Keşfet

2. Bölüm: Bilinmeyenler

Arven’in Son Varisi

Arven’in Son Varisi

2. Bölüm: Bilinmeyenler

Lina o gece bir türlü uyuyamadı.

Yatağın kenarında oturmuş, annesinin mektubunu elinde tutuyordu. Aynı satırları defalarca okumasına rağmen her seferinde başka bir cümleye takılıyordu.

Bir gün kardeşlerinle karşılaşırsan onlardan uzak durma.

Annesi bunu neden yazmıştı? Neden ondan üç ağabeyi olduğunu saklamıştı? Üstelik babasıyla ilgili bilmediği daha ne kadar şey vardı?

Mektubu katlayıp komodinin üzerine bıraktı. Sonra boynundaki kolyeye dokundu. Üç hilal, parmaklarının arasında soğuk bir metal parçasından başka bir şey değildi. Yine de annesinden geriye kalan en değerli şey buydu.

Kapı hafifçe çalındığında irkildi.

“Lina? Uyanık mısın?”

Eren’in sesiydi.

“Evet, gelebilirsin.”

Eren elinde iki fincanla içeri girdi. Birini Lina’ya uzattı.

“Uyuyamadığını tahmin ettim. Sana çay getirdim.”

“Teşekkür ederim.”

Eren karşısındaki sandalyeye oturdu. Bir süre ikisi de konuşmadı. Lina, sorularını nereden başlayarak soracağını bilemiyordu.

Sonunda fincanını dizlerinin üzerinde tuttu ve başını kaldırdı.

“Gerçekten ağabeyim misin?”

Eren’in yüzündeki ifade yumuşadı.

“Evet, Lina. Gerçekten ağabeyinim.”

“Bunu söylemek senin için kolay olabilir. Ama ben dün sabaha kadar bir ailem olduğunu bile düşünmüyordum. Annemden başka kimsem yok sanıyordum.”

Eren bakışlarını yere indirdi.

“Biliyorum. Senin yerinde olsaydım ben de ne düşüneceğimi bilemezdim.”

“Peki, annemle babam neden ayrıldı?”

Eren hemen cevap vermedi. Lina onun bir şey sakladığını düşündü ama Eren konuştuğunda sesinde kaçamak bir tavır yoktu.

“Bütün ayrıntıları bilmiyorum. O zamanlar küçüktüm. Annemle babamın arasında sorunlar olduğunu hatırlıyorum ama ne yaşandığını tam olarak bilmiyorum. Sana bilmediğim bir şeyi anlatıp kafanı daha fazla karıştırmak istemem.”

Lina içini çekti.

“Demek sen de her şeyi bilmiyorsun.”

“Keşke bilseydim.”

Bu cevap Lina’nın beklediğinden daha içtendi. Eren’in de bu ailenin geçmişinde kaybolmuş olabileceğini ilk kez düşündü.

“Babam nerede peki?” diye sordu.

Eren fincanını masaya bıraktı.

“Evren Arven hakkında uzun zamandır doğru düzgün haber alamıyoruz. Bir ara yeniden evlendiğine dair şeyler duydum ama bunun ne kadarının doğru olduğunu bilmiyorum. Kim olduğunu da bilmiyorum.”

Lina’nın aklına fotoğraftaki kadın geldi. Kadının yanında duran küçük kızın yüzü gözlerinin önüne yerleşti.

“Peki ya Lara?”

Eren kaşlarını çattı.

“Lara mı?”

“Fotoğraftaki küçük kızın adı. Babamın ve bir kadının yanında duruyordu.”

“Adını daha önce duymadım. Fotoğrafı nerede gördün?”

“Burada. Koridordaki fotoğrafların arasında.”

Eren bir süre düşündü.

“Üzgünüm, Lina. Bu konuda sana yardımcı olamayacağım.”

Lina başını salladı. Cevap alamamıştı ama en azından Eren’in bildiklerini saklamaya çalışmadığını düşünüyordu.

“Diğer ağabeylerim nasıl insanlar?” diye sordu.

Eren hafifçe gülümsedi.

“Demir daha ciddi biridir. Bir şeyi kafasına koydu mu peşini kolay kolay bırakmaz. Karan ise biraz daha içine kapanıktır. Ama ikisinin de seni görmek istediğinden eminim.”

“Ne zaman gelecekler?”

“Yarın akşam. Demir’in babamızla ilgili yeni bir şeyler öğrendiğini söyledi. Belki bazı sorularımıza cevap bulabiliriz.”

Lina, ilk kez ertesi günü beklemek için bir nedeni olduğunu hissetti.

Yine de aklındaki sorular azalmamıştı.

Eren gittikten sonra Lina odasında daha fazla kalamadı. Hırkasını üzerine alıp koridora çıktı. Konak geceleri gündüz olduğundan çok daha sessizdi. Duvarlardaki tablolar loş ışıkta daha eski, merdivenlerse daha uzun görünüyordu.

Bir süre dolaştıktan sonra kuzey kanadına ulaştı.

Gündüz buraya geldiğinde dikkatini çeken odanın kapısı hâlâ aralıktı. Lina içeri girdi. Oda sade bir şekilde döşenmişti. Pencerenin önünde eski bir koltuk, duvarın kenarında küçük bir masa vardı. Eşyaların üzerinde ince bir toz tabakası birikmişti.

Tam geri dönecekken pencereden gelen sesle irkildi.

Pencere tam kapanmamıştı. Rüzgâr estikçe çerçeve hafifçe oynuyor, duvara vuruyordu.

Lina pencereye yaklaşıp onu kapattı.

“Alt tarafı bir pencere,” diye mırıldandı kendi kendine.

Kendi korkusuna biraz güldü. Son iki günde o kadar çok şey yaşamıştı ki en küçük seste bile irkilmeye başlamıştı.

Odadan çıkmak üzereyken bir an durdu.

Burada daha önce bulunmuş gibi hissediyordu.

Bu, odanın tanıdık gelmesinden çok daha tuhaf bir duyguydu. Sanki uzun zaman önce burada durmuş, pencerenin önünde birini beklemişti. Ama ne zaman olduğunu, kimi beklediğini hatırlayamıyordu.

Gözlerini kapatıp anımsamaya çalıştı. Zihninde hiçbir görüntü belirmedi.

“Lina?”

Arkasını döndüğünde kapıda Eren’i gördü.

“Burada ne yapıyorsun?” diye sordu Eren.

“Biraz dolaşıyordum. Bu odayı daha önce görmüş müydüm, hatırlamaya çalışıyorum.”

Eren içeri girip etrafına baktı.

“Çocukken buraya geldiğimi hatırlıyorum. Ama çok küçüktüm. Odada ne yaptığımızı bile hatırlamıyorum.”

“Burası neden kullanılmıyor?”

“Bilmiyorum. Uzun zamandır böyle.”

Lina bir kez daha odaya baktı. Cevap bulamamıştı. Belki de buranın ona tanıdık gelmesi yalnızca yorgunluğundan kaynaklanıyordu.

“Boş ver,” dedi sonunda. “Sanırım bugün biraz fazla şey düşündüm.”

Eren onu daha fazla sorgulamadı. Birlikte koridora çıktılar ve odanın kapısını kapattılar.

Lina odasına döndüğünde çayını çoktan soğutmuştu. Komodinin üzerindeki mektubu yeniden eline aldı.

Annesinin el yazısını görünce boğazı düğümlendi. Selin, Lina’yı korumak istemişti. Bunu mektuptaki her cümleden anlayabiliyordu. Fakat birini korumak için ona gerçeği söylememek doğru muydu?

Lina bu sorunun cevabını bilmiyordu.

Bildiği tek şey, artık hiçbir şey öğrenmemiş gibi davranamayacağıydı.

Ertesi gün iki ağabeyi daha konağa gelecekti. Belki onlardan bazı cevaplar alacaktı. Belki de yeni sorularla karşılaşacaktı.

Bir de Adrian vardı.

Annesinin mektubu onun eline nasıl geçmişti? Zarfı konağa kimin gönderdiğini bilmiyordu. Adrian da gönderenin kim olduğunu bilmediğini söylemişti. Dış zarfın üzerinde yalnızca Arven Konağı'nın adı vardı; içindeyse Selin'in Lina'ya yazdığı mektuptan başka bir şey bulunmuyordu.

Adrian, mektubu aldıktan sonra Lina'yı bulmak için annesinin geçmişini bilen birkaç kişiye ulaşmıştı. Sonunda Lina'ya ulaşmayı başarmıştı. Fakat mektubun neden yıllar sonra gönderildiğini açıklayacak bir cevabı yoktu.

Lina mektubu dikkatlice katlayıp çekmeceye koydu.

Annesinin sakladığı gerçekleri öğrenmek istiyordu. Babasını, kardeşlerini ve kendi geçmişini anlamak istiyordu.

Belki öğrenecekleri canını acıtacaktı. Belki ailesi hakkında bildiği her şeyi değiştirecekti.

Ama artık geri dönmeyecekti.

Ve Lina bu kez vazgeçmeyecekti.