🐝ARITÜRK🇹🇷 🫅🏻TARIK AKTÜRK🍯 1.Bölüm✨️
ARITÜRK: Tarık Aktürk
Benim adım Tarık Aktürk. Kahramanmaraş'ın Mavi Köy kasabasında yaşayan bir gencim. Aslında Malatya'da, bir Malatya hastanesinde doğmuşum. Kahramanmaraş'a gelme sebebim ise ailemin, yani annem ve babamın bana verdikleri bir ceza... Bu ceza sonucunda babaannem Gülümser Aktürk'ün yanına gönderildim. Gelir gelmez bir günlük tutmaya karar verdim. Belki bu günlüğün başına üç nokta koyup hemen kendi dünyama dönebilirdim ama henüz kendimi tam anlatamadığımı düşünüyorum.
Kısacası, bana Tarık diyebilirsiniz...
Adımın Tarık olmasının asıl sebebi, babam Adnan Aktürk'ün tam bir Türk milliyetçisi olması; yani annem de Türk tabii ki. Babam der ki: "Tarık ismindeki 'A' ve 'I' harflerini çıkarınca geriye 'TRK' kalıyor." İşte bütün mesele bu; "TÜRK" der gibi...
Fantastik ve bilim kurgu kitapları okumayı çok severim. Siz de hayatıma hoş geldiniz! Tarık Aktürk nelerden hoşlanır, neleri sever; hepsine tek tek değineceğiz. Mesela Tarık; kavurma, pilav ve ayran üçlüsüne bayılır. 1.80 boyunda, siyah saçlı, kahverengi gözlü, arkadaşlarımın tabiriyle "baby face" ve yakışıklı biriyim. Yani, en azından onlar öyle derler.
(O sırada telefon acı acı çalar) "DIR DIR DIR!" Arayan Tamer'dir.
"Ah, Tamer..." diye hayıflanan Tarık, telefonu uykulu bir halde açar ve derin bir esneme koyuverir. Bunu duyan Tamer, alaycı bir tavırla, "Hadi uykucu uyan! Beni dolandırmaya çalıştığımı falan sanıyorsan söyleyeyim, sana verecek param yok," der. Tarık ve Tamer karşılıklı gülüşürler.
O sırada mutfaktan babaannesinin sesini duyar:
"Hadi oğlum yemeğe gel! Sonra 'sarı fırtınalarını' otlatmaya çıkarsın."
"Tamam babaanne!" diye seslenir Tarık. Ardından tok bir ses tonuyla Tamer'e döner: "Sarı fırtınalarımın yanına gideceğim. Türkan’ı ve Mehmet’i de al, kasabanın kahvesinin önünde sizi bekliyor olacağım."
"Tamamdır!"
Tarık neşeyle şarkı söyleyerek hazırlanmaya başlar: "O Türkan yok mu? O Türkan yine öptürmedi yanaktan..." Kendi kendine gülerek hazırlanmasını bitirir. Nihayet uzun bir aradan sonra hazır olup "sarı fırtınalarını" otlatmaya çıkarır. İşini bitirince de sözleştikleri gibi kahveye doğru yol alır.
(Kahve Önü)
Tamer sıkılmış bir tavırla, "Nerede kaldın arkadaş, iki saattir seni bekliyoruz!" diyerek karşılar onu. Türkan da hemen araya girer: "Aynen ya Tarık, ağaç ettin bizi burada."
Tarık, yanakları hafif kızarmış, saçlarının arasından ter damlaları süzülürken mahcup bir sesle, "Ah, şey! Kusura bakmayın," der. Mehmet her zamanki sakinliğiyle, "Ne kusuru canım," diyerek ortamı yumuşatır.
"Neyse," der Tamer heyecanla, "Bugün Mavi Köy’deki fabrikaya özel arılar getireceklermiş. Üzerlerinde deney yapacaklarmış. Tüm köy halkı orada olacak, sen de orada olmalısın Tarık."
Tarık şaşkın bir ifadeyle, "Allah Allah! Bu arı sevdanız gözlerimi yaşarttı doğrusu," diyerek onlarla alay eder. Dört arkadaş gülüşerek fabrikanın yolunu tutarlar. Uzun bir yürüyüşün ardından fabrikaya varırlar.
"Ee, hani millet nerede?" diye sorar Tarık. Hep bir ağızdan, "İçerdeler," derler. Tamer, "Ama önce senin girmen gerek," diye ekler. Tarık meraklı bir tavırla, "Peki, tamam," diyerek içeri usulca girer. O girmesiyle birlikte arkasından kapı "PAT" diye kapanır!
Tarık, içerideki yoğun arı vızıltılarıyla baş başa kalmıştır. Ne olduğunu anlayamadan arkadaşlarına seslenir: "Ne yapıyorsunuz? Kapıyı niye kapattınız?"
Dışarıdan kahkaha sesleri yükselir. Mehmet, "Her şey oyundu Tarık! Sana küçük bir şaka yaptık arkadaşım," der. Tamer de ekler: "Biraz arılarla konuş bakalım!"
Onlar dışarıda gülüşe dursun, o sırada içeride beklenmedik bir şey olur. Mutasyona uğrayan kraliçe arı, muhafazasından kaçmayı başarır ve Tarık'ın boynuna konar. Arı sanki Tarık’a aşık olmuş ve onu da kendisi gibi bir arı yapmak istemiştir. İğnesini sertçe batırır.
Tarık boynundaki keskin acıyla kıvranırken dışarıda gülüşmeler devam etmektedir. "Ah, boynum!" diye sızlanırken bir anda oranın şişmeye başladığını fark eder. Vücudunda tuhaf bir değişiklik olmaktadır. Meraklı gözlerle etrafına bakarken diğer arıların seslerini duymaya başlar.
Arılar kendi aralarında, "Bu adam kim? Ne işi var canım burada ya!" diye söylenmektedir. Tarık, arıların dilini anladığını fark edince donup kalır. Tıpkı Hz. Süleyman gibi onlara cevap verir: "Beni şaka yoluyla buraya attılar sevgili arılar." Arıca konuştuğuna kendisi de inanamaz. Şaşkın bir ifadeyle üstünü başını çırpıp ayağa kalkar. "Ulan Mehmet! Ulan Tamer! Ben bunun hesabını size sormaz mıyım?" diye söylenirken kapı açılır.
Karşısında siyah saçlı, orta boylu, hafif kilolu, 40 yaşlarında bir adam belirir. Üstünde doktor önlüğünü andıran bembeyaz bir önlük vardır. "Evladım, senin burada işin ne?" diye sorar adam. Bir süre birbirlerini süzdükten sonra Tarık söze başlar:
"Efendim, arkadaşlarım şaka yapmak için beni buraya kapattılar. Beni de bir arı sokuverdi. Boynum şişti, hafiften ağrıyor. O arı da nereye kayboldu bilmiyorum. Bu arada adım Tarık Aktürk."
Yaşlı adam onaylarcasına kafasını sallayarak, "Memnun oldum evladım da burası girilmesi yasak bir yer. Burada arıların üremesi üzerine deneyler yapılacak. Bir daha girme olur mu? Yoksa böyle sokarlar işte," diyerek alaycı bir tavır takınır.
Tarık ve adam kısa bir süre gülüşürler. Ardından Tarık, eve doğru yürümeye başlar. Yol boyunca, "Ulan Tamer! Ulan Mehmet! Sizi bir görürsem yapacağımı biliyorum," diye söylenirken karşısına Türkan çıkar. Türkan, Tarık’ın halini görünce kendini tutamayıp güler.
"Oo, Türkan Hanım, keyifler yerinde tabii! Beni oraya kapatın, üstüne bir de bilmem ne arısı soksun, siz burada gülün anca!" Sitemkâr kelimeler Tarık’ın ağzından dökülürken Türkan suçlulukla yutkunur.
"Özür dilerim Tarık... Bu kadar ciddi olacağını bilmiyorduk, sadece şaka yapmak istemiştik canım arkadaşım." Elini Tarık’ın boynuna, yarasının olduğu yere doğru götürür. O an aralarındaki mesafe iyice kapanır, bakışları birbirine karışır. Tam o sırada Tamer damlar.
"Oo, naber Tarık? Arılarla aran nasıldı?"
Tarık sinirle dolar. Tüm gücünü elinde toplayıp Tamer'in suratına okkalı bir tokat aşk eder. Tamer dengesini kaybedip yere düşer. Türkan korkuyla araya girer: "Ne yapıyorsunuz siz ya? Kavga etmeyin!"
Tamer yerden doğrulurken, "Özür dileriz arkadaşım, biraz eşek şakası oldu. Kusura bakma, gel sarılıp barışalım," der. O sırada Mehmet de gelir: "Ee, ne yaptınız kankalar? Bensiz olmaz!"
Tarık, öfkesi yatışmamış halde bir tokat da Mehmet’e atar. Mehmet olduğu yere yığılıverir. Türkan sinirle bağırır: "Tarık, kavga etmeyin dedim size!"
Tamer, Mehmet’i yerden kaldırırken durumu toparlamaya çalışır: "Kusurumuza bakma arkadaş, gerçekten eşek şakasıydı. Oraya kapatılmayacakmışsın, baksana yüzün gözün şişmiş zaten. Gel, en iyisi barışalım." Tarık daha fazla sinirli kalamaz ve arkadaşlarıyla sarılarak barışır.
Nihayet eve varır. "Babaanne, ben geldim! Neredesin?"
Gülümser Hanım mutfaktan koşarak gelir. "Buradayım oğlum! Amanın, senin yüzüne gözüne ne oldu? Balon gibi şişmişsin!"
"Arı soktu babaanne, ondan şişti."
"Gel buz koyalım oğlum. Sonra da yatıp dinlen, sabaha bir şeyin kalmaz."
"Tamam babaanne."
Tarık, elindeki buz kalıbıyla yatağına usulca uzanır. Dışarıdan gelen köpek ulumalarını ve odasına sızan ay ışığını izleyerek derin bir uykuya dalar.
Sabah olduğunda Tarık garip sesler çıkararak, "Haaaahiiiiiii!" diye esneyerek uyanır. O sırada telefonu çalar: "DIR DIR DIR!" Arayan yine Tamer'dir.
"Hadi uykucu uyan! Buluşup gezelim diyoruz, ormana gideceğiz."
Tarık şüpheyle sorar: "Ne yapacaksınız? Şimdi de beni ayılara mı vereceksiniz?"
"Ne alaka ya kardeşim! O eşek şakası bir kere olur. Hem Türkan da gelecek, birlikte piknik yapacağız."
"Türkan mı? Aa, şey... Tamam, geliyorum hemen."
"Mehmet de gelecek falan..." Tamer sözünü bitiremeden Tarık telefonu yüzüne kapatır ve heyecanla hazırlanmaya başlar. Hazırlandıktan sonra babaannesine seslenir:
"Babaanne, ben arkadaşlarla piknik yapmaya Mavi Orman'a gidiyorum. Kendine iyi bak!"
Babaannesi tok bir sesle karşılık verir: "Tamam oğlum, kazasız belasız git emi."
"Tamamdır!" Tarık bir yandan ayakkabılarını bağl
Yorumlar
- Furkan Özkan: Teşekkür ederim.☺️🫂✨️
- Helin: aşırı güzel olmuş