Keşfet

5. Bölüm

Alevden Akasya

"Neden bu kadar zor yaşamak, hiç anlamadım

Hep aklımda aynı soru; doğmasamıydım

Şimdi baştan her şeyi geri sarmalıyım

Çok üstüme gelme hayat, ben de insanım.

Bi rahat ver bana, bi nefes almalıyım

Belki de ben seni çok ciddiye almışım

Şimdi baştan her şeyi geri sarmalıyım

Çok üstüme gelme hayat, ben de insanım..."

Neden bu kadar zor ki yaşamak?

'Hayaller' yaşamak için en büyük motivesiyse insanın, onları gerçekleştirmek neden bu kadar zor?

İstediğimi elde ettim! Gecem gündüzüm bir oldu, zaman kavramını unuttum. Edebiyat bölümünü kazanmak için kendimi parçaladım. Ya şimdi? Şimdi ne oldu?

Benim 'hayalim' aileme yük oldu!

Abim (evet, artık abim) işten atıldı...

İpek ile abimin kavuşmasının üstünden bir hafta geçmemişti bile. Öğleden sonra annemin evdeki yokluğunu fırsat bilip, yeni aldığı gold işlemeli fincanlarından birine kahvemi yaparak kamelyaya doğru yürümeye başladım.

Abimle aramız düzelmişti. Yavaş yavaş eskiye dönüyorduk. İpek de mutluydu. Artık babasının kollarında, annesinin kokusuyla uyuyordu. Üstelik istediğim bölümü de kazanıp İstanbul'da kalmıştım. Tüm bunları düşünerek birazcık keyif yapayım dedim.

Demez olaydım!..

"Abi?" dedim sessizce.

Bu saatte abimin evde ne işi vardı? Yaklaştım. Kamelyada oturmuş, kafasını geriye atmış, iki eliyle de yüzünü kapatmıştı. Ceketi, yanında duran laptop çantasının üzerindeydi. Gömleğinin kollarını kıvırmış, kravatını da yarıya indirmişti. Kan mı o? Gömleğinde kan vardı!

"Abi! Bu ne hal? Ne oldu?"

Ellerini yüzünden çektiğinde tiz bir çığlık atarak elimdeki fincanı düşürdüm. Gitti takım...

"Sus İnci sus!"

Parmaklarını dudaklarına götürüp sus isareti yaptı.

"İyiyim ben. Yok bir şeyim."

"Bu mu iyi halin? Gözün mosmor, dudağın patlamış."

"Yok bir şeyim. Annem evde mi?"

"İpek'i parka götürdü, evde yok."

"Ohhh, iyi bari. Efsun içerde mi?"

"Geç abi geç. Annem gelmeden toparlayalım seni. Annemin fincan takımını da bozdum senin yüzünden. Offf ya, demediğini bırakmicak!"

Bıkkın bir halde bir elimle 'hadi' işareti yapıp diğer elimle laptop çantasını ve ceketini aldım. Eve girdiğimizde bir çığlık da ablamdan duyulduktan sonra, salondaki üçlü koltuğa oturur vaziyette attı kendini abim.

"Efsun, ne olur kapat şunları. Makyaj zımbırtılarından vardır bi şeyler dimi? İpek görmesin!"

"Kızını bu kadar düşünseydin bu hale gelmezdin Tayfun!"

"Abi desene kızım! Tam 3 yaş büyüğüm senden, 3."

"Günün birinde ben sana ablalık değil de sen bana abilik yaparsan derim TAY-FUN!"

Abim, gözlerini devirdikten sonra ellerini havaya kaldırarak pes ettiğini gösterdi.

İkisi arasında hep, garip bir değişim vardı. Abim kardeş, Ablam ise onun ablası oluyordu. Sanırım bu, ablamın baskın karakteriyle ilgili bir durumdu. Neyse ki ben vardım da abim, abilik adı altındaki tüm sinir bozucu davranışlarını bana karşı sergileyebiliyor, egosunu tatmin edebiliyordu. Vay benim halime...

Ablam, vakit kaybetmeden yaraları temizleyip pansuman yaptı. Kapatıcı ile morlukları da kapatırken ben de temiz tişört getirdim.

Yaptığı makyajı bitirdikten sonra "Anlat bakalım Tayfun Bey." diyerek kapatıcının kapağını kapatıp sehpanın üzerine koydu Ablam.

Ben de, ablam da gözümüzü abime dikmiş bekliyorduk.

"İnci, bak bakim abim, rengi tenime uymuş mu?"

"Uymuş abi. Tam anlamıyla 'dayak yemiş erkek makyajı' olmuş. Eline sağlık Ablam."

"Dalga geçme kız! Hem sen bide ..."

"Bide karşı tarafı mı görsün Tayfun? Ergen misin sen? Lisede mi kaldı aklın? Baba oldun hala köpek gibi dalaşıyosun milletle. Delirtme insanı da anlat hadi. Annemle İpek gelir birazdan "

Lisedeyken de çok fenaydı abim. İki gün de bir mutlaka eve geldiğinde bir yerlerinde morluk, yara bir şeyler olurdu hep. "Damarıma basıyolar napim" diye de savunmaya geçerdi hemen. Damarı ya Galatasaray olurdu ya da eğri duran burnu. Gerçi şimdi burnu düzgündü. İşe başladıktan sonra kendi kazandığı parayla yaptırdığı ilk şeylerden biriydi.

Acaba bu seferki damarı neydi?

Başını geriye atıp iç çekti, sonra doğrulup önce ablama sonra da bana bakarak konuşmaya başladı.

"Şirkette bi şerefsiz var, Erdinç."

"Şu geçen anlattığın ukala herif mi?" diye sordu Ablam.

Daha önce bir kaç kez akşam yemeklerinde adının geçtiğini hatırlıyorum ama abime tavırlı olduğumdan dikkatimi vermemiştim hiç. Sessizce dinlemeye karar verdim. Bir yandan da aklım, bozulan fincan takımındaydı...

"Heh, işte tam olarak o puşt!"

"Projenin içine ettiğini söyleme sakın! Kaç gece sabahladık onun için."

Ne olur proje olmasın! diye geçirdim içimden. Olayı öğrendikten sonra keşke proje olsaydı diyeceğimi bilmiyordum. Abimin terfi fırsatı için , üç gece üç kardeş sabahlamıştık. Ben tüm imla hatalarını kontrol edip proje metnini düzenlerken, Ablam da evdeki çay kahve stoklarını bize taşıya taşıya bitirmişti. Uzun zaman sonra, kardeş kardeşe birlikte emek sarf ettiğimiz ilk şeydi bu proje.

"Keşke proje olsaydı Efsun!"

"Ay ne o zaman, söylesene Tayfun."

"Yorum yapma da dinle o zaman! Allah Allah!"

Bence de abla, sus artık. Bak bana sesim çıkıyor mu?

"Tamam tamam, anlat hadi."

"Şirkette stajyer bir kız var, 17-18 yaşlarında falan. Daha önce de gördüm, hatta uyardım ama dinlemedi şerefsiz it!"

"Kıza bir şey mi yaptı?"

Öfkeyle çıkmıştı sesim. Sessizligim buraya kadardı...

"Tam olarak bi şey yapamadı diyelim de, kız için aynı şey geçerli değil tabii. Offf, gebertseydim keşke."

Ayağa kalkıp ileri geri yürümeye başlamıştı. Baya sinirliydi. Bu seferki damar oldukça hassastı...

"Ya, offf, seyy işte..."

Kendini sakinleştirmeye, uygun kelimeleri bulmaya çalışıyordu abim. Bir genç kızın yaşadığı tacizi, karşısında duran iki kız kardeşine anlatmak zor geliyordu...

"Öğle yemeği çıkışı kızı asansörlerin orda sıkıştırmış. Niyeti asansöre sokup orda kıstırmak, it herif! Kız, 'abi bırak, ne olur dokunma!' diyo ama şerefsizin pis elleri kızın orasında burasında. Nevrim döndü tabii. Sonuç; gördüğünüz bu yakışıklı sıfat!"

"Ohhh, ellerine sağlık abi. Şöyle münasip bi yerlerine iyice vursaydın inşallah."

"Hastanelik olduğu kesin de, neresine ne denk geldi onu doktoru söyler artık İnci boncuk. O kadar peşinden koşturamadım puştun. Aklım kız da kaldı. En son gördüğümde elleri, yüzü, boynu kızarmıştı lavaboda kendini yıkamaktan."

O adamın dokunduğu her yerini temizlemek istemişti demek ki. Teninden kazımak, kazıyarak pisliği atmak istemişti. Kız için çok büyük bir travma olacağı belliydi. Abimin aklının onda kalması gayet normaldi...

Bir süre sessizlik oldu. Sindirilmesi zor bir olay yaşanmıştı. Hepimizin her an başına gelebilecek iğrenç bir olay. Artık kadını erkeği, yaşlısı çocuğu kalmamıştı ki bu zamanda. Hep tetikte olmak zorunda olduğumuz bir zaman dilimindeydi bize sunulan ömür...

" Hee, bi de küçük bir detay daha var." diye devam etti abim.

"İnsan kaynakları o Erdinç şerefsizini işten çıkardı ama ... Benim de kahramanlığımı aksiyon dolu bulmuş. Adalet sistemine yaptığım katkılardan dolayı teşekkür edip şirket kartımı geri aldılar. Anlayacağınız, kovuldum!"

Bu kadardı işte! Böyle şeyler duyduğumda, bazı adalet sistemlerinin şeriat kanunlarıyla değiştirilmesini istiyordum ki, o şerefsiz ve onun gibiler hak ettiğini misliyle bulsun!

Öfkeyle bunun adil olmadığını dile getirsek de sonuç değişmedi tabii ki. Ablam da ben de olan kinimizi kustuk ama nafile... Abim sadece bizi dinlemekle yetindi. Yorum bile yapmadı. O, bizi dinlerken aklından neler geçirdi acaba?

Aklı hala o stajyer kızdaydı, durumunu merak ediyor olabilirdi. Belki gidip sarılmak istedi abim, 'korkma, ben senin de abinim! İki kız kardeşim bir kızım var. Onları nasıl korumak için elimden geleni yapıyorsam senin için de yaptım, yaparım da' demek istedi belki. Ama anlattığına bakılırsa kızcağız uzun bir süre kimselere bırak sarılmayı dokunamayacaktı bile. Öncesi var demişti abim. Kimbilir daha önce neler yaşatmıştı kıza pislik herif!

Abime kızmadım tabii ki. Böyle bir şeye kızılır mı? Elleri kolları dert görmesin.

"İyi yapmışsın Tayfun, tamam da şimdi ne olacak?"

Ablamın sorusuyla öfke, yerini derin düşüncelere bıraktı.

Olayın sonucu da bize fena patlamıştı. A