1. Bölüm: Gece Yarısı
ARVEN’İN SON VARİSİ
1. Bölüm: Gece Yarısı
Lina, kapısının önünde duran siyah zarfı ilk gördüğünde bir süre ona dokunmadan bekledi.
Zarfın üzerinde ne bir isim vardı ne de bir adres. Yalnızca köşesine gümüş renkli üç hilal işlenmişti.
Eğilip zarfı aldı. Kâğıdı oldukça kalındı ve kenarları diğer zarflardan farklıydı. Sanki yıllardır bir yerde saklanmış, sonra da özellikle ona gönderilmişti.
İçeri girip salondaki masaya oturdu. Zarfı açtığında içinden eski bir fotoğraf ve küçük bir not çıktı.
Fotoğrafta büyük bir konağın önünde duran dört kişi vardı. Bir kadın, bir adam ve iki çocuk.
Lina önce çocuklara baktı. Ardından gözleri kadının yüzünde durdu.
İçinde tuhaf bir his uyandı. Kadını daha önce görmüş gibi hissediyordu ama nerede gördüğünü hatırlayamıyordu.
Fotoğrafı çevirip arkasına baktı. Herhangi bir yazı yoktu.
Sonra notu açtı.
“Geçmişini öğrenmek istiyorsan bu gece yarısı kuzey kapısına gel. Çocukluğundan beri taşıdığın kolyeyi yanında getir. Tek başına gel.”
Lina notu yeniden okudu.
Boynundaki kolyeye dokundu. Üç küçük hilalden oluşan bu kolye, annesinden kalan tek hatıraydı. Annesi öldüğünde Lina henüz sekiz yaşındaydı. O günden beri onunla ilgili hatırladıkları giderek azalmıştı.
Annesi geçmişinden pek söz etmezdi. Lina da çocukken bunun üzerinde durmamıştı. Bir ailesi olduğunu, annesinin de bir zamanlar çocuk olduğunu biliyordu elbette. Ama annesinin hayatı hakkında bildikleri bundan ibaretti.
Şimdi bir yabancı, çocukluğundan beri taşıdığı kolyeyi biliyordu.
Lina telefonundan saati kontrol etti.
Gece yarısına kırk dakika vardı.
Gitmemesi gerektiğini düşündü. Fakat fotoğraftaki konağı görünce aklında tek bir soru kaldı.
Ya aradığım cevaplar gerçekten oradaysa?
Ceketini giydi, kolyesini kıyafetinin içine sakladı ve evden çıktı.
Konağı bulmak kolay olmadı.
Şehrin kalabalık sokaklarından uzaklaştıkça yollar daraldı. Sonunda ağaçların arasında uzanan taş bir yola ulaştı. Yolun sonunda, yüksek demir kapıların ardında büyük bir yapı yükseliyordu.
Lina durdu.
Fotoğraftaki konak buydu.
Bina, uzaktan göründüğünden bile daha görkemliydi. İki katlı ana yapının üzerinde yüksek kuleler yükseliyor, uzun pencereler ay ışığını yansıtıyordu. Geniş merdivenler girişe uzanıyor, iki yanında yıllardır budanmamış ağaçlar ve eski heykeller sıralanıyordu.
Bahçenin ortasındaki kuru çeşmenin çevresinde dökülmüş yapraklar birikmişti. Buna rağmen konağın kendisi bakımsız görünmüyordu. Sanki zaman burada durmuştu.
Lina telefonunu çıkardı. Çekim gücü yoktu.
“Tabii,” diye mırıldandı. “Bir de bu eksikti.”
Tam geri dönmeyi düşünürken kapının diğer tarafında bir adam belirdi.
Adam ona doğru yürüdü. Üzerinde koyu renk bir palto vardı. Yaklaştığında bakışlarını doğrudan Lina'nın yüzüne çevirdi.
“Lina?”
“Evet. Siz kimsiniz?”
“Adrian Veyl. Mektubu ben gönderdim.”
Lina kollarını göğsünde birleştirdi.
“Beni buraya neden çağırdınız?”
Adrian bir an konağa baktı.
“Çünkü Arven ailesi hakkında bilmen gereken şeyler var.”
“Ben Arven diye bir aile tanımıyorum.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse benimle ne ilgisi var?”
Adrian hemen cevap vermedi.
“Bir süre önce aileye ait eski kayıtlar buldum. Kayıtlarda senin adın geçiyordu. Bir de bu kolyeden söz ediliyordu.”
Lina kolyesini avucunun içine aldı.
“Beni neden şimdi buldunuz?”
“Çünkü bazı şeylerin saklı kalması için artık bir neden yok.”
“Bu pek açıklayıcı olmadı.”
“İçeri girdiğinde daha fazlasını anlayabilirsin.”
Lina ona güvenmiyordu. Ama buraya kadar gelmişken geri dönmek de istemiyordu.
“Size güvenmiyorum,” dedi açıkça.
Adrian başını hafifçe salladı.
“Beni tanımıyorsun. Güvenmemen normal.”
Ardından kapının üzerindeki işareti gösterdi. Demirin ortasına üç hilal kazınmıştı.
Lina'nın kolyesi, kıyafetinin altında hafifçe ısındı.
Elini boynuna götürdü ama bir şey söylemedi.
Adrian cebinden eski bir anahtar çıkardı ve kilidi açtı.
Demir kapılar ağır bir sesle aralandı.
Lina, bahçeye adım attığında nedense daha önce burada bulunmuş gibi hissetti. Merdivenlere, pencerelere ve konağın büyük kapısına baktı.
Bu his nereden geliyordu?
Bilmiyordu.
Yalnızca, içeri girmek üzereyken kalbinin hızlandığını fark etti.
Konağın kapısı açıldığında Lina'nın karşısına geniş bir giriş salonu çıktı.
Yüksek tavanın ortasında büyük bir avize asılıydı. Mermer zeminin üzerinde koyu renkli bir halı uzanıyor, iki yana ayrılan merdivenler üst kata çıkıyordu. Duvarlarda altın çerçeveli portreler, köşelerde eski vazolar vardı.
Her şey görkemliydi ama insanın içini rahatlatmıyordu.
Lina, duvardaki portrelerden birine bakarken durdu.
Tablodaki kadın, zarfın içindeki fotoğrafta gördüğü kadındı.
Aynı yüz. Aynı gözler.
Lina yavaşça tabloya yaklaştı.
“Bu kadın kim?”
Adrian onun yanına geldi.
“Arven ailesinden biri olmalı.”
“Adını bilmiyor musunuz?”
“Bulduğum kayıtlarda bu portrenin adı yoktu.”
Lina kaşlarını çattı.
“Beni buraya getirip hiçbir soruya cevap veremiyorsunuz.”
“Bazı cevapları gerçekten bilmiyorum. Ama buraya neden ait olduğunu öğrenebiliriz.”
Lina ona döndü.
“Buraya ait olduğumu kim söyledi?”
Adrian'ın bakışları bir anlığına Lina'nın kolyesine kaydı.
“Bunu yakında anlayacaksın.”
Lina daha fazla üstelemedi. Salondaki masanın üzerinde duran eski bir fotoğraf dikkatini çekmişti.
Fotoğrafta üç çocuk yan yana duruyordu. Ortadaki kız çocuğu gülümsüyordu. İki yanındaki erkek çocuklardan biri diğerinden biraz daha büyüktü.
Lina fotoğrafı eline aldı.
Arkasında üç isim yazıyordu.
Lina, Mira ve Eren.
Bir süre yazılara baktı.
“Bu isimler ne anlama geliyor?”
Adrian fotoğrafı inceledi.
“Bunlar senin kardeşlerin olabilir.”
Lina başını kaldırdı.
“Ne?”
“Arven ailesine ait kayıtlarda kaybolan çocuklardan söz ediliyor. Senin adın da orada.”
Lina yeniden fotoğrafa baktı.
Hayatı boyunca tek çocuk olduğunu sanmıştı. Annesi ona hiç kardeşlerinden söz etmemişti.
“Annemin başka çocukları mı vardı?”
Adrian bir şey söylemeden önce dikkatlice düşündü.
“Annenin bu aileyle bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Ama bütün ayrıntıları bilmiyorum.”
Lina'nın kafası karışmıştı. Fotoğrafı bırakmak istedi ama parmakları bir anlığına çerçevenin kenarında kaldı.
O anda zihninde kısa bir görüntü belirdi.
Uzun bir koridor…
Bir kız çocuğunun kahkahası…
Ve kendisine uzanan küçük bir el.
Görüntü geldiği kadar çabuk kayboldu.
Lina gözlerini kırpıştırdı.
“İyi misin?” diye sordu Adrian.
“Evet. Sanırım yoruldum.”
Lina ne gördüğünü anlatmadı. Bunun yalnızca eski bir fotoğrafın uyandırdığı bir anı olduğunu düşündü.
Ama o anı nereden gelmişti?
Bunu kendisi de bilmiyordu.
Üst kattan bir ses geldi.
Lina başını kaldırdı.
Adrian'ın yüzü ciddileşti.
“Burada biri var.”
“Bu konakta kimse yaşamıyor mu?”
“Yaşamıyor olması gerekiyordu.”
Lina ona baktı.
“Bunu söylemeniz hiç iç açıcı olmadı.”
Adrian merdivenlere yöneldi. Lina da peşinden gitti.
Üst kattaki koridor uzun ve loştu. Duvarların iki yanında kapılar sıralanıyordu. En sondaki kapı aralıktı.
Kapının önünde genç bir adam duruyordu.
Lina'yı görünce olduğu yerde kaldı.
Uzun süre birbirlerine baktılar.
Sonra adamın yüzündeki şaşkınlık yerini belli belirsiz bir gülümsemeye bıraktı.
“Lina?”
Lina bir adım attı.
“Sen kimsin?”
“Eren.”
Lina'nın aklına fotoğraf geldi.
“Fotoğraftaki Eren sen misin?”
Genç adam başını salladı.
“Evet.”
Lina onun yüzünü dikkatle inceledi. İçinde açıklayamadığı bir yakınlık vardı. Sanki yabancı biriyle değil de yıllardır görmediği bir akrabasıyla karşılaşmıştı.
Eren ise ona bakarken gözlerini kaçırdı.
“Seni bulabileceğimi düşünmüyordum,” dedi.
“Beni mi arıyordun?”
“Uzun zamandır.”
Lina'nın boğazı düğümlendi.
“Benim bir ailem olduğunu bile bilmiyordum.”
Eren'in yüzündeki ifade değişti.
“Annen sana hiçbir şey anlatmadı mı?”
Lina başını iki yana salladı.
“Hayır. Annem yıllar önce öldü. Bana senden ya da Mira'dan hiç bahsetmedi.”
Eren bir süre sustu.
“Mira'yı da bulamadım,” dedi sonunda. “Onun nerede olduğunu bilmiyorum.”
Lina'nın gözleri doldu. Hiç tanımadığı bir kardeşiyle karşı karşıyaydı ve diğer kardeşinin nerede olduğunu bile bilm
Yorumlar
- Yasemin Yıldırım: Bir yabancı neden senin çocukluğunla ilgili şeyler biliyor ki
- Rıza Kaya: Karakterinin geçmişine çabuk yaklaşman korkutucu ama heyecan verici
- Yusuf Vural: Aile sırlarının vakti geldi lina onları öğrenmek zorundasın
- Ahmet Demir: konağın bakımsız görünmesi bile onu daha gizemli kılıyor
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Çok teşekkür ederim canım içi 😍
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: 👏👏👏 çok teşekkür ederim
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Çok haklısın yaa 😍😍😍
- Esra Sancak: adriana güvenmeye karar vermeden önce dikkat etmeni öneririm
- Ramazan Zengin: Çekinmene gerek yok oradaki cevapları bulmayı denemelisin
- Ahu Kuzu: lina zarfı görünce rahat durma hemen açsan iyi olurdu
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Çok teşekkür ederim canım içi
- Ayşegül: Emeğine sağlık abla 💗🌸