Keşfet

7. Bölüm

Alevden Akasya

"Evlere şenlik kızınız var

Bizim de onda gözümüz var

Belki biraz da nazınız var

Almaya gelicez vallahi"

Diye diye yine geldi Dudu karısı!

Taaaa yengemin cenazesinde taktı ablama kafayı. Millet baş sağlığına gelir, bu ise koca kıçını kaldırıp gelin bakmaya geldi.

Senin de alacağın olsun Sevgi teyze! Ahretliğim ahretliğim deyip duruyosun da anneme yapılır mı bu?

Hehhh... Abim de geldi. Gösteri başlasın!

İyi ki arkadaşımı çağırdım. Kıyamet kopacak!

Neyse, yaralanma falan olursa doktorumuz da var.

Ayyyy, ne diyorum ben ya? Allah'ım yardım et!

Çalan zil kurtardı hepimizi.

Canım arkadaşım!..

"Ben kapıya bakim."

Elimdekileri zigon sehpaya koyup kapıya yönelirken annem;

"Bi şey olduğu yok oğlum. Misafirlerimiz var işte. Hadi, pideleri mutfağa bırak. Efsun, sen de soğumadan hazırlayıp getir sofraya." diye tüm soğukkanlılığı ile herkesi yönlendirmesine hayran kaldım.

Ablam, kesinlikle annemin kızı. Hastanede karışma gibi milyarda bir olabilecek ihtimal bile silindi şu an.

Tabii, Dudu karısını da, o niyetini de göz ardı etmeyi ihmal etmedi Sultan'ım.

Abim ve Ablam mutfağa, ben de kapıya yürüdük.

Gökçe'yi çağırdığıma pişman olmadım değil ama "her şerde bir hayır vardır" diyen annemin sesi de beynimde çınlayıp duruyor.

Ya Allah bismillah, aç kapıyı İnci!

"Allah aşkına arkadaşım, düğün mü var cenaze mi? Bu ne kadar araba böyle? Zar zor park yeri buldum."

"Geç Gökçe geç. Düğün olmayacağı kesin de, cenaze çıkmasın diye dua ediyorum!"

"Aaa ... Kız ne oldu hayırdır?"

"Şimdiden görecek, duyacak ve yaşayacakların için özür dilerim."

"Hiiii... Dedikodu var dimi?"

Ay şimdi bayılıcam! Bi de yerinde zıplayıp el çırpıyor.

"Önce mutfak Gökçe!"

"Tamam, tamam"

Ablamın kıvılcımlanan kalbinin tekrar buz tutmasından o kadar çok korkuyorumki... Abim kesin bir delilik yapacak. Yavuz abinin önünde ablam ne hallere düşecek...

"Lan tamam! Doktoru anladık. Adama can borcumuz var zaten. Başımızın üstünde yeri var eyvallah da... O Alper lavuğu hangi cesaretle geldi lan? Bana bak Efsun, görüşüyo musunuz yoksa?"

Ohhhh... Çok şükür ki ablamın da henüz İpek'in anne olma çabasını bilmemesi iyi oldu. Abim bir de bunu duysa, üzüntüsünü öfkeye sarar sarmalar, kahvaltı niyetine hepimize afiyetle yedirirdi.

"La havleeee... Tayfun, salak salak konuşup çıldırtma beni! Ne işim var benim o öküzle?"

Ablam, pideleri kesip tabaklara koyuyordu. Konuşurken elindeki makası abime öyle bir uzattı ki, bir an saplayacak sandım. Bizi görmediler. Açıkçası benimde sesimi çıkarıp ablamın öfkesini üzerime çekesim hiç yok!

"Efsun, bak kızım, daha altı ay önce ağızlarının payını almadılar mı bunlar? Görüşmüyosanız bu adam hangi cesaretle yine seni istemeye geldi?"

"Ohaaaa. Kız isteme mi var? Hem de kahvaltı da? Aile kahvaltısında?

Sonunda Gökçe!

Biraz daha tepki vermeseydin ablam o makası kesin abime saplardı. Senin tahminin de gerçek olup, ev cenaze evine dönerdi.

Tepkilerin dikkat dağıtmada birebir 🤭

"Gökçe, gelmişsin. Hoşgeldin canım benim. Kusura bakma, biraz olaylı bir gün olacak gibi bugün."

Ablamla sarılırken Gökçe;

"Hoşbuldum Efsun abla, çok da memnun oldum. Asıl sen kusura bakma. Biraz aşırı tepki verdim sanırım."

Mahcup mu oldu o?

"Yok canım, tepkin gayet normal. İceridekiler anormal."

Ablam, gözlerini devirdi. Gerçekten bunalmıştı. Üstelik abim de ablamı suçluyordu.

"Alakasız olacak ama sizin gözler genetik galiba abla, İnci'nin de senin de gözlerin ne güzel!"

"Bu kız işini biliyo" bana bakarak kaşıyla Gökçe'yi işaret etti ablam. Ve güldü...

Minicik bir iltifat... Ablamın yanaklarını kızartmaya, gözlerinin içini güldürmeye yetmişti. Ne halde olursa olsun bir kadın, değişmiyordu galiba. Samimiyetle edilen birkaç güzel söz, bir kadına dünyayı sırtlayacak kadar güç verebiliyordu bazen.

Ablam o anlık gücü yaşayıp üzerinden attıktan ve gerçekliğe döndükten sonra baygın bakışlarla abimi gösterdi.

"Bu da evimizin hanzosu Gökçecim, Tayfun."

"Lannn..."

"Memnun oldum."

Gökçe'nin sesiyle başıyla selam verip "hoşgeldiniz" dedi belli belirsiz.

Hala sinirliydi abim. Gökçe'nin gelişi bile tutumunu değiştirmemişti.

"Pekiiii, tanışma faslı bittiyse ne yapıcaz onu düşünelim mi? Annem... Annem sinirlenmeden nasıl yapıcaz? Geçen sefer hastanede aldık soluğu hatırlarsanız."

"Ne mi yapıcaz? Yiyecekler içecekler sonra da si..."

Gökçe'ye bakış atıp devam etti abim;

"Defolup gidecekler işte İnci. Seninki de soru mu şimdi?"

"Sultan Teyze hasta mı?"

Gökçe'nin sorusuna ablam sesindeki çaresizlikle cevap verdi;

"Kalp yetmezliği var. Stres iyi gelmiyor."

Annemin sesiyle her şeyi akışına bırakıp pideleri alarak salona geçtik. Herkes masaya oturmuştu bile. Gökçe de sesli olarak selamlaşıp oturdu sofraya.Dudu, Gökçe'yi görünce;

"Ne çok misafir çağırmışsın Sultan!"

"Çağırdıklarım misafir değil Dudu, aileden!"

Şu kadın da laf yemelere doyamayacak bugün. Ama annemin de yükünü hafifletmek lazım. Bisiler yapmak lazım.

Sessiz sakin kahvaltıya başlandı sonunda. Ama gerilim ve aksiyon inceden devam etti.

Aralarda ki çay servislerinin birinde kıyametin ilk fragmanı gösterime girdi...

Alper, ablamın elini tuttu!

Gökçe ve benim dışımızda bir de ablamın saç telinin hareketini bile gözden kaçırmamak için çırpınan Yavuz abi gördü. Ablam, sinirden kaşlarını çatmış, ardından sinsi bir gülüşle tam çayı Alper'in üzerine dökecekti ki, Yavuz abinin çayı döküldü...

"Ayyy, yandın mı oğlum?"

"İyiyim, sorun yok." anneme cevap verirken gözlerini bir an bile Alper'den ayırmadı.

"Efsun, hadi kızım eline krem falan sürün. Tüh tüh, yandı adam."

Annem, ablamla Yavuz abiyi mutfaktaki ecza dolabina yönlendirirken, bende kalkıp Yavuz abinin dağılan servis tabağını toparlayıp değiştirmek için mutfağa doğru yürüdüm. Kapıya kadar ulaştığımda ablamın sitem ederken sesindeki hüznü anlamak hiç de zor değildi. Durdum ve dinledim...

"Hayır, bı de doktor olacaksın ve adam! Neşteri nasıl tutuyosun acaba elin titremeden. Üfff üfff . Yaktın elini. Üfff üfff."

Ablam, Yavuz abinin yarasını üflüyordu. Demek ki ablamın da canı yanmıştı... Üstelik 'siz' yoktu artık aralarında. Sadece bakışarak bu denli yaklaşabilir miydi insan birbirine?

"Senden önce davrandım diye kızdın mı bana?"

"Ben o şerefsizi yakacaktım, senin gibi kendimi değil!"

"Ya kazayla sen de yansaydın?"

"Hııı?"

Ablamın canının acıma ihtimali bile Yavuz abi için kabul edilemezdi demek. Böyle sevilir mi bir kadın gerçekten? Bu kadar derin, bu kadar güzel...

Rüzgar da böyle sever miydi beni?

Babam da güzel sever annemi ama daha önce hiç böyle bir şeye şahit olmadım. Bizim yanımızda gözleriyle severlerdi birbirlerini.

"Efsun?..."

"Efendim?"

"İlaçların iyileştiremediği yaralar da var. O yaralar ölümcül oluyor, çaresi yok. Bende öyle bir yara acmazsın dimi?"

"Be... Bennn..."

Ne yaptın Yavuz abi. Vur dedik öldürdün sende. Azıcık zaman, azıcık alan... Araya girip ablama nefes aldırmam lazım!

Bir kaç adım geri çekilip yeni geliyor gibi yaparak mutfağa konuşarak girdim.

"Yavuz abi iyi misin?"

Ablam, pembelesen yüzünü benden saklamak için kremi ecza dolabına bırakma bahanesiyle arkasını döndü.

Yavuz abinin gözleri hala cevap bekler şekilde ablamdayken;

"İyiyim İnci, bir şey yok."

"İnci, sen yeni servis çıkar Yavuz B..."

Yavuz abinin hayal kırıklığına uğramış bakışıyla 'bey' kelimesi tarihe karıştı.

"Yavuz'a"

Ablamın sesindeki tedirginlik ve heyecan kol kola girmiş horon teperken, Yavuz abinin gözlerindeki pırıltı, geceleri deniz üzerindeki yakamozlar kadar huzurlu ve ışıl ışıldı. Cevabını almıştı...

"Tamam ablam, siz geçin sofraya, geliyorum hemen."

Onlar salona geçtiklerinde oyalanmadan yeni servis tabaklarını alıp bende peşlerinden gittim.

Kahvaltı devam etti...

Dudu'nun laf atmaları genelde havada kaldı. Ablamın, annemin komutuyla Yavuz abinin tabağına sürekli bir şeyler koyması, Alper'in ve abimin dikkatinden kaçmadı tabii. Sevgi teyzeden ses çıkmıyordu, cezasını bekleyen çocuklara benziyordu bu hali. Gökhan ise kıtlıktan çıkmış gibi yiyordu. Arada nefessiz kalmasından korktugumdan gözüm sürekli ona takılıyordu. Gökçe, melocanı pek s

Yorumlar

  • Ebru Yıldız: Teşekkür ederim 🥰🌿