Keşfet

Aralık: Horus ve Anubis Arasında Bir Lise Öğrencisi(2024)

Amon-Ra`nın Defteri(1. Cilt)

13. Hafta: Kafenin Gölgesi ve Gözlerin Ağırlığı

Aralık ayı, Nilüfer'e kışın ilk beyaz nefesini getirdi. Ayın başında yağan kar, mahalleyi bir gecede bembeyaz bir örtüyle kapladı. Arka sokakların çamuruna düşen bu masum örtü, her zamanki kasvetli manzarayı mistik bir şeye dönüştürdü. Çocuklar karda oynuyor, anneler balkonlardan "Üşütmeden içeri gelin!" diye bağırıyor ve kaldırımlar tuzla kaplıydı. Ama Kıvılcım'ın dünyasında masumiyet çoktan unutulmuş bir anıydı. Belki de deftere ilk kez bir isim yazdığı gece, belki de Mert'in hayatının sona erdiği an, ya da belki de daha da öncesinde, o ağır, siyah örtüyü ilk açtığı anda yok olmuştu.

Aralık ayının ilk Pazartesi günü, Kıvılcım okula giderken bir değişiklik fark etti. Lancer her zamanki gibi caddenin karşısındaydı. Ama bu sefer kafede oturmuyordu; ayakta duruyordu. Kalın siyah bir palto ve bere giymişti, elinde sıkıca tuttuğu bir kahve fincanı vardı. Gözleri bir anlığına Kıvılcım'a dikildi, sonra bakışlarını kaçırdı ve kahvesinden bir yudum aldı.

Kıvılcım okula girdi ve sınıfına doğru yöneldi, ancak tüyleri diken diken oldu. Lancer'ın bakışları şimdi farklıydı. Daha yoğun, daha ağırdı. Aramayı bırakmış ve sonunda avını köşeye sıkıştırmak için sabırla beklemeye başlamış bir avcının bakışlarıydı.

O gün öğle yemeği sırasında Ceren, kafeteryada heyecanla ona yaklaştı. "Kıvılcım, o adamı gördün mü? Her gün okulun karşısında duran adam. Sanırım polis falan. Geçen gün bir veli 'Interpol'den bahsetti. Bunun ne alakası var?"

Kıvılcım omuz silkerek, "Belki de yalnızca kahveyi seviyordur," dedi.

"Her gün aynı saatte mi? Tam bir lisenin karşısında mı? Hayır, bu başka bir şey."

"Belki de bir güvenlik tehdidi nedeniyle önlem alıyorlardır."

"Belki," dedi Kıvılcım gözlerini kaçırarak. "Bilmiyorum."

Ama o biliyordu. Lancer onun hayatını haritalandırmak, rutinlerini, arkadaşlarını, alışkanlıklarını ve zayıf noktalarını öğrenmek için oradaydı. Her saat, her dakika oradaydı. Vazgeçmeyecekti.

Salı günü, Kıvılcım dershaneden çıkarken Lancer'ı tekrar gördü. Bu sefer kafenin önünde değil, girişin tam karşısındaki bir bankta oturuyordu. Yanında bir termos kahve ve küçük bir defter vardı. Kıvılcım yanından geçerken, Lancer yukarıya doğru bir bakış attı ve gözleri buluştu. Lancer gülümsedi. Kıvılcım da karşılık olarak gülümsedi. Ama bu ifadelerin hiçbiri samimi değildi.

Lancer, "İyi akşamlar Kıvılcım Hanım" dedi.

"İyi akşamlar," diye dedi ve yürümeye devam etti.

"Bugün okul nasıldı?"

"Sorun yoktu."

"Deneme sınavına girdin mi?"

"Evet."

"Peki, nasıl geçti?"

"Beklenenden daha iyi," dedi ve gizemli başını salladı.

Lancer defterine bir şeyler yazdı. Kıvılcım arkasını dönüp uzaklaştı, kendi kendine fısıldadı, "Beni bulamayacaksın." Ama bu sefer kendi sesi pek de inandırıcı gelmiyordu.

Çarşamba günü, okuldan sonra Ceren'le yürürken, Kıvılcım Lancer'ı tekrar gördü. Bu sefer adam okul bahçesini profesyonel bir kamerayla çekiyordu. Ceren, "Bakın! Belgesel çekiyor olmalılar!" diye bağırdı. Kıvılcım zoraki bir gülümseme takındı, ama içinde soğuk bir öfke kaynıyordu. Lancer onun hayatına giriyor, mahremiyetini ihlal ediyor, her hareketini kaydediyordu. Yine de çaresizdi. Yasadışı bir şey yapmıyordu; yalnızca izliyordu. Bekliyordu.

O gece, defteri bir kez daha açtı. Haftalar sonra ilk kez Lancer'ın adını yazma konusunda güçlü bir istek duydu. Ama direndi. Bunun yerine, küçük bir hayal kırıklığı ifadesi olan önemsiz bir şey yazdı:

"DAVID LANCER'IN KAHVESİ HER SABAH DÖKÜLSÜN. ISITICISI KAPAĞI SIKIŞSIN. ELLERİ KIŞ RÜZGARINDA SOĞUSUN. SAĞLIĞI KALSIN AMA RAHATLIĞI KAYBOLSUN. MÜCADELE ETSİN. YORULSUN."

Defteri sıkıca kapattı ve içini çekti.

.

Perşembe sabahı Kıvılcım, okula giderken Lancer'ı gördü. Adam termosuyla uğraşıyordu; kapağı tamamen sıkışmış gibiydi. Sonunda şiddetli bir sarsıntıyla açıldığında, kahve fışkırarak pantolonunu, ceketini ve küçük defterini ıslattı. Lancer İngilizce bir şeyler fısıldadı; yoldan geçen öğrenciler anlamasa da yine de güldüler.

"İşe yaradı," diye düşündü Kıvılcım. Ama zafer duygusu hissetmedi. Kısa bir an için gücünün ham etkisini hissetti, sonra her zamanki gibi karanlık boşluğu doldurmak için geri döndü.

---

14. Hafta: Küçük Oyunlar ve Görünmez Mesajlar

Aralık ayının bir sonraki haftasına gelindiğinde, Kıvılcım Lancer'ın varlığına alışmış gibiydi. Her gün oradaydı; sabahları okula geldiğinde, öğle yemeğinde ve akşamları özel dersten çıktığında. Bazen kafede oturuyor, bazen bir bankta, bazen de elleri cebinde, gözleri Kıvılcım'a dikilmiş bir hâlde öylece duruyordu.

Kıvılcım ise buu bir oyuna dönüştürmeye karar verdi. Lancer onu izliyorsa, o da Lancer'ı izleyecekti. Lancer onu korkutmak istiyorsa, o da Lancer'ı korkutacaktı. Silahla değil, defteriyle—küçük, ölümcül olmayan ve tek bir mesaj ileten notlarla: "Seni görüyorum."

Pazartesi günü Lancer, her zamanki gibi kafenin önündeki yerinde oturuyordu. Önünde bir kahve, yanında da defteri vardı. Kız okula girerken yanından geçti. Tek kelime etmedi; ona bakmadı bile. Ama zihninde, defterine yazdığı cümleyi tekrarladı:

"Lancer'ın kahvesine şeker yerine tuz koyun."

On dakika sonra Lancer kahvesinden bir yudum aldı ve yüzünü buruşturdu. Tadını anlamaya çalıştı, bir yudum daha aldı ve sonra fincana baktı. Kahve satıcısına seslendi, "Bu kahveye ne koydunuz?" Satıcı şaşkınlıkla, "Şeker, efendim," diye dedi. Lancer hiçbir şey söylemedi; sadece fincanı yere koydu ve bir daha yudum almadı.

Sınıf penceresinden onu izledi. Bir zafer duygusu hissetti, ama aynı zamanda boş bir his de duydu. Bu çocukça oyunlar, gerçekten yapabileceklerinin yanında ne ki? Hayatlara son verebilir, kaderleri yeniden yazabilirdi, ama işte burada, bir adamın kahvesine tuz koymakla meşguldü.

Salı günü Kıvılcım daha cesur bir şey yaptı. Defterine şunları yazdı:

"Lancer'ın defterindeki tüm notları silin. Sadece boş sayfalar görsün. Ne yazdığını hatırlamasın."

O öğleden sonra, kafede otururken Lancer defterini açtı. Bir an duraksadı. Sayfalar bomboştu. Birkaç saat önce yazdığı notlar, gözlemler, zamanlar ve isimler... her şey gitmişti. Kaşlarını çatarak defterin sayfalarını tek tek çevirdi. Hepsi boştu. Kalemi alıp tekrar yazmaya başladı, ama yüzünde bir huzursuzluk ifadesi belirdi. Bir şeyler ters gidiyordu. Bunu hissedebiliyordu.

Okul penceresinden onu izledi. "Şimdi ne yapacaksınız, Bay Lancer?" diye fısıldadı. "Çıldırmış olduğunuzu mu düşüneceksiniz, yoksa işin içinde sihir olduğunu mu anlayacaksınız?"

Çarşamba günü Kıvılcım tamamen pervasızlaştı. Şöyle yazdı:

"Lancer okul bahçesinde yürürken kayıp düşecek. Kimse görmesin. Sadece küçük bir yaralanma. Acı hissedecek ama bacağı kırılmayacak."

Öğle yemeği sırasında Lancer okul bahçesinde yürüyordu. Kaldırım buzlu ve tehlikeliydi. Birkaç saniyeliğine dengesini kaybetti, kaydı ve düştü. Dizini sertçe çarptı. Etrafta kimse yoktu. Ayağa kalktı, pantolon paçasını yukarı çekti ve morluğu inceledi. Kendi kendine mırıldanarak yürümeye devam etti.

Kadın onu kantin penceresinden izliyordu. Ceren yanına gelip, "Neye bakıyorsun?" diye sordu.

"Hiçbir şey," dedi Kıvılcım. "Sadece gökyüzünü izliyordum."

Perşembe gününe gelindiğinde Lancer'ın gerginliği giderek artıyordu. Kahvesi dökülmüş, notları silinmiş, ayağı kaymıştı; her şey ters gidiyordu. Yine de pes etmemişti. Hâlâ oradaydı. Hâlâ izliyordu. Hâlâ bekliyordu.

Onu o halde görünce Kıvılcım içinde garip bir kıpırdanma hissetti. Acıma mıydı, yoksa saygı mıydı? Doğaüstü engellere rağmen adam pes etmeyi reddediyordu. Tıpkı onun gibiydi; boyun eğmezdi.

O akşam, daha fazla bir şeyler yazmak isteyerek defteri açtı. Ama fikrini değiştirdi. Lancer'ı daha fazla rahatsız etmek istemiyordu. Onu korkutup uzaklaştırmak, vazgeçmesini sağlamak istiyordu, ama bu küçük yöntemler ona sadece hayal kırıklığı yaşatıyordu. Ve Kıvılcım, bir düşmana bile gereksiz yere acı çektirmek istemediğini fark etti.

Defteri sıkıca kapattı ve yastığının altına yerleştirdi.

15. Hafta: Geçmişe Yolculuk ve Tuğrul'un Şüpheler

Yorumlar

  • Yağız Emre Çiçek: Kıvılcım`ın Kader Katibi olduğunu ispatlamak ve onu yakalamak
  • Ayla Sancak: bu lancer karakterinin niyeti ne
  • Yağız Emre Çiçek: işin sonunda karşıt istihbaratı paranoya ile yenecek kadar iyi satranç oynuyor. ama 8x8 tahtada değil, hayatta
  • Yağız Emre Çiçek: özellikle bunun sonu sıcak ve samimi olsa da bir sürü soruyu havada bırakacak
  • Yağız Emre Çiçek: peşinde deli gibi kişi varken ve defter onu karanlığa sürüklemişken nasıl huzurlu olabilir
  • Yağız Emre Çiçek: zaten ilerleyen bölümlerde bu "güvenlik tehtiti" meselesi ordunun gündemine gelecek ama ne iyi yönde ne kötü yönde kanıt bulabilecekler
  • Emre Kuş: kıvılcım biraz daha dikkatli olmalı
  • Yağız Emre Çiçek: onu figüran olarak kullandım. Kıvılcım`ın defterden önceki masumiyetini sembolize ediyor
  • Doğan Sancak: sınıfta herkes merak ediyor gibi
  • Hocaaan trabzonlu: kıvılcım neden bu kadar huzursuz anlamadım
  • Zeynep Avcı: bir güvenlik tehdidi olabilir mi acaba
  • Tolga Korkut: ceren iyi dost ama pek destek olmuyor