Keşfet

Ekim: Ev Baskını ve Ra`nın Mührü(2024)

Amon-Ra`nın Defteri(1. Cilt)

5. Hafta: Rutin Kontrol ve Gergin Bekleyiş

Ekim ayı Nilüfer'e sonbaharın melankolisini getirdi. Yağmurlar başlamış, arka sokaklardaki çürüyen yapraklar su birikintileriyle karışmış ve kaldırımlar kayganlaşmıştı. O noktada, okulda artık "o kız" olarak biliniyordu; öğretmenler onu örnek gösteriyor, sınıf arkadaşları ise ona ya hayranlıkla ya da kıskançlıkla bakıyordu. Ama kimse bu başarının ardında bir defter, bir tanrı ve giderek büyüyen bir karanlığın yattığını bilmiyordu.

Lancer'ın gölgesi her yerdeydi. Kıvılcım onu sık sık görüyordu: okulun karşısındaki kafede, dershane önünde ve bazen mahalle bakkalında bile. Adam konuşmuyordu, yaklaşmıyordu, sadece izliyordu. Notlar alıyor, fotoğraflar çekiyor ve bekliyordu. Ne beklediğini bilmiyordu. Ama tüyleri diken diken olmuştu.

---

Ekim ayının ilk Pazartesi günüydü. Okuldan eve gelmiş ve odasında ders çalışıyordu. Defteri masanın üzerinde açıktı; son yazdıklarını kontrol ediyor, bir şeyler eklemek istiyordu. Tam o sırada kapı zili çaldı.

Annesi henüz fabrikadan dönmemişti. Evde yalnızdı. Kapı zilini açmaya gitti. Kapıda iki adam vardı. Biri Lancer'dı; gri saçlı, mavi gözlü, koyu gri bir ceket giymişti. Diğeri daha genç, koyu saçlı, sakallı, sivil bir ceket giymiş ama polis duruşuna sahipti. Gözleri sürekli etrafı tarıyor, her detayı kaydediyordu.

"Bayan Kıvılcım?" dedi Lancer, Türkçesi aksanlıydı ama anlaşılırdı. "Ben Interpol'den David Lancer. Bu da asistanım Tuğrul Demir. Size birkaç soru sormak istiyoruz."

Kıvılcım'ın kalbi hızla atmaya başladı. Ama yüzünde hiçbir şey belli etmedi. Yılların, aslında sadece birkaç ayın tecrübesi ona duygularını gizlemeyi öğretmişti.

"Lütfen içeri gelin," dedi sesi sakin. "Annem evde değil, ama size yardımcı olabilirim."

---

Salona girdiler. Lancer ve Tuğrul karşılıklı oturdular. O da onların karşısına oturdu, ellerini kucağında birleştirmişti. Yüzünde masum bir ifade vardı. Ama içeride, defter masanın üzerinde açık duruyordu. Unutmuş muydu? Hayır. Ama kapatma fırsatı bulamamıştı. Defterin odasında, belki de fark edilmeden kalmış olmasını umuyordu.

Lancer kendi defterini çıkardı ve açtı.

"Sayın Kıvılcım, son aylarda Bursa'da ani ölümlerin sayısındaki artışı duymuş olmalısınız. Doğal nedenlerle ölen mahkûmlar, serbest bırakılan suçlular... Bu vakaları takip ediyoruz. Ve sizin adınız da şüpheliler listemizde yer alıyor."

Kıvılcım kaşlarını kaldırdı. "Ben mi? Lise öğrencisi mi? Ben ne yapabilirim ki?"

"Tam olarak bunu öğrenmek istiyoruz," dedi Tuğrul, sesi daha da sertleşerek. "Geçen yıl matematik notların 50'lerdeydi. Bu yıl deneme sınavlarında 100'lerdesin. Uykusuz gecelerin, içe dönüklüğün, sosyal medyayı kullanmaman... Tam olarak profilimize uyuyorsun."

"Ders çalışıyorum," dedi Kıvılcım gözlerini kaçırmadan. "Sınava hazırlanıyorum. Çok çalışıyorum. Gece geç saatlere kadar ders çalışıyorum, bu yüzden uyuyamıyorum. Sosyal medyada vakit kaybetmek istemiyorum. Bu bir suç mu?"

Lancer bir şeyler yazdı. Sonra ayağa kalktı.

"İzninizle evinizi aramak istiyoruz. Bu rutin bir güvenlik kontrolüdür. Herhangi bir şey bulamazsak sizi rahatsız etmeyeceğiz."

Kıvılcım'ın içinden sessiz bir çığlık yankılandı. Defter! Masanın üzerinde! Ama sesi sakindi.

"Tabii, arayabilirsin. Ama odam dağınık, sınavlara hazırlanıyorum."

---

Lancer ve Tuğrul evi aramaya başladılar. Oturma odasından mutfağa, banyodan yatak odalarına kadar her yeri aradılar. Kadın nefesini tutarak onları izledi. Her an odasına girebilirlerdi. Her an defteri görebilirlerdi. Her an her şey bitebilirdi.

Tuğrul, Kıvılcım'ın odasının kapısını açtı. İçeri girdi. Kıvılcım'ın kalbi gümbür gümbür atıyordu. Masayı inceledi. Defter... hâlâ oradaydı. Açık. Sayfalarındaki Göktürk yazısı parıldıyordu.

Tuğrul masaya yaklaştı. Deftere uzandı. Kadın nefesini tuttu. Ama Tuğrul'un eli deftere değdiği anda bir şey oldu.

Defterin sayfaları bir anda bulanıklaştı. Harfler kayboldu, yerini sıradan bir tarif aldı. "Mercimek Çorbası," yazıyordu. Malzemeler: mercimek, soğan, havuç... Tuğrul kaşlarını çattı. Defteri kaldırdı ve sayfalarını karıştırdı. Her sayfa ya boştu ya da tariflerle doluydu.

Tuğrul, defteri Kıvılcım'a göstererek, "Bu nedir?" diye sordu.

"Bu bir yemek kitabı," dedi Kıvılcım, sesi şaşırtıcı derecede sakindi. "Annem yazdı. Yemek yapmayı öğreniyorum."

Tuğrul defteri masanın üzerine koydu. Diğer dolapları, kitaplığı ve yatağın altını kontrol etti. Hiçbir şey bulamadı.

Lancer odaya girdi. Gözleri her şeyi taradı. Masadaki defteri inceledi, ama o da sadece bir tarif gördü. Ra'nın büyüsü işe yaramıştı. Zihinlerini bulandırmış, gerçeği gizlemişti.

Lancer hayal kırıklığıyla, "Burada hiçbir şey yok," dedi. "Rahatsız ettiğimiz için özür dileriz."

Kıvılcım onları kapıya kadar uğurladı. Lancer döndü ve son bir kez baktı.

"Sizi gözlem altında tutuyorum, Bayan Kıvılcım. Bir şey bulana kadar pes etmeyeceğim."

"Anlıyorum," dedi Kıvılcım. "İyi günler."

Kapı kapandığında Kıvılcım kapıya yaslandı ve derin bir nefes aldı. Bacakları titriyordu, elleri buz gibiydi. Odasına koştu ve defteri kaptı. Sayfaları karıştırdı. Harfler yeniden ortaya çıkmıştı. Göktürk rünleri, altın rengi mürekkep, yazdığı cümleler. Her şey yerli yerindeydi.

Ra'nın fısıltısını duydu:

"Seni korudum Kıvılcım. Ama dikkatli ol. Onlar pes etmeyecekler."

Kıvılcım defteri yastığının altına koydu. O gece uyuyamadı. Tavana bakarak düşündü. Lancer pes etmeyecekti. Tuğrul da pes etmeyecekti. Artık peşindeydiler. Ve belki bir gün defteri bulacaklardı. Ama o güne kadar hazır olması gerekiyordu.

---

Ekim: 6. Hafta — Görünmezlik Mührü ve Zihinlerin Karışıklığı

Ekim ayının ikinci haftasına gelindiğinde, Kıvılcım giderek daha paranoyak hale gelmişti. Polisin her an kapısına dayanacağını ve defterin bulunacağını düşünüyordu. Derslere katılmakta zorlanıyor, öğretmenlerin ne dediğini duymakta güçlük çekiyordu çünkü sürekli Lancer'ın soğuk, hesapçı bakışlarını hayal ediyordu. Hatta Ceren bile onun durumunu fark etmişti.

"Kıvılcım, neyin var senin? Dalgınsın. Sanki başka bir yerde yaşıyorsun."

"Çok yorgunum," dedi Kıvılcım. "Sınavlar yaklaşıyor."

Ama onu yoran sınavlar değildi. Lancer'dı. Tuğrul'du. Defterdi ve içindeki büyüyen karanlıktı.

O çarşamba, okuldan eve döndüğünde, kapısının önünde park etmiş bir araba gördü; siyah, camları filmli ve plakasızdı. İçinde iki adam oturuyordu: Lancer ve Tuğrul. Kıvılcım'ın kalbi hızla çarpmaya başladı. Kapıyı açıp odasına koştu. Yastığının altından defterini çıkardı, nereye saklayacağını düşünüyordu ama artık çok geçti.

Kapı zili çaldı.

Kıvılcım defteri masanın üzerinde bıraktı—başka bir yere koymaya vakti yoktu—ve kapıya yöneldi. Lancer ve Tuğrul bu kez daha ciddi bir aceleyle içeri girdiler.

"Bayan Kıvılcım," dedi Lancer, sesi sert bir tonda. "Evinizde yasa dışı bir şey sakladığınıza dair bir ihbar daha aldık. İzninizle, bu sefer daha kapsamlı bir arama yapacağız."

Kadının itiraz edecek ne enerjisi ne de zamanı vardı. Adamlar içeri girdiler ve doğruca odasına yöneldiler.

Tuğrul, Kıvılcım'ın odasının kapısını açtı. İçeri girdi. Defter masanın üzerinde açık duruyordu. Sayfalarındaki Göktürk yazısı parıldıyordu. Nefesini tuttu; bu sefer kaçış yoktu. Her şey sona ermek üzereydi.

Tuğrul deftere uzandı ve elini kapağına koydu. Tam o sırada oda bir anda soğudu. Bir mezardan süzülen güneş ışığı gibi loş, altın rengi bir ışık belirdi. Kıvılcım, Lancer ve Tuğrul ışığı aynı anda gördüler. Işığın içinden bir gölge yükseldi: Aslan başlı, insan bedenli ve gözleri ateş gibi yanan bir tanrı.

Ra.

Lancer ve Tuğrul donakalmışlardı. Gözleri kamaşmış, zihinleri bulanmaya başlamıştı. Ra, defterin üzerine eğildi. Ağzını açıp usulca fısıldadı. Göktürk harfleri sayfalardan kayıp havada dans etti ve ardından Görünmezlik Mührü olarak kapağa kazındı.

Ra'nın sesi yalnızca Kıvılcım'ın zihninde yankılandı:

"Hiç kimse defteri gerçek haliyle bir daha görmeyecek. Sadece boş sayfalar, tarifler, sıradan bir kitap görecekler. Güvendesin kızım. Ama u

Yorumlar

  • Yağız Emre Çiçek: onu söylersem spoiler vermiş olurum ama daha uzunca bir süre bu gerginlik devam edecek
  • Yağız Emre Çiçek: zaten ilk bölümlerde ana soru şu "acaba yakalanacak mı?"
  • Aylin Damla Eryılmaz: bu sıkıntılı bekleyiş nasıl sona erecek acaba
  • Eylül Karaca: bütün bu gergin durumlar beni geriyor
  • Yağız Emre Çiçek: adam 25 yıl boyunca ajanlık yaptı ve seri cinayetleri çözdü. hal böyle olunca da "Kader Katibi" radarına girdi
  • Ege Korkmaz: bu Lancer adamı çok şüpheli bir tip