Keşfet

🐝ARITÜRK🇹🇷 Tarık ve Türkan 2.Bölüm✨️

🐝ARITÜRK🇹🇷

🐝ARITÜRK🇹🇷 Tarık ve Türkan 2.Bölüm✨️

Ayı ağaca yapıştığında, o koskocaman sivri dişleriyle ağaçtaki balı iştahla yemeye başladı. Tarık, fırsattan istifade hızla oradan uzaklaştı; artık elindeki bal bitmişti. Nefes nefese mangal alanına ulaştı.

(Mangal Yeri)

"Nerede kaldı bu Tarık ya! Mangalı pişirip yiyecektik artık," diye söyleniyordu Türkan. Tam o sırada Tarık; Türkan, Mehmet ve Tamer'in yanına kan ter içinde geldi. O esnada Türkan’ın telefonu acı acı çaldı:

"DIR DIR DIR!"

Arayan babasıydı. Türkan çekinerek açtı: "Efendim baba, ne oldu?"

Telefondan sert ve tok bir ses tonu geldi: "Kızım, geç olmadan eve gel! Bizi bekletme; anneni de beni de telaşlandırma."

Türkan, bir eliyle gözünün önüne düşen saçını geriye doğru savurdu: "Tamam baba! Geç olmadan gelirim eve."

"O herifle arana mesafe koy! Arkadaşlık yapmana izin veriyorum ama ondan hiç haz etmiyorum, bilesin!" dedi Asım Bey.

Asım Yıldız, Türkan Yıldız’ın babasıydı ve biricik kızından başka önemseyip sevdiği kimsesi yoktu. Mavi Köy’ün ağasıydı, herkes onu "Asım Amca" olarak tanırdı. Asım; 50’li yaşlarında, uzun saçlı, göbekli ve kahverengi gözlü heybetli bir adamdı. Türkan derin bir "of" çektikten sonra, "Of tamam baba, mesafe koyuyorum zaten," diyerek telefonu kapattı.

Ardından Tarık’a döndü:

"Senin bu halin ne? Üstün başın kirlenmiş!" diye sordu merakla.

Tarık kafasını bir o yana bir bu yana sallayarak, "Ayılarla boğuştum ama onları nakavt ettim," diyerek güldü.

Türkan, "Hi hi hi! Çok komik," dedi alaycı bir tavırla. "Neyse, gel üstünü temizleyelim." Türkan, Tarık'ın kıyafetlerini çıkarıp temizlemek için ona yardım etmek istedi. Tarık soyunmaya başladığında üstünde sadece atleti ve pijaması kalmıştı. Mehmet ve Tamer, Tarık’ın bu mahcup haline bakıp gülüşmeye başladılar.

Tarık sinirle, "Ne gülüyorsunuz oğlum! Daha önce hiç mi ayıyla boğuşan birini görmediniz?" diye çıkıştı.

Tamer, kahkahalarının arasından, "Kanka, bundan sonra senin adın 'Ayıboğan' olsun. Ayıboğan Tarık... Yakıştı ha!" dedi.

Tarık kafasını öne arkaya sallayarak, "Geç dalganı bakalım... Bir gün sen de ayıyla karşı karşıya kalırsan görürüz o zaman," diye söylendi.

Nihayet gece olmuştu. Mangal yapılmış, kıyafetler temizlenmişti. Traktöre binip köye doğru yol almaya başladılar. Türkan, Tarık'a bakıp, "Ee Tarık, bugün eğlendin mi bakalım?" diye sordu.

Tarık burnunu çekerek konuşmaya başladı: "Yani, ayıyla boğuşmasaydım iyiydi de..."

Tamer hemen atıldı: "Ayıboğanım benim!"

Türkan, Tarık, Tamer ve Mehmet hep birlikte gülüştüler. Sonunda Türkan’ın evinin önüne geldiler. Kapıda Türkan’ın babası Asım Amca, sinirli bir ifadeyle gençlere bakıyordu. Asım Amca, Tarık’ı pek sevmezdi. Bunun nedeni Tarık’ın liseden sonra üniversite kazanamamış olması, bir çoban olarak çalışması ve maddi durumunun yetersizliğiydi. Asım, köyün en zengini ve adeta mutlak hâkimiydi.

Türkan endişeli bir sesle, "Neyse Tarık, Tamer, Mehmet... Görüşürüz. Benim gitmem gerek, biraz daha durursam babam iyice kızacak," dedi.

Tarık, Türkan'ın yanına yaklaşıp fısıldadı: "Sorun etme. Eğer sana bir şey yaparsa, bana hemen söyle."

"Tamamdır," diyen Türkan hızla eve girdi.

Tarık da sonunda kendi evine ulaştı.

"Babaanne, ben geldim! Neredesin?" diye yüksek sesle bağırdı.

"Buradayım yavrum, mutfaktayım! Buyur, geldim," diyen Gülümser Hanım elindeki havluyla ellerini siliyordu. Bulaşıkları yeni bitirdiği her halinden belliydi.

"Babaanne ben çok yorgunum, uykum var. Odama gidiyorum, iyi geceler."

"Tamam yavrum, iyi uykular."

Tarık yatağına uzandığında, ay ışığı hafifçe odasına süzülüyordu. Uzaklardan bir kurdun ulama sesi geliyordu. Tarık gözlerini tavana dikmiş, bugün olanları düşünüyordu. Arılarla nasıl konuştuğunu, ayıya nasıl bal fırlattığını hatırladıkça genetiğinin değiştiğini daha iyi anlıyordu.

"Acaba çoban yıldızım ne yapıyordur?" diye kendi kendine Türkan'ı düşünürken, bir elini diğer eliyle kafasının arkasında birleştirip ayaklarını üst üste attı. En rahat pozisyonunu almıştı ama düşünceler peşini bırakmıyordu. Daha fazla dayanamayıp ayağa kalktı.

"Bugün bana ne oldu böyle? O balı nasıl fırlattım acaba? Yine denesem yapabilir miyim?" diye düşündü.

Heyecanla ellerini birbirine sürttü ve tıpkı ormandaki gibi "dur" işareti yaparak ellerini ileriye doğru açtı. Ancak bu sefer beklediği o yapışkan bal fışkırmadı. Ne kadar denerse denesin, başaramıyordu. Tarık, gücünün neden sadece o an ortaya çıktığını anlamaya çalışarak öylece kalakaldı.

Kitabın yazarı olan benide takip ederseniz mutlu olurum.🐝🇹🇷✨️

Yorumlar

  • Furkan Özkan: 🐻🐝🇹🇷✨️☺️
  • Helin: Ayıboğan Arıtürk