🐝ARITÜRK🇹🇷: Ahmet 👱🏻♂️8.Bölüm✨️

Tarık, maskesini ve kostümünü kuşanmıştı. Zamanı dar olduğu için yürüyerek vakit kaybedemezdi; kollarını hızla çırparak gökyüzüne yükseldi ve Türkan’ın evine doğru uçmaya başladı. Havada süzülürken içinden, "Bekle beni sevdiğim, seni kurtaracağım," diye geçirdi.
Evin yakınlarında ıssız bir noktaya iniş yaptı ve hemen telefonunu çıkarıp Türkan’ı aradı.
"Alo Türkan! Çabuk Ahmet’i dışarı çıkar, oraya geliyorum," dedi Tarık, sesi kararlıydı.
Türkan merakla sordu: "Neden?"
"Sen dediğimi yap, çıkar onu dışarı yeter!"
"Peki, tamam," dedi Türkan ve telefonu kapattı. Hemen kafasında bir plan kurdu; Ahmet’i ekmek bahanesiyle bakkala yollayacaktı.
(Türkan’ın Evi)
Türkan, içeride babasıyla oturan Ahmet’e doğru yöneldi: "Ahmet, evde ekmek bitmiş. Sana zahmet marketten birkaç ekmek alıp gelir misin?"
Ahmet, müstakbel nişanlısından gelen bu istekle heyecanlandı: "Tabii ki alırım, hemen gidiyorum!"
"İyi, güzel..." dedi Türkan. Ahmet’i kapıdan uğurlarken, onun duyamayacağı bir ses tonuyla arkasından mırıldandı: "Gidişin olsun da dönüşün olmasın inşallah!"
Ahmet, ıssız yolda markete doğru ıslık çalarak ilerlerken, birden karşısına ay-yıldızlı maskeli, tuhaf kostümlü bir adam çıktı. Ahmet bir an korksa da yıllardır bildiği tekvando tekniklerine güvenerek dikleşti:
"Sen de kimsin be adam?"
"BEN ARITÜRK!" dedi maskeli kahraman, sesi yankılanarak.
"Arıtürk mü?" dedi Ahmet şaşkınlıkla. "Ne istiyorsun benden?"
"Türkan’ın peşini bırakacaksın, yoksa sonun kötü olur!"
Ahmet korkusuzca meydan okudu: "Bırakmazsam ne yaparsın?"
Tarık, daha fazla sözü uzatmadı. İki elini birbirine sürterek hızlı bir "dur" işareti yaptı. Avuçlarından fışkıran yoğun bal, Ahmet’i büyük bir hızla arkasındaki duvara fırlattı ve oraya sımsıkı yapıştırdı. Kısa bir sessizliğin ardından Tarık konuştu:
"İşte, bırakmazsan ne olacağını gördün."
Ahmet çaresizlik içinde debeleniyordu: "Ne yapıyorsun be? Çözsene beni!"
"Sabaha kadar böyle kal da aklın başına gelsin. Türkan’ı unut oğlum, ondan sana yar olmaz!" dedi Tarık kendinden emin bir ifadeyle. Ardından kanatlarını açtı ve havalanarak oradan uzaklaştı.
Güvenli bir yere indiğinde üzerindeki kostümü çıkarıp çantasına tıktı ve Türkan’ı aradı: "Alo Türkan, ben yoldayım. Sizin eve geliyorum, Ahmet ile konuşacağım."
Türkan endişeyle cevap verdi: "Peki Tarık ama Ahmet gideli yarım saat oldu, hâlâ dönmedi."
"Anladım..." dedi Tarık ve telefonu kapattı. Hızla kendi evine gidip bahçeye sakladığı sivil kıyafetlerini giydi. Maskesini ve kostümünü bir valize yerleştirip dolabının arkasına gizledi. Ardından hiçbir şey olmamış gibi içeri girdi.
"Babaanne, ben geldim! Torunun Tarık burada, neredesin?"
Gülümser Babaanne mutfaktan seslendi: "Kek yapıyordum oğlum, Tamer ile yersiniz diye."
"Tamam babaanne, benim hemen odama geçmem gerek."
Tarık, her ihtimale karşı valizini hazırlayıp dolabın kuytu bir köşesine itti ve vakit kaybetmeden evden çıkıp tekrar Türkan’ın evine gitti. Kapıda Türkan’ı görünce, sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi sordu:
"Türkan, Ahmet nerede? Onunla bir konuşmam gerek."
"Bilmiyorum Tarık... Sen 'dışarı çıkar' dedin, ben de çıkardım. O zamandan beri ortalıkta yok."
İkisi kapıda konuşurken, Asım Amca pencerenin arkasından onları gözetliyordu. Tarık ve Türkan’ın bundan haberi yoktu. Birden kapı hızla açıldı ve Asım Bey'in gür sesi duyuldu:
"TÜRKAN!"