4. Bölüm
Yepyeni bir bölüm...
Umarım severek olursunuz🙏🌿
Seyyyy... Bir de rica etsem yorum yapıp oy verirseniz cooookkk makbule geçer🥰♥️
Keyifli okumalar🌿🌿🌿🌿
İnci'den
Gözlerimi yine hastane odasında açtım. Bu kez öncekinden kazandığım tecrübe ile sakince kendime gelmeye çalıştım.
Bayılmıştım...
En son hatırladığım şey sıcak bir elin belimi kavrayışı, 'Tuttum seni' deyişi ve o kokusu...
Kimdi acaba?
Annem, yatağımın yanına sandalyesini çekmiş uyukluyordu. Saat kaç oldu? Ne kadar zamandır baygınım?
Odanın içindeki duvarda gözlerim saat aradı ama yoktu. Bir an önce kol saati takma alışkanlığı edinmem lazım!
Doğruldum yatağın içinde. Kıpırdanmama annem uyandı.
"İnci! Kızım, uyandın sonunda, şükürler olsun."
"İyiyim anne."
"Çok şükür kızım. Doktorun çok ilgilendi sağolsun."
"Sağolsun"
Annemin şükürlerine, minnetlerine eşlik etmeliydim yoksa konuşulmazdı annemle. O, önce dilindekileri dökecekti dudaklarından, sonra kulakları dinlemeye hazır hale geliyordu.
"Anne, ne zamandır burdayım ben? İpek nasıl, var mı bir gelişme?"
"Maşallah kızım, tüm sabahlamalarının acısını çıkardın. Neredeyse 24 saat uyudun. Saat 3 oldu. (15.00)"
"İpek? Uyandı dimi?"
"Uyandı kızım, uyandı."
Annem'in bana takılmalarından anlamalıydım. Keyfi yerindeydi, gülüyordu.
"Gerçekten mi? Anne, nasıl balım? İyi dimi? Odaya almışlardır, haydi gidip görelim."
Koluma baktım, sadece sağ elimin üzerinde serum iğnesi vardı, serumu çıkarmışlardı. Benim için kolaylık oldu, hemen yataktan kalktım.
"Dur kız dur! Allah'ın delisi. Acele etme, ablan gelsin de gidersiniz."
"Sen? Senle gidelim anne?
"Ben odaya çıkınca giderim kızım. Doktorun bana yasak koydu."
Sesi sitem doluydu.
"Nasıl ya? Çıkmadı mı yoğun bakımdan? Uyandı dedin?"
"Uyandı, uyandı da az kendine gelsin dedi doktor. İkinizin de doktoru aynı zaten. Bir sıkıntısı yok kuzumun, çok şükür."
"Ohhh... Valla rahatladım. İpek iyi, iyi olacak. Çok şükür Allah'ım."
Kendi kendime seri bir şekilde konuşurken annem;
"Ay delirdin sen İnci. Hem valla hem de billa delirdin sen! Otur şuraya, başımı döndürme! Düşüp kalıcan yine."
Gülüyordum...
İçim içime sığmıyordu... Odanın içinde ileri geri yürüyordum.
Durdum aniden! Annem? Doktor niye yasak koysun anneme? Yine mi hastalandı yoksa? Kalbi?
"Doktor sana niye yasak koydu annem?
"Offf... Doktor Yavuz... Maşallah adam hepimizi elden geçirdi. Sen bayılınca da ablana kızmış, aç kalmış bu kız, diye. Sınav sınav diye tutturdun, ayakta duramıyorsun işte. Safinaz oldun başımıza."
Annemin benzetmeleri...
"Hıhı... Temel Reis'im olmadan boğazımdan lokma geçmiyor."
"Aaaaa! Arsıza bak sen! Bir bayılıp ayıldın, dilin uzadı senin. Kafanı da çarpmadın İnci. Seruma mı bir şey kattılar acaba?"
Sesinde son söylediğine inanan bir ton vardı.
Gerçekten mi? Seruma bana zarar verecek bir şey kattıklarını gerçekten düşünüyordu annem şuan.
"Anne, ciddi olamazsın. İyiyim ben. Hem kim tuttu beni?"
"Yanımızdan geçen genç bir çocuktu. Seni odaya kadar kucağında taşıdı."
"Kucağında mı?"
Buz kestim! Hayatımda ilk kez, yabancı bir erkekle bu kadar yakın temas haline girmiştim ve ben baygındım! Sonra, o sıcak elini tekrar hissettim belimde. Buz gibi kaskatı kesilen bedenim gevşemeye başladı.
"Ay merak etme İnci. Bizim yanımızda kim ne yapabilir sana. Çocuk yardım etti sadece."
Kendine gel İnci! Tanımadığın adamın dokunuşunu hayal ediyorsun farkındasın dimi?
"Bişi demedim anne. Sen onu bunu bırak da söyle bakim, doktor niye yasak koydu sana?"
"Amaaan, doktor değil mi işte hepsi aynı. Pireyi deve yapıyorlar. Ekt mi EKG mi ne..."
"EKG anne."
Her hatalı sözcüğü düzeltme hastalığım... Evet, oldukça sinir bozucu ama kendime engel olamadığım bir şey bu.
"Heh.. işte ondan yaptılar. Kalbimin atışı bozulmuş yine. Otur dinlen dediler. Efsun'la doktor bir oldu, torunumu göstermiyorlar bana."
"Hmmm. O zaman yapacak bir şey yok Sultan'ım. Sen dinlen, ben bi koşu gidip geleyim."
"Kız otur şuraya. Düşüp kalacan şimdi bi yerlerde. "
Kapıyı açtığımda babam ve ablamla burun buruna geldim.
"İnci, nereye böyle gözünü açar açmaz?" Diye sert şekilde sordu Ablam.
"İpek'e"
"Olmaz boncuğum, doktorun sıkı sıkı tembih etti. Geç bakalım içeri, heh, şimdi de doğru yatağına."
Babamın ittirmeleriyle mecbur odanın içine doğru yürüdüm.
Yok, anlamıyorlar beni. İpek'in gözünü açtığını görmem lazım.
"Ama ben İpek'i görmek isti..."
"Seni taburcu edene kadar bu odadan dışarı çıkamazsın küçük hanım!"
Hmmm. Doktor Yavuz bu olmalıydı. Vay be, baya da karizmatik adam. 30 larında, esmer, simsiyah da gözleri var. Şu meşhur doktor dizilerinden fırlamış gibi.
Dur bir dakika! Ablama kaçamak bakış mı attı o? Tencere kapak gibiler zaten. Sesindeki tını bile aynı ablam.
Neyse, konumuz şimdi İpek!
"Yeğenimi merak ediyorum doktor bey."
"İpek gayet iyi. Yanında babası var." dedi Ablam.
"İskele babasına ihtiyacı yok İpek'in!"
"İnci!"
Ablamın uyaran sert sesiyle yine ani tepki verdiğimi anladım. Elin adamının yanında aile dramasına gerek yok sonuçta.
Doktor "öhöm öhöm" diye yalandan öksürdükten sonra bana yatağı işaret etti. Gerisin geri yatağa yürüyüp oturdum.
"Evet küçük hanım. Öncelikle şu anki durumun gördüğüm kadarıyla gayet iyi. Yine de tedbiri elden bırakmak istemiyorum. Beslenmene çok dikkat edeceksin. Sabah akşam kremini düzenli olarak yaralarına süreceksin."
"Tamam" kollarımı ilkokul çocukları gibi çiçek yapıp kaşlarımı çattım.
Doktor bu çocuk tavrıma gülümseyerek devam etti;
"Yeğenini merak ettiğini biliyorum ama o da çok iyi, güven bana. Ameliyatını yapan genel cerrah benim. İç kanaması durdu, kritik saatleri atlattı. Yarın odaya çıkacak. Hem ben İpek'e söz verdim! Sözümü tutabilmem için senin iyi olman lazım!"
Hepimiz doktora baktık gözlerimizi kocaman açarak.
"Ne... Ne sözü?" , inler gibi çıktı sesim.
"İpek, uyandıktan sonra ona bazı testler yaptık. Konuşturup şarkı söyletmek istedik. İpek, şarkı söyleyemem, dedi."
"Nasıl? Bir sorun mu var? Hani iyiydi her şey."
"Panik yapmaya da çok heveslisin küçük hanım. İpek iyi! 'sadece boncuk halam gitar çalarsa şarkı söylerim' dedi. Hastanede pek uygun karşılanmayacak, biliyorum. Ama tüm sorumluluğu alıyorum. İpek yarın odaya çıktığında, ona gitar çalman gerekiyor. Söz verdim."
Yüzümdeki yaralar sızlamıştı yine...
İki damla gözyaşı akarken gözlerimden 'peki' diyerek sustum. Zamanın geçmesini bekledim...
Ertesi gün, İpek'i odaya aldılar. Ablam, evden gitarımı getirmişti. Doktor Yavuz'un verdiği sözü yerine getirdik. Kısa bir süreliğine hastane koridorları 'Otobüsün tekerleği yuvarlak' ile inledi. Muhtemelen duyanlar, ' Allah akıl fikir versin!' diye söylenmişti. Amaaaannn... Çok da tın!
İpek iyiydi...
Atlatmıştı...
Atlatmıştık...
Hastane maceramız bir hafta sürdü. Herkes evdeydi artık. Evet, herkes... Tayfun da valizini toplayıp geldi. Çemkirecek olduğumda bu kez annem geçti önüme;
"Sen ne anasın ne babasın! Ne de abin gibi sevmedin daha kimseyi. Bilemezsin acısını. Sevdiğini kaybetmek nedir, bilemezsin. İnşallah hiç de bilmezsin. O yüzden hüküm verme kızım!"
Tövbe bismillah! Sultan'ım öyle keskin konuştu ki, sustum... Bir yandan da haklıydı annem.
Tayfun'un yengeme bakışları bir baskaydı hep. Yanyanayken bile özlüyor gibi bakıyordu. Bu kadar çok sevip de kaybetmek... Ayrılık değildi bu! Ayrılsa belki bir gün gelir diye umut etmek vardı. Ama ölümün alıp da geri getirdiği kimse yoktu işte. Giden asla dönmüyordu...
İki yıl önce, tüm gün İpek ile uğraşmaktan yorgun düşmüştü yengem. Bacaklarım çok ağrıyor demişti. Tayfun da bacaklarına masaj yapmış, sıcak su torbası koymuş. Tek isteği karısının acısını hafifletmekti aslında. O gecenin sabahına uyanamadı yengem. Kullandığı doğum kontrol hapları damar tıkanıklığı yapmış. Genetik yapısından kaynaklı doğum kontrol hapları pıhtılaşma yapıyormuş, yengem de bilmiyordu muhtemelen. Masaj yapmak, sıcak su torbası koymak beyne pıhtı atmasına sebep olmuş. Yengem sadece kızına haksızlık yapmamak, onu ihmal etmemek istemişti. İpek çok küçüktü, yeni bir bebekle ikisine yetememekten korkmuştu. Tüm bunlar için kendini suçluyordu Tayf