13. Bölüm
Çoğu erkek sevdiğini dile getiremez. Bunu en iyi babasından bilirdi İnci. Babası, 'beni seviyor musun?' diye sorulmasa, kendiliğinden 'seni seviyorum' diyen bir adam olmamıştı hiç. Ama severdi... Çok da güzel severdi babası.
Tayfun da öyle, çok güzel sevmişti karısını. Ama hiç duymamıştı karısına 'seni seviyorum' deyişini.
Evet, çoğu erkek dile getirmez sevdiğini, hissettirir. Sevdiğine öyle hissettirir ki, seni seviyorum demese de olur. Peki ya Rüzgar?
İnci'nin kafası çok karışmıştı. Rüzgar, ukala tavırlarına devam ederken bir yandan da özel koruması gibi sürekli İnci'nin etrafındaydı. Ne zaman okula gitmek için evden çıksa İnci, sokağın başında Rüzgar'ın arabasını görüyordu. Okul çıkışı eve gitmek için de...
Eskiden acaba nerede diye etrafta onu ararkenki hali geliyordu gözünün önüne. Kokusunu duyabilir miyim diye içi içini yediği günler. Şimdi çok daha zordu İnci için. 10-15 adım ötesinde duran Rüzgar'ın kokusu ciğerlerine dolarken, ona yaklaşmamaya çalışmak çok zordu. Attığı mesajlarda cabası... Seviyor mu, dalga mı geçiyor bilemiyordu İnci.
Düşündükçe kalbi sıkışıyor, gözleri doluyordu. Ama şimdi zamanı değildi, vizeler vardı... Gökçe evdeydi, arkadaşıyla ilgilenmesi gerekiyordu. Ablası da işe başlayacaktı evrakları tamamlayınca. Evde ki iş yükünün birazını üstüne almalıydı ki, haksızlık olmasın kimseye. Yapacak, düşünecek çok daha başka şeyler vardı İnci için. Rüzgar az öteye gitsindi...
Olmuyordu...
Olmalıydı!
Elindeki not kağıtlarını sert bir şekilde bıraktı mutfak masasının üstüne. Gökçe, anlamaya çalışan gözlerle İnci'ye bakarak;
"Hayırdır? Çok mu zor?"
"Offff, çok bunaldım Gökçe. Bu kahve mi içsek?"
"Olur, yaparım ben."
"Sen dur kızım hasta hasta. Ben yaparım."
" Hasta falan değilim artık, iyiyim ben. Sen bari yapma arkadaşım ya."
İnci, çoktan tezgaha geçmişti bile. Kahve makinesine kahveyi doldururken;
"Biz de böyle arkadaşım. Anneme sor şimdi, bu evde en çok kimi seviyorsun diye, kesin seni söyler. İyileşene kadar hasta olanı, gelene kadar uzakta olanı der sürekli."
"Çok başka kadın şu Sultan Teyze. Allah razı olsun. Ne kadar şanslısın."
Kahveyi karıştırırken gülümsedi İnci. Gerçekten de çok şanslıydı. Aile ne demek çok iyi biliyordu. Sevilmek ne demek, iliklerine kadar hissetmişti. İşte bu yüzden Rüzgar'dan uzak durmalıydı. Bu evde kimse kimseyi sevdiğini bahane ederek yormazdı, kırmazdı. Ama Rüzgar'ın yanar döner hâlleri daha şimdiden İnci'yi parçalamaya başlamıştı bile.
Gökçe'nin yarattığı farkındalığa bir tebessüm daha gönderdi. Kahveleri masaya getirirken Tayfun girdi mutfağa.
"Benim kahvem nerde?"
"Al abi, benimkini iç. Ben yaparım yeniden."
"Cık, olmaz. Siz için kahvelerinizi. Belli kağıt yığınlarından, bunalmışsınız iyice. Ben yaparım."
"Yapardım ben abi."
İnci, tezgaha doğru yönelirken Tayfun omuzlarından tutarak İnci'yi sandalyesine oturttu. Efsun "off"layarak mutfağa girdi.
"Tayfun, bak bu akşam sıra sendeydi yine bana kitledin İpek'i. Canım çıktı uyutucam diye. Bir hafta sen uyutacaksın, karışmam."
"Bir hafta çok değil mi ya? Hem İnci niye yok sırada?"
"Kızın sınav haftası Tayfun. İnci'nin dokunulmazlığı var şu sıralar."
"Ahhh gençliğim ahhh! Geç otur, bı yorgunluk kahvesi yapim bari sana da."
"Ayyy, ne iyi gelir valla. Çok sağol."
Kendini sandalyeye gelişi güzel bıraktı Efsun. Masadaki kağıtları göstererek;
"Kaç gün kaldı?" diye sordu.
"Üç gün sonra işte, Pazartesi başlıyor."
Gökçe'nin sesi umutsuzdu.
"Halledersiniz ya, yormayın kendinizi. Saat 12 'ye geliyor. Bugünlük yeterli bence."
Kahveler yapılana kadar sessizlik vardı masada. Herkesin suratı sirke satıyordu.
Kahveleri masaya getiren Tayfun;
"O zaman başlasın kardeş saati! İnci, topla bakalım şu notları. Çikolata falan yok mu?"
İnci, notları toparlarken çikolataların çekmecede olduğu bilgisini verdi. Toparlanan notlar ve kitaplar yığın halinde boş bir sandalyenin üzerine bırakıldı. Tayfun çikolataları almaya giderken Gökçe;
"Kardeş saati mi?"
"Evet" dedi Efsun gülerek. "Uzun zamandır yapmadık, fırsat olmadı."
"Ben yatim o zaman. Size iyi muhabbetler."
Çikolataları masaya bırakan Tayfun, bu kez de ayaklanmak üzere olan Gökçe'nin omuzlarından nazikçe tutarak sandalyeye oturttu.
"Sen de kendini dışlamaya çok meraklısın Kara kız."
"Şey... Ben özel konusursunuz diye demiştim."
Neden Tayfun'la konuşurken hep böyle bocalıyordu ki Gökçe?
Gülümseyerek tam da Gökçe'nin yanına oturdu Tayfun.
"Kardeş saatini sen de öğren artık. Anne ve babam uyuduktan sonra, uyku tutmayınca buraya toplanırız. Efsun, ben, İnci ve..."
Sustu Tayfun bir an. Nefessiz kalmış gibiydi. Sesini alcaltarak devam etti.
"Ve Zümra..."
İnci ve Efsun, hüzünlü gözlerle baktılar Tayfun'a. Gökçe, kendisine açıklama yaparken canı acıyan Tayfun'a bakarak kendinde kızdı. Tayfun, kardeşlerine bakıp gülümseyerek devam etti;
"İşte biz böyle toplanıp mutfakta ne bulursak masaya koyarız. Yeriz, içeriz sohbet ederiz. En çok da söyleyemediklerimizi söyleriz. Anlatmak istemeyenle birlikte susarız. Ve en önemli kural; bu masada ne olursa olsun burda kalır. Sandalyeden kalktığın anda o konu bir dahaki kardeş saatine kadar açılmaz. Konunun sahibi istemedikçe tabii."
Efsun, çikolatadan bir parça alıp;
"O zaman önce ben başlıyorum. Ben çok gerginim. Uzun zaman oldu, işe başlayıp başarısız olmaktan korkuyorum. Çok geri kaldım her şeyden. Belki de evrak işini bu yüzden uzattım."
Tayfun, Efsun'a mahcup bir şekilde baktı.
"Bu biraz da benim hatam. Galiba haklısın, ben sana abilik değil, sen bana ablalık yaptın. Özellikle İpek konusunda sana çok şey borçluyum."
"Vay be, şu kardeş saati olmasa ablalık yaptığımı ebedî kabul etmezdin." dedi Efsun kıkırdayarak ve devam etti;
"İpek konusuna gelirsek, bence hiç açma bu konuyu. Aile demek bu demek değil mi?"
Acı acı gülümsedi Tayfun başını sallayarak. Ardından İnci'ye dönerek bir parca çikolata verip;
"Anlat bakalım İnci boncuk, sıra sende."
"Hmmm, ben yorgunum galiba. Bir de sınav stresi falan. Anlatacak pek bir şey yok gibi bende."
Tayfun inanmıyordu İnci'ye. İçinde bir şeyler yiyip bitiriyordu onu ama anlam da veremiyordu.
"Emin misin? Rana'ya gittiğin gün ne oldu İnci? Ben bunu çok merak ediyorum mesela. Sonra, son bir kaç gündür sürekli telefona bakıyorsun. Sanki birinden haber bekler gibi."
"Telefondan saate bakıyorum abi, sende nereye çekmişsin konuyu. Rana'ya gittigimde de bir şey olmadı ki. Islandım, üşüdüm, uyudum. Bu kadar."
İnci'nin sesindeki savunmaya geçiş herkesin dikkatini çekmişti. İnanmayan ve merak eden bakışları üzerinde hissedince, İnci pes ettiğini belli ederek ellerini havaya kaldırdı. Kahvesinden bir yudum aldı, gözünü masadan hiç ayırmadan konuştu;
"Rana ve telefon olayı dediğim gibi. Başka bir şey var aklımda ama annemler ne der bilmiyorum."
"Söyle bakalım." dedi Tayfun, merak etmişti.
İnci, Gökçe'ye bakarak;
"Gökçe bize taşınsın istiyorum!"
"Ne?"
"Ne demek ne Gökçe, duydun işte."
"Canım arkadaşım, çok sağol da bi hastalandım diye nüfusunuza alacak haliniz yok heralde? Durduk yere herkesin düzeni niye bozulsun?"
"Pek durduk yere değil sanırım." dedi Tayfun. Gökçe'nin yalnızlık abidesi gibi görünen evi gözünün önüne gelmişti yine.
"Ayyy, yok olmaz! Ben arada gelirim yine aklınız kalmasın. Arada sen gelirsin İnci, bende kalırsın. Hatta Efsun abla sen de gelirsin, pijama partisi falan yaparız işte. "
"Hahahaha. Kız düşüncesi bile keyfimi yerine getirdi. Güzel olur heee. Ama kısıtlama olmayacak. İstediğimiz kadar abur cubur olacak."
Efsun'un sesi öyle neşeli çıkmıştı ki, Gökçe ilk kez onu bu denli keyifli görüyordu.
"Sınırda neymiş, yeniyo mu o?"
"Sınır olmalı Kara kız!"
Tayfun'un sesi endişeli çıkmıştı. Devam etti;
"Pijama partisi, kız kıza eğlence eyvallah. Ama o abur cuburların içine alkol girmemeli!"
"Aşk olsun abi. Uyarman bile kırdı."
"Somurtma İnci boncuk. Ben abi olarak uyarımı yapim de, gerisi size kalmış. Hem, bu arada Gökçe'nin teklifi daha makul. Senle Efsun için de değişiklik olur."
Evet, aslında doğruydu Tayfun'un söylediği. Kardeşleri için değişiklik olurdu ama sadece bu deği
Yorumlar
- Nisa Nur: Yeni bölüm ne zaman gelir