4. Bölüm: Kan Bağı
Arven’in Son Varisi
4. Bölüm: Kan Bağı
Lina, sabah uyandığında bir süre yatağında oturdu.
Dün akşam Demir ve Karan’la tanışmıştı. İkisi de ona karşı nazik davranmıştı. Yine de içindeki gariplik hissinden kurtulamıyordu.
Üç ağabeyi vardı.
Bunu artık biliyordu ama kabullenmek başka bir şeydi. Hayatı boyunca annesiyle yaşamış, ailesi hakkında bildiklerinin doğru olduğuna inanmıştı. Şimdi ise geçmişinin büyük bir bölümünün kendisinden saklandığını öğrenmişti.
Yatağından kalkıp hazırlandı ve aşağı indi.
Eren mutfakta kahvaltı ediyordu. Lina'yı görünce başıyla selam verdi.
“Günaydın.”
“Günaydın. Diğerleri kalktı mı?”
“Demir erkenden çıktı. Karan da biraz önce bahçeye gitti.”
Lina kendisine çay doldurdu, sonra Eren'in karşısına oturdu.
“Aklıma takılan bir şey var.”
Eren ekmeğinden bir parça kopardı.
“Şaşırdım doğrusu.”
Lina gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Dalga geçme. Ciddiyim.”
“Tamam, sor.”
Lina birkaç saniye düşündü.
“Benim gerçekten kardeşiniz olduğumu nasıl biliyorsunuz? Yani annemin mektubu dışında bir kanıtınız var mı?”
Eren bu kez ciddileşti.
“Bunu sorman normal. Ben küçükken annemizden ve babamızdan söz edildiğinde senin de varlığını biliyordum. Ama seni hiç görmedim. Demir de aynı şeyleri biliyordu. Karan da.”
“Peki, annem neden beni sizden uzak tuttu?”
“Bilmiyorum, Lina. Gerçekten bilmiyorum.”
Lina, Eren'in yüzüne baktı. Ondan farklı bir cevap beklemişti ama Eren'in de bilmediğini anlamıştı.
“Bazen sanki herkes bir şey biliyor da bana söylemiyor gibi hissediyorum.”
“Öyle hissetmeni anlıyorum. Ama ben bildiğim bir şey olsaydı söylerdim.”
Lina çayından bir yudum aldı.
“Peki, babamla ilgili hiç araştırma yaptınız mı?”
“Demir uzun zamandır araştırıyor. Belki bugün öğrendiklerini anlatır.”
Lina başını salladı. En azından artık sorularını sorabileceği insanlar vardı.
Kahvaltıdan sonra Lina bahçeye çıktı. Hava serindi. Biraz yürüyüp kafasını toparlamak istiyordu.
Bahçenin kenarındaki banka oturdu. Annesini düşündü. Selin hayatta olsaydı bütün bunları ona sorabilir miydi? Annesi gerçeği anlatır mıydı, yoksa yine konuyu değiştirir miydi?
Bu soruların cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğini düşünmek canını sıkıyordu.
Elini boynundaki kolyeye götürdü.
Üç hilalli kolye çocukluğundan beri onunlaydı. Daha önce üzerinde hiç düşünmemişti. Annesinden kalan bir hatıraydı, hepsi bu.
Tam kolyeyi bırakacakken metalin parmaklarına hafifçe sıcak geldiğini hissetti.
Lina kaşlarını çattı.
Kolyeyi avucunun içine aldı. Bir süre bekledi ama başka bir şey olmadı.
“Herhâlde güneşte kaldı,” diye mırıldandı.
Oysa bank gölgedeydi.
Kolyeyi yeniden boynuna taktı. Üzerinde durmamaya karar verdi. Son günlerde o kadar az uyumuştu ki en küçük şeyi bile kafasında büyütüyor olabilirdi.
“Burada tek başına ne yapıyorsun?”
Lina başını kaldırdı. Adrian bahçenin girişinde duruyordu.
“Biraz hava alıyorum.”
Adrian yanına geldi.
“Rahatsız etmiyorum ya?”
“Hayır, oturabilirsin.”
Adrian bankın diğer ucuna oturdu. Bir süre bahçeyi seyrettiler.
Sonunda Lina konuştu.
“Adrian, sana bir şey sorabilir miyim?”
“Elbette.”
“Beni bulduğunda gerçekten yalnızca annemin mektubundan mı yola çıktın?”
“Evet. Mektuptaki isimden başladım. Anneni tanıyan insanlarla konuştum. Sonunda sana ulaştım.”
“Peki, beni buraya çağırmakla doğru bir şey yaptığından emin miydin?”
Adrian omuzlarını hafifçe kaldırdı.
“Emin değildim. Ama mektubun sana ait olduğunu düşündüm. En azından onu görmeye hakkın vardı.”
Lina bir süre sessiz kaldı.
“Bazen buraya gelmeseydim daha mı iyiydi diye düşünüyorum.”
“Bunu ancak gerçeği öğrendiğinde anlayabilirsin.”
“Ya öğrendiğim şeylerden pişman olursam?”
Adrian ona döndü.
“O zaman da ne yapacağına kendin karar verirsin. Burada kalmak zorunda değilsin, Lina.”
Lina bu cevabı sevmişti. Kimsenin ona ne yapması gerektiğini söylemesini istemiyordu.
“Teşekkür ederim,” dedi.
Adrian başını salladı. Konuşma burada bitti. Lina onun yanında sessizce oturmanın, sürekli soru cevaplamaktan daha kolay olduğunu fark etti.
Öğleden sonra Lina konağa döndüğünde Karan'ı salonda buldu. Elinde eski bir fotoğraf vardı.
“Bu ne?” diye sordu Lina.
Karan fotoğrafı ona uzattı.
“Demir'in bulduğu fotoğraflardan biri. Annemizle babamızın eski bir fotoğrafı.”
Lina fotoğrafa baktı. Annesi gençti ve gülümsüyordu. Yanında Evren vardı. Biraz ileride üç küçük erkek çocuk duruyordu.
“Çok küçükmüşsünüz.”
Karan güldü.
“Evet. Ben bu fotoğrafı hiç hatırlamıyordum.”
Lina fotoğrafı dikkatle inceledi.
“Annem bana bu günlerden hiç bahsetmedi.”
Karan'ın gülümsemesi azaldı.
“Bize de her şeyi anlatmadı. Ama nedenini ben de bilmiyorum.”
Lina fotoğrafı ona geri verdi.
“Bazen ona kızıyorum,” diye itiraf etti. “Sonra da kendime kızıyorum. Çünkü artık kendini savunamaz.”
Karan bir süre düşündü.
“Birini özlemekle ona kızmak aynı anda olabilir. Bence bu, onu daha az sevdiğin anlamına gelmez.”
Lina başını kaldırdı. Bu sözün ona iyi geldiğini belli etmek istemedi ama yüzündeki ifade yumuşadı.
“Bunu nereden öğrendin?”
“Hayatta birkaç hata yapınca insan bazı şeyleri öğreniyor.”
Lina hafifçe güldü.
“Demek ki senden öğreneceğim çok şey var.”
“Benden çok şey öğrenme. Eren daha mantıklı biridir.”
İkisi de güldü.
Kısa bir an için Lina kendini yabancı hissetmedi. Karşısında yıllardır tanıdığı insanlar yoktu ama belki de birbirlerini tanımaya başlamak böyle bir şeydi.
Akşam yemeğinden sonra Lina odasına çıktı.
Annesinin mektubunu çekmeceden çıkardı. Bir kez daha okudu ama bu kez her satırda yeni bir anlam aramadı. Annesinin onu sevdiğini biliyordu. Bilmediği şey, bu sevginin neden bu kadar çok sessizliğin içine saklandığıydı.
Mektubu katlayıp masanın üzerine bıraktı.
Sonra kolyesini çıkardı. Üç hilal, odanın ışığında sıradan bir metal gibi görünüyordu.
Lina kolyeyi pencerenin önüne götürdü. Ay ışığı metalin üzerine düştü.
Tam geri dönecekken hilallerden birinin kenarında incecik bir parıltı gördü.
Durdu.
Kolyeyi biraz çevirdi. Parıltı kayboldu.
Tekrar çevirdiğinde yine görünmedi.
Lina bir süre kolyeye baktı. Sonra kendi kendine güldü.
“Harika. Şimdi de kolyeyle uğraşmaya başladım.”
Kolyeyi masaya bırakmak üzereydi ki metalin ortasında bir anlığına soluk bir ışık belirdi.
Bu kez bunun yalnızca ay ışığının yansıması olmadığından emindi. Işık kendiliğinden sönmüştü.
Lina'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
Kolyeye dokunmadan birkaç saniye bekledi. Oda sessizdi. Hiçbir şey değişmemişti.
Sonunda kolyeyi avucuna aldı. Metal yeniden soğuktu.
Ne olduğunu anlamıyordu. Kolyeyi yıllardır taşıyordu ve daha önce böyle bir şey görmemişti.
Annesinin mektubuna baktı.
Belki ikisinin birbiriyle ilgisi vardı. Belki de yoktu.
Lina kolyeyi çekmeceye koydu ve ışığı kapattı.
O gece kendine bir söz verdi: Geçmişi öğrenmek için acele etmeyecekti. Ama karşısına çıkan sorulardan da kaçmayacaktı.
Çünkü artık biliyordu ki ailesini tanımak, yalnızca kimlerin kardeşi olduğunu öğrenmekten ibaret değildi.
Bazen insanın kendi hayatını anlaması için, yıllardır taşıdığı bir şeye yeniden bakması gerekirdi.
Yorumlar
- Can Kaan Odabaş: kendinle de yüzleş
- Hatice Çetin: lina geçmişine bakmalısın bu hislerle yüzleşmek zor ama önemli
- Funda Vuralcan: kesinlikle içinde bulunduğun durumu sorgulaman gerek geçmiş her zaman öğretici
- Pınar Eryılmaz: Kardeşine karşı hissettiğin duygular normal değil mi?