Ocak: Beyaz Ölüm ve Kırmızı Mürekkep(2025)
Ocak ayı Nilüfer'i kalın bir beyaz örtüyle kaplamıştı. Kar aralıksız yağıyor, okulları kapatıyor ve çocukları evlerinde tutuyordu. Ama Kıvılcım için tatil diye bir şey yoktu. Özel dersler devam ediyor, deneme sınavları sürekli geliyordu. netleri her geçen gün yükseliyordu: TYT 115, AYT 78. Artık sadece sınıfının en başarılı öğrencisi değildi; tüm ilçenin en yüksek net yapan öğrencisiydi. Adı Nilüfer'deki her eğitim kurumunda fısıldanıyordu. "Kıvılcım'ın netlerini gördünüz mü?" "Sırrı ne?" Herkes ondan bahsediyordu. Ama kimse ona gerçekten ulaşamıyordu.
Ancak geceler farklı bir nitelikteydi. Ocak ayının soğuğundan uyuşmuş parmaklarıyla yazdığı isimler, Türkiye'nin çok ötesinde can alıyordu. Etki alanı uluslararası hale gelmişti. Bir gece internette bir haber gördü: Rusya'da, çocuk istismarcısı olduğu kanıtlanmış bir adam "yetersiz kanıt" nedeniyle serbest bırakılmıştı. Adamın fotoğrafını inceledi; dudaklarında alaycı bir sırıtış vardı. Defterini açtı:
"VİKTOR S. BEYİN KANAMASI GEÇİRECEK. OTUZ GÜN İÇİNDE ÖLSÜN."
Otuz gün sonra haber geldi: Viktor S. evinde ölmüştü. Rus yetkililer "doğal nedenler" gerekçesiyle bir rapor yayınladı, ancak dünya artık bu tür etiketlere inanmıyordu. Uluslararası manşetler şöyle olmaya başladı: "Kaderin Kâtibi Dünya Çapında Yayılıyor." Yan odada bir kaşık bardağın kenarına değdi.
Ocak ayının ortalarında tüyler ürpertici bir olay yaşandı. Okul koridorunda yürürken Kıvılcım, bir öğretmenin takım elbiseli iki adamla konuştuğunu gördü. Adamlar kimliklerini gösteriyorlardı. Kıvılcım yanlarından geçerken gözleri onun gözleriyle buluştu. Bakışlarında sadece merak yoktu; tanıma vardı. Panikleyen Kıvılcım, kalbi göğüs kafesinde gümbür gümbür atarken tuvalete koştu ve kapıyı kilitledi. Polis miydi? FBI mı? Interpol mü? Bilmiyordu. Ama çemberin daraldığını biliyordu.
O gece yeni bir şey denedi. Ölüm değil, silme. Amon-Ra ona "kaderi değiştirebileceğini" söylemişti ve bazen kader unutmayı gerektiriyordu. Göktürk yazısıyla şunları yazdı:
"Nilüfer'de 'Kaderin Kâtibi' soruşturmasını yürüten tüm ajanlar ve görevliler bu olayları doğal bir olgu olarak kabul edeceklerdir. Konuyu kapatacaklardır. Adımı, yüzümü ve varlığımı unutacaklardır."
Üç gün sonra İçişleri Bakanlığı bir açıklama yayınladı: "'Kaderin Kâtibi' vakası uluslararası bir şehir efsanesi olarak kabul ediliyor. İncelenen tüm ölümlerin bilimsel olarak doğal olduğu kanıtlanmıştır. Soruşturma resmen kapatılmıştır."
İşe yaramıştı. Ama bedeli bilinmiyordu. Gücünün ağırlığını hissetti; artık sadece bir araç değil, varlığının bir uzantısıydı. Defteri yastığının altına koyduğunda, sanki derinin içinde bir kalp atıyormuş gibi sıcak hissetti. Korkmuştu. Ama ellerini çekemedi. O an, ellerini sarmıştı.
17. Hafta: Yarıyıl Tatili ve Kedi-Fare Oyunu
Dönem arası tatili başladı ve öğrencilere iki haftalık bir mola verdi. Ancak Kıvılcım için bu tatil, Lancer'ı alt etmek için bir savaş alanıydı. Lancer Bursa'dan ayrılmamıştı; gölgesi hâlâ hayatının üzerinde dolaşıyordu.
Tatilin ilk Pazartesi günü, Lancer'ın arabasının dairesinin karşısında park edilmiş olduğunu, camlarının buzlanmış olduğunu gördü. "Bu adam hiç eve gitmiyor mu?" diye mırıldandı. Eski bir Osmanlı konağında bulunan kütüphaneye yöneldi. Ahşap oymalar ve eski çınar ağaçlarıyla sessiz bir sığınaktı burası. Ama orada bile Lancer belirdi; elinde termosuyla bir bankta oturmuş, gözleri girişe dikilmişti.
Pencerenin kenarına oturdu ve şunları yazdı:
"Lancer'ın arabasının lastiği patlasın. Yedek lastiği de bozulsun. Dondurucu soğukta çekici beklesin ama hastalanmasın."
Bir saat sonra, Kıvılcım pencereden Lancer'ın arabasının yanında durup sinirle bir lastiği tekmelediğini izledi. Yedek lastik gerçekten de işe yaramazdı. Lancer kardan korunmak için yakasını yukarı çekerek bir ileri bir geri yürürken, Kıvılcım'ın dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.
"Ra," diye fısıldadı, "bu doğru mu? Vaktimin büyük bir kısmını böyle önemsiz oyunlarla mı harcamalıyım?"
Ra'nın sesi kış rüzgârı gibi içeri süzüldü: "Bazen en büyük cenkler, en küçük hamlelerle kazanılır, ey Kıvılcım. Onu yorsan hata eder; hata ederse zafer senindir. Sabır eyle."
Salı günü, oyunu daha da ileri götürerek Lancer'ı Bursa köylerinde bir kovalamacaya sürükledi. Mudanya'ya, ardından Gemlik'e ve nihayet İznik'e giden otobüslere bindi. Lancer her adımını takip ederek hareketlerini kaydetti. İznik'te bir otelde sahte bir iz bırakarak arka kapıdan çıktı ve şehre geri döndü. Lancer, artık orada olmayan bir kızı beklemek zorunda kaldı.
Eve döndüğünde annesi onun yorgunluğunu fark etti. "Sadece gezmeye gittim anne," diye yalan söyledi Kıvılcım. O gece Lancer hakkında yazmadı. Sadece aralarındaki irade savaşını düşündü. Güçlü iradeli olmayı öğrenmişti ve ilk pes eden o olmayacaktı. Gece pencerelere iyice yaklaştı.
18. Hafta: İz Takibi ve Yanlış İpuçları
İkinci yedi günlük tatil dönemi Kıvılcım için daha da yorucu geçti. Lancer'ı oyalayacak daha karmaşık yöntemler bulmak zorundaydı. Lastik patlatmak veya kahve dökmek gibi basit numaralar artık yeterli değildi. Lancer daha temkinli, daha paranoyak ve hatta daha kararlı hale geliyordu. Onu şaşırtmalı, yanıltmalı ve zamanını tamamen tüketmeliydi.
Pazartesi günü Kıvılcım yeni bir planı uygulamaya koydu. Önce Nilüfer'in kalabalık yerel pazarına gitti ve kalabalığın arasına karıştı. Lancer da onu takip etti. Ancak yoğun kalabalık işini zorlaştırdı. Kıvılcım tezgahtan tezgaha dolaştı, dar sokaklara girdi ve ara sıra bir dükkana girip arka kapıdan çıktı. Lancer nefes nefese onu takip etti, defterine bir an bile not alacak fırsat bulamadı, onu gözünden ayırmayı zar zor başardı.
Ardından Kıvılcım bir otobüse atladı. Lancer de tam zamanında otobüse bindi. Otobüs, Bursa'nın en ıssız köşelerinden biri olan uzak bir dağ köyüne doğru gidiyordu. Yolculuk uzun, virajlı ve karla kaplıydı. Lancer'in yorgunluğu açıkça belliydi. Ama pes etmedi. Köye vardıklarında Kıvılcım otobüsten indi, küçük bir kahvehaneye girdi, sessizce bir çay içti ve ayrıldı. Sonra daha da uzak bir yerleşim yerine giden başka bir otobüse bindi. Lancer hemen arkasından gitti.
Bu oyun bütün gün devam etti. Akşam çöktüğünde Kıvılcım sağ salim evine döndü. Lancer ise kendini bir dağ köyünde mahsur kalmış halde buldu. Kıvılcım'ın kasten yanlış bir iz bırakması ve yanlış otobüse binmesine neden olması yüzünden son otobüsü kaçırmıştı. Lancer o gece bir köy pansiyonunda kalmak zorunda kaldı; ısıtması, sıcak suyu olmayan ve yatakları sert, rahatsız tahtadan yapılmış bir yerdi. Bir an bile uyuyamadı. Bir yerlerden televizyonun mırıltısı geliyordu.
Ertesi sabah ilk otobüsle Bursa'ya döndüğünde, doğruca Kıvılcım'ın evine gitti ve kapıyı çaldı. Kadın kapıyı açtı, yüzünde saf, yapmacık bir masumiyet ifadesi vardı.
"İyi misiniz, Bay Lancer?" diye sordu. "Gözleriniz çok yorgun görünüyor. Hiç uyuyamadınız mı?"
Lancer derin ve kesik kesik bir nefes aldı. "Oyun oynuyorsunuz, Bayan Kıvılcım," dedi. "Ama ben oyunlardan bıkmam. Siz devam ettiğiniz sürece ben de devam edeceğim."
"Oyun mu?" diye sordu Kıvılcım kaşlarını kaldırarak. "Ben sadece tatilimi seyahat ederek, keşfederek ve eğlenerek geçiriyorum. Ve sen de bana eşlik ettin. Arkadaşlığın için teşekkür ederim."
Lancer'ın yüzü kıpkırmızı oldu, ama bunun öfkeden mi yoksa dondurucu soğuktan mı olduğu anlaşılamadı. Arkasını dönüp uzaklaştı. Kadın kapıyı kapattı, kapıya yaslandı ve derin bir nefes verdi. Kimse konuşmadan önce soğuk tenine işledi.
"Bir tur daha," diye fısıldadı. "Bakalım ne kadar dayanabileceksin, Lancer."
Çarşamba günü Kıvılcım daha da ileri gitti. Lancer'ı, kendisinin bile adını zar zor duyduğu, çok ıssız bir köye götürdü. Saatler süren bir otobüs yolculuğu ve dağ yolunda uzun bir yürüyüşün ardından, tenha bir kulübeye ulaştılar. Lancer tamamen bitkin düşmüştü, Kıvılcım ise durmadı. Kulübeye girdi, içindekilerle kısaca konuştu ve farklı bir yoldan çıktı. Lancer onu takip etmeye çalıştı. Ama yol ikiye ayrılıyordu. Yanlış yola saptı ve bir saat sonra kendini çıkmazd
Yorumlar
- Yağız Emre Çiçek: "güce rağmen insan kalabilecek mi" sorusu ana sorulardan birisi
- Aslı Zorlu: bu karakterin güçlü olması çok etkileyici
- Yağız Emre Çiçek: direkt Yagami Light gibi öldürse "terörist" olurdu. mecburen Lancer i yordu, hata yaptırmaya çalıştı
- Yağız Emre Çiçek: maalesef, onlar da sadece Kıvılcım ın kendisini nasıl gösterdi ise öyle biliyor
- Yağız Emre Çiçek: bunun da bir bedeli var
- Yağız Emre Çiçek: gündüz "Horus" gibi aydınlık, herkesi hayran bırakan (Mısır mitolojisinde Horus gündüzü sembolize eder) gece ise "Anubis" kadar karanlık. (Anubis hem geceyi hem ölümü sembolize eder)
- aleyna: araba lastiği meselesi tam bir komedi
- Umay Vuralcan: şu öğretmenler kesin bir şey biliyor
- Damla Pınar: kaderle oynayabilmek cesaret ister
- Samet Can Zengin: öğrencilik zor ama sen harika gidiyorsun
- Yağız Emre Çiçek: gerçekte olamaz. zaten her şey fantezi. gerginlik, aksiyon uzunca bir süre devam edecek
- Yağız Emre Çiçek: Yagami Light gibi yazıyor isimleri ölmesi için. Ama üç aşamalı bir roman bu. İlk aşamada "yakalanacak mı" ikinci aşamada "acaba gücü nasıl yönetecek" üçüncü aşamada ise "bütün bu güce rağmen Kıvılcım hâlâ insan kalabilecek mi" şeklinde