Keşfet

Mart: Çelik Gibi Bir İrade(2025)

Amon-Ra`nın Defteri(1. Cilt)

25. Hafta: Türkiye Şampiyonu ve "Bursa'nın Gururu"

Mart ayı, Nilüfer'e baharın ilk ılık esintilerini getirdi. Ağır kar erimiş, geriye çamur lekeleri ve nemli toprak kokusu kalmıştı. Arka sokaklardaki yıpranmış çınar ağaçlarının dallarında tomurcuklar şişmeye başlamış, kuşlar her sabah daha erken saatlerde şafak korosuna başlamıştı. Ancak Kıvılcım için mevsimler durağan kalmıştı. Onun dünyasında sadece sınavlar, defterin ağırlığı ve Lancer'ın gölgesi vardı.

Mart ayının ilk Pazartesi günü, okul bahçesinde bir hareketlilik vardı. Öğrenciler sıkı gruplar halinde toplanmış, fısıldaşıyor ve çılgınca el kol hareketleri yapıyorlardı. Kıvılcım binaya girdiğinde bir değişiklik fark etti: İlk defa insanlar ona sadece geçerken bakmıyorlardı; tamamen başka bir şeye bakıyorlardı. Sonra Ceren elinde bir gazete ile ona doğru koşarak geldi.

"Kıvılcım! Kıvılcım!" diye nefes nefese bağırdı. "Gördünüz mü? Siz başardınız!"

Gazeteyi Kıvılcım'a doğru uzattı. Manşet şöyle haykırıyordu: "Bursa'nın Gururu: Nilüfer'in Kendi Kıvılcım'ı Ulusal Deneme Sınavında Birinci Oldu!" Metnin altında okul yıllığından Kıvılcım'ın bir fotoğrafı vardı. Koyu saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu ve düşünceli bakışları kameraya değil, uzak bir noktaya, belki de kendi iç dünyasının derinliklerine sabitlenmişti.

Kağıdı aldı ve kelimeleri sessizce taradı. Yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu. Ama içten içe bir şeyler kıpırdanıyordu. Gurur muydu, korku mu, yoksa yalnızca Ra'nın soğuk fısıltısı mıydı? Soğuk, cama yaslanmıştı.

"Tebrikler!" dedi Ceren, ona sarılarak. "Gerçekten bir dahisin! Bunu nasıl yapıyorsun? Bana sırrını söyle!"

Kıvılcım hafifçe gülümsedi. "Çalışarak," dedi. "Başka yolu yok."

O gün okulda bir tören düzenlendi. Müdür Kıvılcım'ı odasına çağırdı. Ellili yaşlarında, hafif göbekli ve kel bir adamdı. Ama gözleri gerçek bir heyecanla parlıyordu. Elinde bir plaket tutuyordu, yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

"Kıvılcım," dedi, "bu okulun tarihindeki en büyük öğrencisisin. Tarihi bir başarıya imza attın. Tüm Türkiye'de bir numarasın. Seninle inanılmaz gurur duyuyoruz."

Ona plaketi uzattı. Plakette şu yazıyordu: "Başarı Belgesi. Ülke çapında en yüksek puanı aldığı için Kıvılcım'a takdim edilmiştir." Bir an için hiçbir şey kıpırdamadı.

Kıvılcım ödülü kabul etti ve kısaca inceledi. Sonra müdürün gözlerinin içine baktı. "Teşekkür ederim efendim," dedi. "Ama daha iyisini yapabilirim. Gerçek YKS'nda da birinci olacağım."

Okul müdürü şaşkına döndü. Bu kızın özgüveni yaşına göre çok fazlaydı; neredeyse tüyler ürperticiydi. "Sana inanıyorum," dedi. "Hepimiz senin arkandayız."

Öğle yemeği vaktine kadar okul bahçesinde bir gazeteci kalabalığı toplanmıştı. Yerel gazetelerden ve ulusal televizyon kanallarından muhabirler "dahi" ile röportaj yapmak için bekliyorlardı. Kıvılcım, onlarla sırayla müdürün odasında görüştü. Mükemmel hazırlanmıştı; odasının sessizliğinde her kelimeyi prova etmişti.

"Nasıl çalışıyorsunuz?" diye sordu bir gazeteci.

"Disiplinliyim. Günde on iki saat çalışıyorum. Düzenliyim ve tamamen hedefime odaklanmış durumdayım."

"Böylesine zor bir sınavda nasıl birinci oldunuz?"

"Hazırlıklıydım. Çok çalıştım ve baskı en yüksek seviyedeyken sakin kaldım."

"Sınav sırasında neler hissediyordunuz?"

"Hazırlığıma güveniyordum. Verdiğim her cevabın arkasında sağlam duruyordum."

Yalanlar. Ama onları öyle bir zarafet ve inançla dile getirdi ki herkes ona inandı. Bir okul kızının masum gülümsemesini takıyordu, gözlerinde bir ışık parlıyordu. Kimse o ışıltının altında gizlenen karanlığı görmedi. Kimse gülümsemesinin ardında saklı olan kadim ağırlığı hissetmedi. Sessizliği küçük bir ses böldü.

Röportajlardan sonra, Kıvılcım avluda yalnız başına yürürken Lancer'ı gördü. Her zamanki yerinde, kafenin önünde duruyordu, elinde bir termos kahve vardı. Ama yüzünde yeni bir ifade vardı—hayranlık mıydı, korku mu, yoksa avının ışığa çıktığını gören bir avcının sabırlı sabrı mıydı? Sessizlik uzadı.

Kıvılcım geçerken Lancer seslendi: "Tebrikler Kıvılcım Hanım. Türkiye şampiyonu oldunuz."

"Teşekkür ederim, Bay Lancer," dedi Kıvılcım adımlarını hiç bozmadan.

Lancer, birkaç adım geriden yürüyerek, "Bir sorum var," dedi. "Bunu gerçekten nasıl başardınız? Sadece çok çalışarak mı oldu?"

Durdu ve döndü. Lancer'ın gözlerinin içine dosdoğru baktı.

"Evet," dedi. "Sadece çalışarak. Başka yolu yok."

Lancer gülümsedi, ama bu sıcaklık gözlerine ulaşmadı.

"Umarım öyledir," dedi. "Çünkü başka bir yol varsa, onu bulacağım."

"Eğer bulursan," diye dedi, "mutlaka bana söyle. Ne olduğunu merak ediyorum."

Kadın arkasını dönüp uzaklaştı. Lancer, kadın köşeyi dönüp gözden kaybolana kadar hareketsizce onu izledi. Oyunun yeni ve daha tehlikeli bir seviyeye ulaştığını biliyordu. O an, etraflarında sakinleşti.

---

26. Hafta: Interpol'ün Reddi ve Lancer'ın Yalnızlığı

Takvim Mart ayının ikinci haftasına girerken, Lancer büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Haftalarca titizlikle bir rapor hazırlamış, kaydettiği her gözlemi ve istatistiksel anormalliği toplamıştı. Kıvılcım hakkında resmî bir uluslararası soruşturma talebiyle tüm bunları Interpol merkezine göndermişti. Ama aldığı yanıt, hayal edebileceğinden çok daha sert ve küçümseyiciydi.

Salı günü, otel odasındaki masasında otururken bir e-posta geldi. Konu: "Talebinizle İlgili - Kıvılcım Soruşturması." Lancer dosyayı açtı ve satırları tararken yüzü giderek daha da asıklaştı.

Bay Lancer,

Talebiniz Uluslararası İşbirliği Birimi tarafından incelenmiştir. Konuyla ilgili sunduğunuz kanıtların hiçbiri somut delil teşkil etmemektedir. Şüpheler, "sezgiler" ve istatistiksel tesadüfler, resmî bir soruşturma başlatmak için yeterli değildir. Ayrıca, failin lise öğrencisi olduğu teoriniz, açıklanan suç profiliyle örtüşmemektedir. Üst yetkililer, bu dosyayı kapatmayı ve sizi başka bir birime atamayı uygun görmüştür. Lütfen en kısa sürede Türkiye'den ayrılmak için hazırlıklara başlayın.

Saygılarımla,

Interpol Uluslararası İşbirliği Birimi

Lancer kelimeleri tekrar tekrar okudu. Elleri titriyordu. Yorgunluk ve öfkenin karışımıyla görüşü bulanıklaşmıştı. Nasıl bu kadar kör olabilirlerdi? Aylarca bu kızın gölgesinde yaşamış, her hareketini takip etmiş, "adaletinin" imkânsız zamanlamasını belgelemişti. Ve şimdi, üstleri ona çekip gitmesini söylüyordu.

Lancer, e-postanın soğuk alt metnini yankılayarak, "Bir lise öğrencisini rahatsız etmeyi bırakın," diye mırıldandı. "Hiçbir kanıt yok. Hiçbir delil yok. Sadece bir hayalet."

Tuğrul odaya girdi. Lancer'ın yüzünü görür görmez haberin felaket olduğunu anladı.

"Sayın Başkan, ne oldu? Rapor muydu?"

Lancer sessizce dizüstü bilgisayarı ona doğru çevirdi. Tuğrul e-postayı okudu, sonra uzun ve ağır bir sessizliğe büründü. Odadaki tek sesler ısıtıcının hafif uğultusu ve Bursa trafiğinin uzaktan gelen gürültüsüydü.

"Ne yapacağız Sayın Başkan?" diye sordu Tuğrul, yaşadığı aksiliğe rağmen sesi sakin.

Lancer ayağa kalktı ve pencereye doğru yürüdü. Aşağıda, Nilüfer sokakları bahar yağmuruyla ıslanmıştı. İnsanlar hayatlarına devam ediyor, çocuklar okuldan eve dönüyordu; her şey çok normal, mücadele ettiği karanlıktan tamamen habersiz görünüyordu. Yan odada bir kaşık bardağın kenarına değdi.

Lancer kararlı, "Burada kalıyorum," dedi. "Resmî emir olsun ya da olmasın, buradayım. Çünkü o kızın suçlu olduğunu biliyorum. Ve bunu kanıtlayana kadar pes etmeyeceğim."

Tuğrul başını salladı, yüzünde kararlı bir ifade belirdi. "Öyleyse ben de sizinleyim, Sayın Başkan."

Lancer döndü ve Tuğrul'un gözlerine baktı. "Teşekkür ederim," dedi. "Bu avda yalnız olmadığımı bilmek güzel."

O öğleden sonra, Kıvılcım okuldan ayrılırken Lancer'ı tekrar gördü. Ama adam değişmişti. Daha gergin, daha kararlıydı; her şeyini ortaya koymuş ve kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir adamın bakışları vardı. Kıvılcım yanından geçerken Lancer ona seslendi.

"Kıvılcım Hanım bir dakikanız var mı?"

Durdu. "Elbette."

Lancer ona yaklaştı, delici bir yoğunlukla doğrudan gözlerinin içine b

Yorumlar

  • Yağız Emre Çiçek: herhalde. bile bile yapıyor. deha olarak gözüksün ki insanlar ona katil diyemesin
  • Yağız Emre Çiçek: insanın zihninde "deha" ile "katil" aynı yerde barınamaz. tam da bu yüzden başarısı ile gündeme gelerek bunu maskeliyor
  • Aylin Okur: birinci olunca herkesin dikkatini çekmek normal
  • Yağız Emre Çiçek: her şeyi deftere yazmak zorunda değil
  • Yağız Emre Çiçek: tıpkı benim bu sene ilk 15k ya girmem gibi. ama yazıyı yazıp kendisini birinci yaptı YKS de. aslında iyi bir sonuç alabilirdi ama yazıyı yazarak işi garantiye aldı
  • Volkan Eryılmazlı: bu kadar özgüvenli biri olmak zor
  • Yağız Emre Çiçek: iyi maske takıyor. yoksa daha ilk günden yakalanırdı
  • çağrı sarıhan: çalışarak başardığını söylemesi çok önemli
  • Alper Akgün: o kadar çalışkan ki böyle bir sonucu hak ediyor
  • Haticem kar.: bütün gözlerin üzerindeyken bu kadar sakin kalmak zor