin pozisyonunda kaldı öylece. Gözlerini kapattı ama uyuyamadı. Düşünceler birbiri ardına geliyordu. Sanki yarışır gibiydiler. Sıraya sokmaya çalıştı İnci. Günü tekrar tekrar oynattı zihninde. Düşünürken farkında olmadı, gözyaşları ıslattı yastığını. Duygularını kenara attı, mantığına sarıldı. Unuttuğu bir şey vardı sanki ama neydi? Önemliydi oysa. Neydi? Neydi?.. Sonra aklıma gelir dedi, gözlerini kapattı. Gün bitmeliydi artık...

İnci, acıyan kalbini uyku ile sarıp sarmalamışken, ev halkı sırayla odaya girerek kontrol ettiler İnci'yi. Sultan Hanım, hastalanmasından endişe ederken, Efsun aç karnına uyumasını dert etti. Mehmet Bey, zengin arkadaşına giden kızının kendini yetersiz hissedip üzülmüş olduğunu düşünürken, Tayfun kardeşine birinin sarkıntılık yapıp da İnci'nin olay çıkmasın diye susma ihtimaliyle kıvrandı. İpek ise, boncuk halasına ne olduğunu bilmese de öpünce geçer, diyerek sessizce odasına girdi, halasının yanına uzandı. Önce öptü, sonra sarıldı. Gözlerini kapattı, halasının iyi olması için dua etti. Allah en çok çocukların duasını kabul ederdi, babaannesi öyle demişti. Sabah, halası iyi olacaktı...

İpek'in halasına sarılıp uyumasının üstünden birkaç saat geçmişti. Onlar, uykunun şifasına sığınırken, Rüzgar eve yeni giriş yapıyordu.

Vedat Bey, salondaki camdan, Üsküdar'ın gecesine bir kadeh daha kaldırırken, dış kapının açılma sesi duyuldu. Saatine baktı; 02:15. Rüzgar, ışığı açık salonda babasının olduğunu tahmin ediyordu. Hiç çekemem, diyerek merdivenlere doğru yöneldi.

"Hayırdır Rüzgar? Yeni adet mi çıkardın? Bu saatte eve gelmek de ne demek?"

Başını arkaya doğru yaslayıp "offf" ladıktan sonra salona yöneldi Rüzgar. Zaten adamı kaçırmış, üstüne bir de hız cezası yemişti. Bir de babasını hiç çekemezdi.

"Sen niye hala burdasın baba? Yok mu iş seyahatin falan?"

"Yok! Bir süre buralardayım. Sen soruma cevap ver."

"Hıh"

Kaşlarını daha çok çatarak baktı oğluna Vedat Bey.

"Ben babanım lan senin! Cevap versene!"

"Sesini yükseltme!"

Rüzgar'ın sesindeki emredici ton, Vedat Bey de kısa süreli bir şaşkınlık yarattı. Kendini toparlaması uzun sürmedi. Daha ılımlı yaklaşmalıydı oğluna.

"Ben senin iyiliğini düşünim, sen gel bana sesini yükselt."

"Sen benim iyiliğimi düşünseydin susardın! Bunca yıl susmuşken konuşmazdın. Öyle bir yük yükledin ki bana baba, sen bu saatte de olsa eve geldiğime şükret de sus artık.!"

Elindeki kadehi yanında duran sehpaya yavasca bıraktı Vedat Bey. İç çekti. Kafasını kaldırıp oğluna baktı. Sesinde acının yorgunluğu vardı.

"Keşke hiç anlatmasaydım."

"Simdiki babalığını o zaman yapsaydın ya. İki tokat atıp kes lan sesini deseydin. Diyemedin... Anlatıp yükünü bana miras bıraktın. Şimdi, sen söyle, ben karar veremedim baba. Öleyim mi öldüreyim mi?"

Kafası önüne eğilmiş babasına acıyarak baktı Rüzgar. Bir evlat, babasına acır mıydı? Rüzgar acıyordu...

"Beni öyle bir karanlığa attın ki baba; nefesim dediğime, muhtaç olduğuma öyle uzaklaştırdın ki beni... Senin yüzünden ben de ölmeyi seçtim."

Rüzgar, odasına çıkmak için babasına arkasını döndüğünde, sesleri duyup gelen annesiyle göz göze geldiler. Nalan Hanım, yanaklarından süzülen yaşlarla oğluna bakıyordu. Rüzgar, önce annesine baktı sonra kafasını çevirip babasına...

"Sizin yüzünüzden!"

Merdivenleri ikişer adım atlayıp odasının kapısına ulaştı. Bir kaç adım daha atıp, Rana'nın odasının kapısını açtı. Mavi peluş köpeğine sarılmış uyuyordu. Dünya yıkılsa uyanmazdı zaten, öyle ağırdı uykusu. Gülümsedi, iyi uykular yosunum, diye fısıldayarak kapattı yavasça kapıyı. Kendi odasına girdi.

Kabanını sandalyenin üstüne fırlattı. Telefonunu ve cüzdanını çıkarıp masasının üzerine koydu. Pantolonun cebinden beyaz misk şişesini çıkardı. Üstünü değiştirmeye takaati yoktu Rüzgar'ın. Kendini sırt üstü yatağa bıraktı. Elindeki kokuyu havaya kaldırdı. Kapağını açmadan yavaşça yaklaştırdı burnuna. Hafif kokuyu içine çekti. Ya biterse, diye korkuyordu. Ama yetmedi, kapağı açtı, beyaz miski doyasıya içine çekti. Kapağını kapatıp yastığının altına koydu. Elini çekemedi yastığın altından. Yalnız bırakamadı ya da Rüzgar ayrılamadı.

Motosikletli adam geldi aklına. Sonra kızdı kendine. İnci'nin kokusuna böyle bir pislik bulaşmamalıydı ama oradaydı işte o adam. Onu yakalayana kadar

Yorumlar

  • Ebru Yıldız: Belki de üzülmek, acıyı hissedebiliyor olmak, insan kalabilmek için tercih edemediğimiz bir seçenektir..
  • Ruskoavo Turk: ne ya bu sürekli üzülmek mi gerekiyo