Keşfet

🐝ARITÜRK🇹🇷: İtiraf 6.Bölüm✨️

🐝ARITÜRK🇹🇷

🐝ARITÜRK🇹🇷: İtiraf
6.Bölüm✨️

Tarık ve Tamer, ağır ağır yüzlerini döndüler. Bilim adamı Faruk Bey, karşısında onları görünce şoke oldu. Meraklı bir tavırla, "Ne işiniz var evladım sizin burada gece vakti?" diye sordu.

Tarık hemen bir yalan uydurdu: "Efendim, Tamer evinin anahtarını burada düşürmüş de onu almaya geldik."

"Evladım, gündüz gelseydiniz ya!" dedi bilim adamı tok bir ses tonuyla.

Tarık, mahcup bir tavırla kafasını kaşıyarak, "Haklısınız efendim ama Tamer'in öküzlüğü işte... İlla şimdi alalım diye tutturdu," dedi.

Tamer fısıltıyla çıkıştı: "Niye beni öküz yaptın ya?"

Tarık sırıtmaya devam ederek, "Sussana oğlum, duyacak şimdi," diye fısıldadı. Ardından yüksek sesle, "Neyse efendim, biz anahtarımızı aldık. Bize müsaade," dedi.

Tam kapıdan çıkacaklarken Faruk Bey seslendi: "Durun bakalım, nereye? Kırdığınız kilidin parasını verin de öyle gidin."

"Peki efendim, kaç lira kilidin parası?"

"1.250 lira evladım."

"Peki efendim," dedi Tarık ve cebinden parayı çıkarıp bilim adamına uzattı. Uzun bir yolun ardından nihayet eve varabildiler.

"Babaanne, biz geldik! Tamer ile beraberiz, neredesin babaanne?" diye seslendi Tarık.

Gülümser Babaanne mutfaktan koşarak geldi: "Buradayım oğlum, bulaşıkları yıkıyordum. Neden bu kadar geç kaldın evladım? Özledim seni."

"Babaanne, Tamer anahtarını düşürmüş de onu arıyorduk, o yüzden geciktik."

"Oo Tamer evladım, hoş geldin!" dedi babaannesi. Tamer hemen uzanıp Gülümser Babaanne'nin elini öptü. "Hoş bulduk Gülümser Babaanne. Tarık kankam sağ olsun, bana çok yardımcı oldu."

"Yardımsever yavrum benim... Neyse, siz odanıza geçin. Ben size çayın yanında yiyecek bir şeyler getireyim."

"Tamam babaanne," diyen Tarık, Tamer'i de alıp odasına geçti.

Tamer kapıyı kapatır kapatmaz, "Oğlum zor kurtulduk lan!" dedi. Tarık onaylarcasına kafasını salladı: "Aynen oğlum, bilim adamı az daha rehin alacaktı bizi. Ama kanka boş ver de, senin şu süper güçlerin gerçekten efsane be!"

Tarık ciddi bir ifadeyle, "Bak, Mehmet’e ve Türkan’a bugün yaşananları söylemek yok," dedi.

"Peki kanka ama bak, sen Türkan’a yanıksın. Elini çabuk tutsan iyi olacak. Kıza açılamadan o Ahmet elinden alacak kızı!"

Ahmet Eryılmaz... Türkan’ın Mavi Köy’den görüştüğü, 25 yaşında, yakışıklı, babadan zengin, spor arabalı, 1.80 boyunda, sarışın ve mavi gözlü o çocuk. Tarık’ın baş düşmanı...

"Buraya geldiğimden beri o çocuğu sevemedim gitti," dedi Tarık dişlerini sıkarak.

Tamer kendinden emin bir şekilde sordu: "Neden acaba? Türkan’a sevdalı olduğun için olabilir mi?"

Tarık hırsla yumruğunu sıktı ve yastığa sert bir darbe indirdi: "Türkan’ı benden başka kimse sevemez!"

"O zaman Türkan’a onu sevdiğini söylemelisin kanka."

"Ama nasıl oğlum? Nasıl derim ben sana sevdalıyım diye? 'Ben seni çoban yıldızım diye seviyorum, ben senin mavi gözlerine vuruldum' nasıl denir?"

Tamer akıl verdi: "Yarın Mavi Dağ’da, uçurumun kenarındaki o meşhur manzara karşısında onu sevdiğini söyleyeceksin."

"Ne diyorsun oğlum sen? Nasıl derim!" diyen Tarık, anlamsız bir ifadeyle gözlerini Tamer’e dikti.

"Dersin dersin, ben kankamı biliyorum!" dedi Tamer. Tarık derin bir nefes aldı: "Peki tamam, yarın diyeceğim."

O gece ikisi de derin bir uykuya daldı. Sabah olduğunda telefonun sesiyle irkildiler: "DIR DIR DIR!" Arayan Türkan'dı.

"Günaydın kanka, nasılsın?" dedi Türkan neşeyle.

"Günaydın çoban yıldızı, günaydın... Tamer'in kokmuş çoraplarına maruz kalarak uyandık işte," dedi Tarık. İkisi de telefonda karşılıklı gülüştüler.

"Neyse," dedi Türkan, "Bugün buluşalım, bir şeyler yapalım diyorum."

"İyi fikir. Zaten bugün seninle konuşmam gereken önemli bir konu vardı."

Türkan merakla sordu: "Konu nedir?"

"Baş başa konuşmamız gerek Türkan."

"Peki o zaman," dedi Türkan ve telefonu kapattı. Tarık hemen Tamer’i dürttü: "Hadi uykucu uyansana oğlum! Türkan aradı, sabah oldu."

Tamer sayıklayarak, "Anne biraz daha uyuyayım ya!" dedi.

"Ne annesi oğlum, ben Tarık, kankan!" Tarık, Tamer'in uyanmayacağını anlayınca masanın üstündeki sürahide duran suyu olduğu gibi Tamer’in kafasından aşağı boşalttı. Tamer adeta reklam filmlerindeki erkekler edasıyla, garip sesler çıkararak fırladı yerinden ve sonunda ayıldı.

"Oğlum bugün Türkan yengeyle buluşacaktın!" dedi Tamer kendine gelince.

"Biliyorum oğlum, hazırlanıyorum işte! Neyse, seninle uğraşamam; Türkan'ı almaya gidiyorum. Bay bay!"

Tarık evden çıkıp hızlı adımlarla Türkan’ın evine vardı. "Merhaba Türkan, kusura bakma beklettiysem. Tamer ile uğraştım biraz."

"Sorun değil. Ee, bana bir şey söyleyecektin, nedir o?"

"Burada olmaz... Mavi Dağ’a gitmemiz lazım. Uçurumun kenarında, manzaraya karşı söyleyeceğim."

"Peki," dedi Türkan. İkisi birlikte Mavi Dağ’ın yolunu tuttular. Uzun bir yürüyüşün ardından uçurumun kenarındaki o eşsiz manzaraya vardılar.

"Türkan... Ben sana bir şey söyleyeceğim."

"Evet, söyle Tarık. Seni dinliyorum."

Uzun ve heyecan dolu bir sessizliğin ardından Tarık kafasını kaşıyarak nihayet söze başladı: "Ben seni seviyorum Türkan! Hem de deliler gibi..."

Türkan bu sözü duyunca bir anda şaşkınlıktan dengesini kaybetti! Ayağı kaydı ve uçurumdan aşağı boşluğa düştü. Son bir hamleyle elleriyle kayalıkları tutmayı başardı.

"Tarık, yardım et! Burası çok yüksek, düşeceğim!" diye çığlık attı Türkan.

Tarık dehşet içinde uçurumun kenarına atıldı: "Dayan sevdiğim! Kurtaracağım seni!