Keşfet

Şubat: Maskenin Mükemmelliği(2025)

Amon-Ra`nın Defteri(1. Cilt)

21. Hafta: İkinci Dönem ve Okuldaki En Masum Kız

Şubat, Nilüfer'de en soğuk aydı. Yoğun kar, yerini dondurucu, buz gibi bir havaya bırakmıştı. Sabahları okula giderken nefes buhara dönüşüyor, parmaklar donuyor ve kulaklar kıpkırmızı oluyordu. Ama Kıvılcım için soğuk yalnızca dışarıdaydı. İçeride, defterinden yayılan sürekli bir sıcaklık vardı—ya da belki de bu sıcaklık kendi kanının yakıcı ateşiydi. Zil sesi uzaktan geliyordu.

İkinci dönem başlamıştı. O zamana kadar, okulun "en başarılı ve en masum" kızı olarak kendini kabul ettirmişti. Öğretmenler onu örnek göstererek, "Kıvılcım gibi çalış," diyorlardı ve veli-öğretmen toplantılarında annesine, "Kızınızla gurur duymalısınız," diyorlardı. Sınıf arkadaşları arasında fısıltılar dolaşıyordu: "Kıvılcım'a ne oldu? Geçen yıl kimdi, şimdi kim?" Kimileri ona hayranlıkla, kimileri kıskançlıkla, kimileri ise garip, dile getirilmeyen bir saygıyla bakıyordu. Ev çay ve pişmiş soğan kokuyordu.

Kıvılcım, tüm bunlara rağmen, konuşmalara kayıtsızdı. Hayatındaki tek gerçek şey, yastığının altına sıkıştırdığı defter ve peşini bırakmayan iki adamdı: Lancer ve Tuğrul.

Şubat ayının ilk Pazartesi günü, okul bahçesi karla kaplıydı. Teneffüste öğrenciler oynuyor, kartopu atıyor ve neşe çığlıklarıyla kardan adam yapıyorlardı. Kız, sınıf penceresinden onları izledi, yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Ne kadar masumdular. Ne kadar da habersizdiler. Hiçbiri, aralarında oturan sessiz kızın bir tanrının eli olduğunu bilmiyordu. Hiçbiri, her gece dünyanın kaderini yeniden yazdığını bilmiyordu.

Ceren elinde iki dilim tostla yanımıza geldi. "Al, acıkmış olmalısın. Bütün teneffüsü pencereden dışarı bakarak geçirdin."

Tostu aldı ve bir ısırık aldı. "Teşekkür ederim, Ceren."

"Kıvılcım, sana bir şey sormak istiyorum," dedi Ceren, sesi tereddütlü bir fısıltıya dönüşerek. "Geçen gün, okulun karşısında o adamla konuşurken seni gördüm. Kim o? Polis memuru mu yoksa başka bir şey mi?"

Kalp atışları bir anlığına hızlandı, ama yüzünde sakin bir ifade kaldı. "Onu tanımıyorum. Sadece yol tarifi sordu."

"Yol tarifi mi? Her gün orada duran adamın senden yol tarifi istediğini mi söylüyorsun? Kıvılcım, bana yalan söyleme. Bir şeyler ters gidiyor. Gerginsin, dalgınsın ve uyumuyorsun. Neler oluyor?"

Kıvılcım sustu. Ceren'e ne diyebilirdi ki? "Ben bir katilim, Ceren. Her gece suçluları infaz ediyorum, sonra da integraller çalışıyorum"? Ceren onun delirdiğini düşünecekti. Ya da dehşete kapılacaktı. Ya da belki de, en kötüsü, ona inanacaktı.

Kıvılcım gözlerini kaçırarak, "Sadece sınav stresi," dedi. "Biraz yorgunum ama atlatacağım."

Ceren'in gözlerinde şüphe vardı ama daha fazla ısrar etmedi. Sadece başını salladı ve "Umarım öyledir" dedi. Hava gerginleşmişti.

O öğleden sonra Kıvılcım özel ders merkezine gitti. Çıkarken Lancer'ı tekrar gördü. Bu sefer adam farklı görünüyordu. Daha kalın bir palto giymiş, elinde bir termos kahve taşıyor ve daha kararlı bir ifade takınmıştı. Ocak ayındaki psikolojik bunalımdan kurtulup tekrar ayaklarının üzerinde durduğu izlenimine kapıldı. Onu böyle görünce Kıvılcım içinden, "Yine başlıyoruz," diye düşündü.

Kıvılcım geçerken Lancer bakışlarını kaldırdı ve gözleri buluştu. Gülümsemedi. Sadece izledi. Kıvılcım da gülümsemedi. Yürümeye devam etti.

Ama içinde bir şeyler büyüyordu. Lancer'a duyduğu saygı mıydı, yoksa nefret miydi? Görevinin imkânsızlığına rağmen, adam pes etmeyi reddetti. Onu yakalamak için gece gündüz çalıştı, uykusuz kaldı ve her hareketini takip etmek için soğuğa göğüs gerdi. Bir bakıma, birbirlerinin aynısıydılar. Kıvılcım kendi adalet anlayışının peşindeyken, Lancer da onun peşinden koşuyordu. Gece sessizdi.

"Belki de," diye düşündü Kıvılcım, "Lancer benim aynamdır. O da benim kadar kararlı. O da davasına benim kadar sadık. Tek fark, bende defter olması, onda olmaması."

---

22. Hafta: Tuğrul'un Vicdanı ve Annenin Masumiyeti

Şubat ayının ikinci haftası başlarken, Tuğrul cesur bir hamle yaptı. Lancer'den gizlice, Kıvılcım'ın annesi Bayan Sevgi ile görüşmeye karar verdi. Doğrudan ona yaklaşarak, Lancer'in klinik yöntemlerinin gözden kaçırdığı bir şeyi ortaya çıkarabileceğini umuyordu. O zamana kadar, Bayan Sevgi çok temkinli ve çok profesyoneldi. Ama annesi? O sıradan bir tekstil işçisiydi. Kızının sırrını bilmese bile, farkında olmadan bir şeyleri ağzından kaçırabilirdi.

Perşembe günü, sıradan bir vatandaş gibi görünmek için sivil kıyafetler giyen Tuğrul, Kıvılcım ailesinin dairesine geldi. Saat üçtü. Bayan Sevgi fabrikadan yeni dönmüştü. Tuğrul kapıyı çaldı.

Bayan Sevgi, yüzünde yorgunluk ve göz altlarında koyu halkalarla, ellerinde hâlâ iş eldivenlerinin izleri silik bir hâlde duruyordu; ancak gülümsemesi içten ve sıcaktı.

"Lütfen içeri buyurun. Hoş geldiniz," dedi. "Kimsiniz?"

"

"Ben Tuğrul Demir," diye dedi kimliğini göstererek. "Polis memuruyum. Kızınız Kıvılcım hakkında size birkaç soru sormak istiyorum."

Sevgi'nin yüz ifadesi bir anlığına gerildi. "Kızım mı? Bir sorun mu var? Başına bir şey mi geldi?"

"Hayır, hayır," dedi Tuğrul, ellerini kaldırarak onu rahatlatmaya çalıştı. "Hiçbir şey olmadı. Bu sadece rutin bir kontrol. Kızınız çok başarılı bir öğrenci ve biz bu akademik başarının sırrını merak ediyoruz."

Sevgi'nin yüzü yeniden gururla aydınlandı. "Ah, başarısı hakkında mı? Evet, kızım inanılmaz derecede çalışkan. Gece gündüz, bazen şafak sökene kadar ders çalışıyor. Geleceğine çok bağlı." Sessizlik boş değildi. Nefes alıyordu.

Tuğrul, defterini çıkararak, "Söyle bana," dedi, "Kıvılcım'da geçen yıl herhangi bir değişiklik fark ettin mi? Daha içine kapanık mı oldu, yoksa sır saklamaya mı başladı?"

Sevgi birkaç saniye düşündü. "Hayır oğlum, o her zaman aynıydı. Sadece çalışıyor. Çok çalışıyor. Ona 'Kızım, tıp oku, hayat kurtar' diyorum. O da 'Yapacağım anne' diyor. Başka bir şey yok."

Tuğrul bir not yazdı. Sonra sordu: "Kıvılcım'ın bir defteri var mı? Eski, ağır, siyah deriden yapılmış bir defter?"

Sevgi'nin gözleri hafifçe irileşti. "Evet, öyle yapıyor. Yastığının altında saklıyor. Bana hiç göstermese de günlük olduğunu sanıyordum."

"Görebilir miyim?" diye sordu Tuğrul, sesini titretmemeye çalışarak.

Sevgi onu içeri davet ederek, "Elbette," dedi. "Lütfen, odasına gidelim."

Kıvılcım'ın odasına girdiler. Tipik bir öğrenci odasıydı; kitaplar, fotokopiler ve kalemlerle doluydu. Sevgi yastığın altından defteri çıkardı ve Tuğrul'a uzattı.

Tuğrul onu aldı. Ağır, eski ve siyah deri ciltliydi. Açtı. Ama sayfalar tamamen boştu. İsim yoktu, Göktürk yazısı yoktu, hiçbir kanıt yoktu. Ra'nın görünmezlik mührü sağlam duruyordu. Her sayfayı tek tek çevirdi, ama hepsi tertemizdi.

Tuğrul, hayal kırıklığını gizleyemeyerek, "Boş," dedi. "Burada hiçbir şey yazılı değil."

Sevgi şaşırmış görünüyordu. "Ama daha önce onun bu kalemle yazı yazdığını görmüştüm. Garip işaretleri vardı... eski bir yazı gibi." Sessizliği ince bir ses bozdu.

"Belki de sadece karalamalardı," diye önerdi Tuğrul. "Önemli değil."

Defteri geri verdi ve Sevgi onu yastığın altına geri koydu. Tuğrul kapıya doğru yönelirken, Sevgi'nin söylediği bir şey kalbini yaraladı.

"Kızım tıp okuyacak ve hayat kurtaracak," dedi kadın, gözleri umutla parıldayarak. "Benim gibi tekstil işçisi olmayacak. Doktor olacak ve insanları iyileştirecek. Bazen onu rüyalarımda görüyorum, beyaz önlüğüyle hastalarına gülümsüyor. Çok mutlu görünüyor."

Tuğrul'un elleri titriyordu. Bu kadın kızının bir cellat olduğundan habersizdi. Kıvılcım'ın gece yarısı yazdığı isimlerin can aldığını bilmiyordu. O sadece bir anneydi, çocuğuyla gurur duyuyor ve parlak bir geleceğe inanıyordu.

"Umarım öyledir," dedi Tuğrul, sesi kısık bir hâlde. "Gerçekten de hayallerinizi oldurmesini umuyorum."

Binayı terk etti ve derin, titrek bir nefes aldı. İlk seferinde bir utanç dalgası hissetti. Bir şüpheliyi kovalamak onun işiydi. Ama bir annenin masum sevgisini istismar etmek yanlış geldi.

O akşam otel odasında Lancer'a durumu anlattı. Lancer dikkatle dinledi.

"Defter boş muydu?" diye so

Yorumlar

  • Yağız Emre Çiçek: iyi bitecek ama bir sürü soruyu da beraberinde getirecek ve asılı bırakacak
  • Yağız Emre Çiçek: her açıdan çok ilginç olacak
  • Yağız Emre Çiçek: tıpkı hayattaki birçok insan gibi. içi başka dışı başka
  • Yağız Emre Çiçek: birisi rasyonel ilerliyor birisi ise takıntılı.
  • Sevgi Korkmaz: bu karanlık hikaye nasıl bitecek merak ediyorum
  • Asil genç: çok ilginç bir dram gelişiyor gibi gözüküyor
  • Recep Sağlam: bu kadar masum görünmesine rağmen sırları var
  • Ebru Hazar: lancer ve tuğrul arasındaki gerginlik muhteşem
  • Yağız Emre Çiçek: daha sonra çevre ediniyor yurtdışı üniversitelerden ama o kişileri de olaylara dahil ediyor
  • Efe Şahin: kıvılcım çok içe kapanık biri bu durumu merak ediyorum