Keşfet

2. Bölüm

Alevden Akasya

🌿🌿🌿🌿🌿

"İpek!"

Sesimi, ben bile zor duydum. Kalkmam lazım, kendime gelip İpek'i bulmam lazım. İpek'im, bal küpüm iyi mi bilmeliyim.

Yatakta doğrulmaya çalışırken hastane odasının içindeki lavabo kapısı açıldı. Ablam!

Gözleri ağlamaktan şişmiş. O bakmaya doyulamayan, yeşile kucak açan ela gözlere kırmızılar karışmış. Ablamı ne zaman bu halde görmüştüm? Hafızamı zorlamaya çalıştım ama hayır. Ablam kolay ağlamazdı. Ağlasa bile en fazla iki damla gözyaşı yanaklarından süzülüp giderdi. Dahası olmazdı, fazlasına hakkı yok gibi görüyordu kendini. Hep dik dururdu. Peki ya şimdi?

İçim ürperdi. Bir yandan da suçluluk duygusu sardı kalbimi. Ablam İpek için hastaneye gelmişti. Bir de ben yük oldum ablama. Peki İpek?

Ablam hemen yanıma gelip "iyi misin kuzum?" Diye sordu.Cevap vermemi beklemeden elimi tutup yatağımın kenarına oturdu.

"Çok korktum İnci. Senle konuşurken birdenbire cam sesleri duyunca aklım çıktı. Sonra bir adam sesi geldi telefondan. Senin akvaryumun üstüne düştüğünü söyledi. Ambulans çağırmışlar. Bende seni buraya getirmelerini söyledim. Ama beklerken neler yaşadım. Kaç kez cehennem ateşine düşüp geri çıktım, saymadım."

Belliydi, çok korkmuştu Ablam. Ellerimi sıkıp duruyordu.Etrafıma baktım, kendimi inceledim. Monitöre bağlıydım ama iyiydim ben. Sadece kollarımda küçük kesikler vardı bir de yüzüm sızlıyordu biraz. Sanırım yüzümde de kesikler vardı.

Kıyafetlerim de değişmiş. Okul formam yerine eşofman altı ve tişört vardı üstümde. Muhtemelen ablam hastanenin kafetaryasından almış. Paket içinde uzun süre kaldığı, keskin kokusundan belli.

"Buruşturma yüzünü. Başka ne bulacaktım? Bu kıyafetlere şükret." Diye azarlarken sanki bir an sabah okula giderken evde bıraktığım Ablam gibi konuştu.Başımı tamam der gibi salladım.

"Peki bu ne abla? İyiyim ben!" parmağımla migrenimi başlatmak üzere olan ekranı gösterdim.

"Önemli bir şey değil. Tansiyonun düşmüş, hafif bir panik atak geçirmişsin. Doktor küçük bir önlem, kendine gelince çıkarırız demişti. Sadece yüzeysel kesiklerin var çok şükür. Daha kötüsü de olabilirdi. Rabbim esirgedi seni kuzum."

Birden ayağa kalktı;

"Hemşireyi çağırayım."

"Abla İpek?"

Kapıya yönelen Ablam durdu, durdu ama bana yüzünü dönmedi. Sesi fısıltıyla çıktı;

"Yaşıyor" dedi ve odadan çıktı.

Yaşıyor! Bu ne demekti şimdi?

4 yaşındaki bir çocuğa kendi evinde ne olmuş olabilirdi ki? Bahçedeki salıncaktan mı düştü? Evde koltuktan zıplarken mi düştü? Yoksa biri bir şey mi yaptı? Ne oldu ne?

Midem bulanmaya, başım dönmeye başlamıştı. Oldum olası hastane kokusundan nefret ederdim zaten. Bir de cevaplanmayan sorularım ve içimde birikmeye başlayan öfke vardı.

Tam kolumdaki serumu çıkarmak için uzandığımda ablam hemşire ile birlikte odaya girdi.

"Geçmiş olsun" diyerek tansiyonumu ve ateşimi ölçtü. Başımı ağrıtan sesi de susturduktan sonra en son serumu kontrol etti. Az kalmıştı zaten.

"Tansiyon ve ateş normal. Serum bitince haber verin lütfen" deyince atıldım hemen;

"Çok sıkıştım, tuvalete gitmem lazım. Serum da bitmek üzere, çıkarsanız olmaz mı?"

Öyle melul melul bakmış olmalıyım ki önce seruma sonra da bana baktıktan sonra gülümseyerek "Tamam" dedi.Ohhh sonunda serumdan da kurtulmuştum. Artık İpek'in yanına gidebilirdim.

Hemşire odadan çıkar çıkmaz ablama döndüm. Artık sabrımın sonuna geldim

."Abla İpek nerde? Ne oldu? Bir cevap ver Allah aşkına ya!"A

blam!Öyle güzel bir kadın ki ablam. Henüz 25 yaşındaydı. Babam Efsun koymuş adını. İri ela gözleri, dalgalı kahverengi saçları, keskin yüz hatları, güzelliği ve zerafetiyle insanı büyülüyordu. Narin güzelliğine inat gibi bir o kadar da (damarlarındaki Karadeniz kanından olsa gerek) tüm darbelere karşı yıkılmaz bir kale gibiydi ablam. O kaleyi ben bu kez viran olmuş şekilde gördüm...İçimdeki korku büyüdü.Sandalyeyi yatağımın yanına çekti. Elleri saçlarımı okşamaya başladı ve sonunda konuştu.

"İpek bir kaza geçirdi İnci" derin bir nefes aldı.

Uzandığım yataktan bir anda doğruldum. Devam etmesini bekliyordum.Devam etmek istiyordu ama boğazındaki yumru ile zor konuşuyor gibiydi. Sakin olmaya çalıştım. Sabırla devam etmesini bekledim. Benim duymaktan korktuğum şeyleri o dile getiriyordu.

Ellerini saçlarımdan çekip kucağında yumruk yaptı.

"Tayfun geldi. İpek de babam geldi diye sevindi tabii. Bir bebek getirmiş gelirken. Öyle mutluydu ki anlatamam. İpek'in yanında Tayfun'a bir şey deyip yavrumun hevesini kırmak istemedim. Yarım saat durmadı zaten. Ne zaman fazla kaldı ki? "

Yumruk yaptığı elleriyle dizlerini dövmeye başladı. Kendi canını acıtıyordu. Tuttum ellerini, gözlerime baktı. Çok zorlanıyordu anlatırken.

"Bebeğiyle oyun oynayan kızını izliyordu. Bir an da 'gitmem lazım' diyerek çıktı gitti. İpek'e ben gidiyorum demedi bile. Hiç aklıma gelmedi İnci. İnan aklıma gelmedi Tayfun'un peşinden gideceği."

Bir damla gözyaşı aktı sağ yanağımdan çeneme doğru. Ablam kendini suçluyordu.

"Tayfun'un peşinden mutfağa girdim. Ocakta yemek vardı. Sadece altını kapatmak için gittim. İpek bebeğiyle oynuyordu. O arada babasının peşine gitmiş yavrum. Tayfun bahçe kapısını açık bırakmış. Benim aklıma gelmedi, evin içinde arıyorum İpek'i. Bahçe kapısından çıkmış, babasına caddenin karşısına doğru koşmaya başlamış. Tayfun tam arabaya binmek üzereyken görmüş ama yetişememiş. Ben dışardan gelen fren sesini, çığlıkları duyunca koştum hemen. Elinde bebeği sıkı sıkı tutmuş yavrum, kanlar içinde."

Daha fazla devam edemedi.Ağlamaya başladı, hıçkırarak ağlıyordu ablam. "Yavrum" deyip ağlıyordu, yumruk yaptığı ellerini göğsüne dizlerine vura vura...Uğruna tüm hayallerinden gözünü bile kırpmadan vazgeçtiği, evladı gibi bağrına basıp büyüttüğü yeğenine ağlıyordu.

🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿

Ablamın anlattıklarını zihnimde canlandırırken kalbimde öfke, acı ve üzüntü büyük bir kaos içindeydi.

Tayfun, abim...Nasıl bir duygu selinde boğuluyor 2 yıldır bilmiyorum. Böyle değildi Tayfun! Bu denli dikkatsiz, pervasız değildi!

İpek ilk adımlarını atmaya başladığında evde ne kadar keskin kenarlı şey varsa hepsini törpülemişti. Çok yakışmıştı ona baba olmak. İpek, onun hayatının ta kendisiydi.

Bir keresinde İpek'in mamasını ben yapmıştım da yemediğim fırça kalmamıştı. Çok sıcak yapmışım, bebek dediğin bu kadar sıcak mama içermiymiş? Bilmiyorsam internet diye bir şey varmış. Hiç mi aklıma gelmemiş? Annem de bir gün banyo suyunu hazırlamıştı İpek'in. Tayfun kontrol ettiğinde "sizin benim bebeğime gareziniz mi var? Cayır cayır yakacaksınız kızımı." Diye yeri göğü inletmisti. Zavallı annem "bilemedim oğlum. Bana suyun sıcaklığı iyi gelmişti, hemen ayarlim ben tekrar" diyerek yatıştırmaya çalışmıştı Tayfun'u.İpek için kimseyi gözü görmezdi.

Ve şimdi, Tayfun kızını düşünmeden bahçe kapısını açık bırakmıştı...

İki yıldır kızına bir görünüp bir kaybolan babaya dönüşmüştü. Onun gelip, kaçar gibi gitmeleri İpek'in minicik kalbinde öyle yaralar açıyordu ki, hiçbirimizin sevgisi, hediyeleri, şımartmaları o yaraları kapatamıyordu.Kafası karışıyordu İpek'in. "Babam beni sevmiyor" diye ağlıyordu. Bir yandanda sevmese hediye getirmezdi diyerek babasının getirdiği şekerleri, hediyeleri 'babamın hediyesi' deyip saklıyordu özenle. Küçücük çocuk babasının hediyesi diye o şekerleri yemiyor, saklıyordu...Bunu kızına nasıl yapıyor anlam veremiyorum. O kadar kızıyorum ki ona, sinirden boğulacak gibiyim.İpek'in yanına gitmeliydim.

"Abla durumu nasıl İpek'in? Ne dedi doktor?"

Ablam kendine gelmeye çalıştı. Ağlayarak;

"Ameliyatı iyi geçti dediler. Yoğun bakımda kalacakmış. 24 saat durumu kritikmiş."

Bir nebze iyi haber bu. Yataktan kalktım ayakkabılarımı aramaya başladım.

"İnci napıyosun? "

"Ayakkabılarım nerde?"

Dolabın içindeki ayakkabılarımı buldum ve giymek için eğildim. Sanırım hızlı hareket ettim, başım döndü bir an.

"İnci, ne oldu? Başın mı döndü? Doktoru beklesek ya. Hem yoğun bakımda içeri almıyolar zaten. Tayfun da orda bekliyo."

Tayfun'un adını duyunca daha da hızlandım. İçimdeki öfke susmuyor. Sinirden alev alev yanıyorum ve yakmalıyım. Yoksa ben yanıp kül olacağım.

"Hadi abla gidelim artık. Ben daha fazla duramicam burda.