Keşfet

🐝ARITÜRK🇹🇷: İlk Uçuş✈️ 3.Bölüm✨️

🐝ARITÜRK🇹🇷

🐝ARITÜRK🇹🇷: İlk Uçuş✈️ 3.Bölüm✨️

Tarık pes etmiyordu. Odasında, ay ışığının altında defalarca denedi, ellerini birbirine sürttü, odaklandı... Ancak 40. denemesinden sonra yorgunluktan bitap düşerek kendini uykunun huzurlu kollarına bıraktı.

Sabah olduğunda telefonun o tanıdık sesi odayı doldurdu: "DIR DIR DIR!"

Arayan yine Tamer'di. Tarık uykulu ama meraklı bir tavırla açtı: "Efendim Tamer, buyur kardeşim, ne oldu?"

"Bugün kahvede bir şeyler içelim diyoruz. Türkan ve Mehmet de orada olacak, hadi gel!"

"Tamamdır, hazırlanıp geliyorum," dedi Tarık. Telefonu kapatır kapatmaz derin bir esneme koyuverdi: "Haaaahiiiiiii!"

Esnemesi bittiğinde yatağının kenarında duran beyaz gömleğini ve kot pantolonunu giydi. En sevdiği parfümünü de üzerine sıktıktan sonra artık hazırdı. Odadan çıkarken babaannesine seslendi: "Babaanne ben çıkıyorum! Tamergille kahvaltı yapmaya gidiyorum, öptüm seni kurban olduğum!"

"Tamam yavrum, kendine dikkat et! Sarı fırtınalarını otlatmayı da sakın unutma!"

"Tamamdır!"

Tarık evden çıkarken içinden planlar yapıyordu: "Önce bir güzel yemeğimi yerim, sonra sarı fırtınalarımı otlatmaya çıkarırım. Ardından da Türkan ile buluşurum, mis gibi olur..." Kendi planını onaylayarak seri adımlarla kahveye doğru yürüdü.

(Kahve Önü)

"Nerede kaldı bu Tarık ya!" diye sabırsızlanıyordu Türkan. Tamer ise bıyık altından gülerek, "Dün ayılarla boğuştu ya bizim 'Ayıboğan', uyanamamıştır normaldir," dedi. Tam o sırada Tarık çıkageldi.

"Ee millet nasılsınız? Özlemişim valla sizi dünden beri görmeyeli. Ama biraz acele edelim, sarı fırtınalarımı otlatmaya çıkacağım daha."

Hep bir ağızdan "Tamamdır!" dediler. Kahvehanenin içi sigara dumanından göz gözü görmez haldeydi. Tarık hemen dört tane tavşan kanı çay ve dört tane taze simit söyledi; biri Türkan, biri Tamer, biri Mehmet, biri de kendisi için...

Afiyetle simitlerini yiyip çaylarını içerken sohbet koyulaştı. Tarık, "Ben sarı fırtınalarımı otlatmaya gideceğim, bugün fazla kalamayabilirim," dedi.

Tamer iğneleyici bir tavırla, "Çobanlık zor be Tarık! Üniversite okusaydın böyle mi olurdu?" diye laf attı.

Tarık hiç altta kalmadı: "Siz okudunuz da ne oldu? Aylak aylak burada, benim yanımda aynı masada oturuyorsunuz."

Mehmet kahkahayı bastı: "Ooo, adam lafı tam yerine oturttu kanka!"

Türkan ortamı yumuşatmak için, "Neyse, kapatalım bu konuları. Denizden, kumdan, güneşten bahsedelim biraz, olmaz mı?" dedi.

"Siz bahsedin, ben kaçar! Geç kaldım zaten, sarı fırtınalarımı alıp dağa çıkarım ben," diyen Tarık çayından son bir yudum alıp ayağa kalktı ve masadan uzaklaştı.

Arkasından Türkan, Tamer'e çıkıştı: "Tamer niye öyle söylüyorsun çocuğa? Üzdün bak, yazık değil mi?"

"Bir şey olmaz, kaç yıllık kankayız biz."

Türkan imalı bir sesle, "Doğru ya, bir şey olmaz değil mi?" diye mırıldandı.

Nihayet uzun bir yolun ardından Tarık ve koyunları dağın eteklerine varmıştı. Tarık kendi kendine konuşmaya başladı: "Oğlum burası tam yeri! Burada bütün özel güçlerini denemelisin. Madem arı sokunca genetiğin değişti, Arı gibi güçlen ve dünyayı kurtar! Ya da ne saçmalıyorum ben..."

Tam o sırada kollarını iki yana açtığında bir şey fark etti. Kollarında uzun, siyah, tuhaf yaralar oluşmuştu. Bu izlere bir anlam veremedi. "Acaba kurt adam mı olacağım?" diye düşünürken birden kollarını hızla çırpmak aklına geldi.

İşte o an mucizevi bir şey oldu! Tarık'ın kollarından şeffaf kanatlar çıktı ve yerden yükselip uçmaya başladı. Ancak bu uçuş çok kısa sürdü; dengesini kaybedip olduğu yere, çok da yüksek olmayan bir mesafeden küt diye çakılıverdi.

Şaşkınlık ve heyecanla bağırdı: "UÇUYORUM ULAN, UÇUYORUM!"

O sırada, kayalıkların arkasında onu gizliden gizliye izleyen bir kurt vardı. Kurdun karnı çok açtı ve gözlerini Tarık'ın savunmasız koyunlarına dikmişti. Tarık ise henüz tehlikenin farkında değildi. Tam o sırada telefonu çaldı: "DIR DIR DIR!" Arayan Tamer'di.

"Buyur kardeşim, ne oldu?"

"Kardeşim canım çok sıkılıyor, yanına gelmek istiyorum. Hangi dağdasın?"

"Mavi Dağ'dayım."

"Tamamdır, geliyorum yanına," dedi Tamer ve telefonu kapattı.

İki Saat Sonra...

Tamer nihayet dağa gelmişti ama henüz Tarık'ın uzağındaydı. O esnada kurdu fark etti ve neler olacağını görmek için uzaktan izlemeye karar verdi. Tarık ise hiçbir şeyden habersiz, "Sen Yarim İdun" şarkısını söyleyerek sürüsünün başında bekliyordu.

Birden kurt saldırıya geçti! Koyunlar can havliyle kaçışırken Tarık ne yapacağını şaşırdı. O panik anında aklına ormandaki olay geldi; hemen ellerini birbirine sürterek kurda doğru "dur" işareti yaptı.

"PAT!"

Avuçlarından fışkıran yoğun bal, kurdu olduğu yere sımsıkı yapıştırdı. Tarık koyunlarını kurtarmanın rahatlığıyla derin bir nefes alırken, onu uzaktan izleyen Tamer gördükleri karşısında donup kalmıştı. Tarık'ın o balı nasıl fırlattığına bir türlü anlam veremiyordu.