Keşfet

Sonbahar: Kamusal Alandaki Sonuçlar ve İlk Dökülen Yapraklar (Eylül 2024)

Amon-Ra`nın Defteri(1. Cilt)

Eylül: Lise Son Sınıfın İlk Günü ve Kanatlanan Bir Kader

1. Hafta: Okul Zilinin Sessiz Çığlığı

Nilüfer'in arka sokaklarında bunaltıcı yaz sıcağı henüz dinmemişti, ancak sabah esintilerinde bir serinlik vardı. Yaprakların uçları sararmaya başlamış, sokak lambaları akşamları biraz daha erken yanmaya başlamıştı. O sabah Kıvılcım, yaz boyunca özel ders merkezinde geçirdiği günlerin, defteriyle yaptığı gece yarısı yolculuklarının, ilk müdahalelerin ve ilk sonuçların yorgunluğuyla uyandı.

Okulun başladığına dair tek işaret, annesinin mutfaktaki telaşlı hareketliliğiydi. "Kızım, kahvaltını ye, geç kalma!" Sesi yıllardır aynıydı, aynı tonda ve yoğunluktaydı. Ama bu sabah farklıydı. Çünkü Kıvılcım artık aynı kız değildi.

Yatakta doğruldu, gözleri hemen yastığının altına kaydı. Defter oradaydı. Siyah deri, eski, ağır. Her gece, her sabah olduğu gibi yastığının altına koyuyor ve her sabah kontrol ediyordu. Parmağını kapağın üzerinde gezdirdi. Soğuktu. Ama içinde bir sıcaklık hissetti—Ra'nın nefesi, belki de kendi kanının ateşi.

Defteri çıkardı, birkaç saniyeliğine açmak istedi. Yazacak bir şey var mıydı? Hayır. Henüz yoktu. Ama onu yanında taşımak zorundaydı. Okulda. Çantasında. Her zaman.

Kalktı ve odasının perdelerini araladı. Nilüfer'in arka sokakları güneşte parıldıyordu. Bir bahar akşamı, bir defterin başına düştüğü o sokaklar. Artık kaderinin yazıldığı yer olmayan, sadece geçip gittiği bir manzara olan o sokaklar. Çünkü kader artık kaleminin ucundaydı.

---

Kahvaltıda karşılıklı oturdular. Annesinin elleri—tekstil işçisinin elleri, izlerle dolu—bir dilim ekmeğe reçel sürüyordu. Babası çoktan gitmişti. Evdeki tek sessizlik televizyondaki sabah haberleri ve tabakların şıkırtısıydı.

"Heyecanlı mısın?" diye sordu annesi, gözlerini kaldırmadan.

"Bilmiyorum," dedi Kıvılcım. Ve bu doğruydu. Hissettiği şey heyecan mıydı, korku mu yoksa sabırsızlık mıydı? Belki de hepsi birden.

"Son sınıftasın," dedi annesi, sesi gurur ve endişeyle doluydu. "Gelecek yıl üniversite. Umarım girersin ve bu fabrikadan kurtulursun."

Kıvılcım sessizliğe büründü. Kendi kendine, "Kazanacağım anne. Zaten neredeyse kazandım bile. Çünkü defter öyle yazıyor." diye düşündü.

Ama bunu söylemedi. Sadece ekmeğini bitirdi, çantasını aldı ve kapıya doğru yürüdü. Çıkarken kısa bir süre durdu, arkasına baktı. Annesi mutfakta bulaşıkları topluyordu, sırtı dönüktü. Kıvılcım annesinin bu görüntüsünü hafızasına kazıdı. Çünkü o günden sonra her şeyin değişeceğini biliyordu. Kendisi için, annesi için ve Nilüfer için.

---

Okul bahçesine adımını attığında kalabalık yeni yeni toplanmaya başlıyordu. Kız grupları, erkek grupları, kucaklaşan, hasret gideren, geçen yaz tatillerinin anılarını paylaşan insanlar... Sessizce aralarından geçti. Kimse onu incelemedi. Kimse "Merhaba" demedi. Yıllardır böyleydi. Sınıfın gösterişsiz kızıydı. Çok başarılı değildi, çok asi de değildi. Ortalama. Sıradan.

Ama bu yıl farklı olacak.

Sınıfa girdi. Sırasına oturdu. Hâlâ eski sırasıydı; arka tarafta, pencerenin yanında, duvara yaslanmış. Kimsenin onu görmeyeceği, kimsenin fark etmeyeceği bir köşe. Buna rağmen Kıvılcım artık görünmez olmak istemiyordu.

Defter çantasındaydı. Varlığını hissetmek ona bir güvenlik duygusu veriyordu.

---

İlk ders matematikti. Öğretmen yeni müfredatı, sınav takvimini ve beklentilerini açıklıyordu. Sınıfın yarısı uyukluyordu, diğer yarısı not alıyordu. Öğretmen de not alıyormuş gibi yapıyordu ama aklı başka yerlerdeydi.

Öğretmen bir soru sorana kadar.

"Logaritmik denklemlerde, tabanın 1'den büyük olması ile tabanın 0 ile 1 arasında olması arasındaki fark nedir? Kim cevaplamak ister?"

Sessizlik. Kimse elini kaldırmadı. Kimse göz teması kurmadı.

Kıvılcım'ın içinde bir şeyler kıpırdandı. Eski Kıvılcım başını öne eğip, gözlerini kaçırır ve kendi kendine, "Beni çağırma" diye düşünürdü. Ama eski Kıvılcım ölmüştü. Onun yerine, defterin sahibi, kaderin yazarı, Ra'nın eli geldi.

Elini kaldırdı.

Öğretmen şaşırdı. Sınıf da şaşırdı. Kimse bu sessiz, mütevazı kızın elini kaldıracağını beklemiyordu. Öğretmen kısa bir süre tereddüt etti, sonra başını salladı.

"Taban 1'den büyükse, logaritma fonksiyonu artar," dedi Kıvılcım, sesi sakin ve net. "Taban 0 ile 1 arasındaysa, azalır. Eşitsizlikleri çözerken yön bu yüzden değişir."

Öğretmen kaşlarını kaldırdı. "Doğru. Mükemmel. Devam edelim."

Sınıfta bir fısıltı yayıldı. Kimisi şaşırdı, kimisi umursamadı, kimisi de "Bu kızın nesi var?" diye düşündü. Kıvılcım başını eğip defterini inceledi. Ama içinden, "İşte başlıyoruz," diye düşündü.

---

Ders bittikten sonra, teneffüste Ceren yanına geldi. Ceren onun çocukluk arkadaşıydı, hatta tek arkadaşıydı. Gözleri merakla parıldıyordu.

"Sana ne oldu? Matematik dersinde elini mi kaldırdın? O sen miydin?"

Gülümserken yüz ifadesi yumuşadı. "Yaz boyunca çok çalıştım. Özel derslere gittim. Notlarım yükseldi."

Ceren'in yüzünde hayranlık ve kıskançlık karışımı bir ifade vardı. "Yaz boyunca herkes çok çalıştı ama hiç kimse senin gibi değişmedi. Sanki bambaşka bir insan oldun."

"Belki de zaten öyleyimdir," dedi Kıvılcım, Ceren'le göz teması kurmaktan kaçınarak.

---

O gün, diğer derslerde de aynı şeyi yaptı. Edebiyat dersinde elini kaldırdı, Fizik dersinde elini kaldırdı, Kimya dersinde elini kaldırdı. Her seferinde doğru cevabı verdi. Her seferinde öğretmenlerin dikkatini çekti. Her seferinde sınıftaki fısıltılar daha da yükseldi.

O akşam eve döndüğünde yorgundu. Ama bir gurur duygusu da hissediyordu. İlk gün. On iki ders. Altı el kaldırma. Altı doğru cevap. Eski Kıvılcım için imkânsız olan şey, artık sıradan bir şeydi.

Odasına gitti, kapıyı kapattı ve defterini çıkardı. Yastığının altına koydu. Ama önce bir şey yaptı: deftere geri döndü ve ilk sayfaya baktı. Yazdığı cümleler hâlâ oradaydı. Eksik ödeme düzeltilmişti. Ceren'in başvurusu doğru kişilere ulaşmıştı. Mert'in acımasızlığı sonunda kameraya yakalanmıştı. Ve bunların altında, altın mürekkeple parıldayan o gizemli cümleler duruyordu.

Kalemini eline aldı. Düşündü. Bugün yazacak bir şey var mıydı? Belki vardı. Belki de "Bugün elimi kaldırayım" diye yazmalıydı? Ama gerek yoktu. Çünkü zaten elini kaldırmıştı. Kendi özgür iradesiyle. Bir deftere ihtiyaç duymadan.

Bu onun için bir zaferdi.

Defteri sıkıca kapattı, yastığının altına koydu ve uykuya daldı.

---

2. Hafta: Alışmak ve Saklanmak

İkinci hafta Kıvılcım için bir uyum süreciydi. El kaldırmak artık rutin bir şeydi. Doğru cevaplar bekleniyordu. Öğretmenler onu fark etmeye başlamıştı. "Kıvılcım, bu problemi çözebilir misin?" "Kıvılcım, tahtaya gelebilir misin?" "Kıvılcım, bu konuyu açıklayabilir misin?"

Her seferinde kalkıp gider, sorunu çözer, açıklar ve geri gelirdi. Sınıftaki fısıltılar artık şaşkınlıktan çok hayranlık veya kıskançlık içeriyordu. Kimisi "çok çalışkan" derken, kimisi "çok özel biri" diyordu, kimisi de "her şeyi biliyor" diye mırıldanıyordu.

Kıvılcım ise yine de kimseyi umursamıyordu. Umursadığı tek şey, çantasının en derin bölmesindeki fermuarın altında saklı olan, kılıf içindeki defteriydi.

O hafta başka bir şey daha oldu. Ceren'le teneffüste okul koridorunda yürürken bir ekip kızın yanından geçtiler. Grup, okulun en popüler kızlarından oluşuyordu. Hepsi ışıl ışıl, bakımlı ve güzeldi. İçlerinden biri—adını bilmiyordu, belki Sude, belki İrem—Kıvılcım'ı süzdü ve yüksek sesle şöyle dedi:

"Bakın, bakın! İşte çalışmanın faydası bu. Geçen yıl kütüphanede kitap kurduydu, bu yıl ise kara tahtada profesör oldu."

Diğerleri güldü. Kıvılcım'ın yüzü kızardı. Ama durdu. Arkasını döndü. Grubun gözlerinin içine baktı.

"Evet," dedi sesi soğuk. "Denemeye çalıştım. Sen de deneyebilirsin."

Kızlar şaşkına döndüler. Ceren, Kıvılcım'ı şaşkınlıkla inceledi. Arkasını dönüp yürümeye devam etti. Ama kendi kendine, "Bütün bunlar defter sayesinde oldu. Ama tıpkı elini kaldırmak gibi, bu da benim cesaretim," diye düşündü.

---

Defteri nereye saklayacağını günlerce düşündü. Evde yastığının altı gü