Keşfet

Arven’in Son Varisi5. Bölüm: Saklanan Geçmiş

Arven’in Son Varisi

Arven’in Son Varisi

5. Bölüm: Saklanan Geçmiş

Lina sabah uyandığında birkaç saniye boyunca nerede olduğunu hatırlayamadı.

Sonra karşısındaki yüksek tavanı ve ağır perdeleri görünce her şey yeniden aklına geldi.

Arven Konağı.

Üç ağabeyi.

Ve annesinin yıllarca kendisinden sakladığı geçmiş.

Yatağından kalkıp pencereye yürüdü. Bahçede çalışan birkaç kişi vardı. Dışarıdan bakıldığında her şey sıradan görünüyordu. Lina'nın kafasının içindeyse cevap bekleyen onlarca soru vardı.

Annesi neden babasından hiç bahsetmemişti? Neden üç ağabeyinin varlığını bile söylememişti?

Yatağın kenarına oturup boynundaki kolyeyi çıkardı. Üç hilali başparmağıyla yokladı.

Annesi bu kolyeyi ona çocukken vermişti. O zamanlar bunun yalnızca eski bir aile yadigârı olduğunu düşünüyordu. Şimdiyse aynı işaretin konağın kapısında ve bahçedeki taş bir kemerde de bulunduğunu öğrenmişti.

Kolyeyi avucunda kapattı.

Dün gece gördüğü kısa parıltı aklına geldi.

Belki ışığın bir oyunuydu. Belki de yorgunluktan öyle görmüştü.

Şimdilik kendisine başka bir açıklama bulamıyordu.

Kolyeyi yeniden takıp odadan çıktı.

Yemek salonuna girdiğinde Eren kahvaltı yapıyordu.

“Günaydın,” dedi Eren.

“Günaydın.”

Eren karşısındaki sandalyeyi gösterdi.

“Çay ister misin?”

Lina oturup çayını aldı. Bir süre sessizce kahvaltı yaptılar. Sonunda Lina, bütün sabah aklında dolaşan soruyu sordu.

“Eren, benim sizin kardeşiniz olduğumu nereden biliyorsunuz?”

Eren elindeki bardağı masaya bıraktı.

“Annemizin mektubunda senden söz ediliyordu. Bir de eski fotoğraflar var. Seni ilk gördüğümüzde her şeyi bildiğimizi söyleyemeyiz ama bunlar bize bir ipucu verdi.”

“Yani yalnızca bunlara bakarak emin oldunuz?”

“Hayır,” dedi Eren dürüstçe. “Bunlar bizim için önemliydi ama senin de soruların olduğunu anlıyorum. İstersen aile bağımızı kesinleştirmek için başka yolları da düşünebiliriz.”

Lina bu cevabı beklemiyordu. Eren'in ona sorgulamadan inanmasını söyleyeceğini düşünmüştü.

“Ben sadece birdenbire üç ağabeyim olduğunu öğrenmenin ne kadar tuhaf geldiğini anlatmaya çalışıyorum.”

“Biliyorum.”

“Hayır, bilmiyorsun.” Lina'nın sesi istemeden yükseldi. Hemen ardından derin bir nefes aldı. “Özür dilerim. Sana kızgın değilim. Sadece her şeyi bir anda öğrenmek zor.”

Eren başını salladı.

“Özür dilemene gerek yok. Biz de seni tanımıyoruz. Sen de bizi tanımıyorsun. Bunun bir günde değişmesini beklemiyorum.”

Lina biraz rahatladı.

Sonra başka bir soru sordu.

“Annemle babam ayrıldığında ne oldu?”

Eren'in yüzü ciddileşti.

“Ben o zamanlar çocuktum. Aralarında sorunlar olduğunu hatırlıyorum ama ayrılmalarının asıl nedenini bilmiyorum. Annem bir süre sonra bizimle daha az görüşmeye başladı. Sonrasında da aramızdaki iletişim koptu.”

“Beni yanına almasının nedeni neydi?”

“Bunu bilmiyorum, Lina.”

Lina gözlerini masaya indirdi.

“Peki, babam beni hiç görmeye geldi mi?”

Eren bir süre düşündü.

“Bildiğim kadarıyla hayır. Ama bu, hiç görmek istemediği anlamına mı geliyor, yoksa başka bir şey mi yaşandı, onu söyleyemem.”

Lina'nın boğazı düğümlendi. Babasının onu hiç görmemiş olma ihtimali canını yakıyordu. Ama Eren'in sözleri de aklında kaldı: Bilmemek, gerçeğin kötü olduğu anlamına gelmiyordu.

“Bir gün nedenini öğrenmek istiyorum,” dedi.

“Ben de öğrenmek istiyorum.”

Lina başını kaldırıp ona baktı. Eren'in her şeyi çözebilecek biri olmadığını anlamıştı. O da bu ailenin geçmişinde cevaplarını bulamamış biriydi.

Bu, aralarındaki mesafeyi ortadan kaldırmadı ama Lina'nın ona karşı duyduğu gerginliği biraz azalttı.

Kahvaltıdan sonra Lina bahçeye çıktı.

Biraz yalnız kalmak istiyordu. Konağın içinde her köşe ona ailesini hatırlatıyordu. Düşüncelerini toparlayabilmek için dışarıda yürümeye karar verdi.

Bahçenin arka tarafına doğru ilerlerken sarmaşıkların arasında kalmış eski bir taş kemer gördü. Daha önce dikkatini çekmemişti.

Kemerin ortasında üç hilale benzeyen bir işaret vardı.

Lina durdu.

Önce işarete, sonra kolyesine baktı.

Benzerlik tesadüf olamayacak kadar belirgindi.

Taşa yaklaşıp parmak uçlarıyla oymaya dokundu.

İlk anda hiçbir şey olmadı.

Tam elini çekecekken kolyesinin bulunduğu yerde hafif bir sıcaklık hissetti.

Lina elini boynuna götürdü.

Bir anlığına çevresindeki sesler uzaklaştı. Bahçenin görüntüsü bulanıklaştı ve gözlerinin önünde başka bir görüntü belirdi.

Aynı taş kemer vardı ama sarmaşıklar henüz onu kaplamamıştı. Bahçede küçük bir kız koşuyordu. Bileğinde kırmızı bir kurdele vardı.

Bir kadın uzaktan seslendi:

“Lina, buraya gel!”

Lina nefesini tuttu.

Görüntü kayboldu.

Rüzgâr yeniden yaprakları hareket ettirmeye başladı. Uzaklardan kuş sesleri geliyordu. Bahçe eskisi gibiydi.

Lina birkaç saniye boyunca yerinden kıpırdayamadı.

Az önce annesinin sesini duyduğuna emindi. En azından duyduğu ses ona annesini hatırlatmıştı. Ama görüntüdeki kızın kendisi olup olmadığını bilmiyordu.

Bileğindeki kırmızı kurdele gözünün önünden gitmiyordu.

Kendi çocukluğundan böyle bir anı hatırlamıyordu.

Elini taş kemerden çekti ve geriye doğru bir adım attı.

“Yorgunum,” diye mırıldandı.

Ama bunun yalnızca yorgunluk olduğuna kendisini inandıramıyordu.

Bir süre daha bahçede kaldı. Görüntünün yeniden ortaya çıkmasını bekledi ama hiçbir şey olmadı.

Sonunda konağa döndü.

Bunu hemen başkalarına anlatmak istemiyordu. Çünkü ne gördüğünü kendisi bile tam olarak bilmiyordu.

Öğleden sonra Lina kütüphaneye gitti.

Rafların arasında dolaşırken Adrian'ı büyük masanın yanında gördü. Önünde açık bir kitap vardı.

Adrian başını kaldırdı.

“Bir şey mi arıyorsun?”

“Sanırım ailemle ilgili cevaplar.”

“Burada bulabilecek misin, bilmiyorum. Ama bakabilirsin.”

Lina masanın karşısındaki sandalyeye oturdu.

“Adrian, annemi ne kadar tanıyordun?”

“Şahsen tanımıyordum. Babam, Evren Arven'le bir dönem görüşmüş. Selin Hanım hakkında bildiklerim de çoğunlukla ondan duyduklarımla sınırlı.”

“Peki, neden benim peşime düştün?”

Adrian kitabı kapattı.

“Çünkü mektupta senin adın yazıyordu. Birinin sana ulaşmasını istemiş olabileceğini düşündüm. Mektubu sana ulaştırmanın doğru olacağına karar verdim.”

“Ya yanıldıysan?”

“Yanılmış olabilirim.” Adrian sakince omuz silkti. “Ben de her şeyi bilmiyorum.”

Lina ona baktı.

“Buradaki herkesin bilmediği bir şeyler var.”

“Öyle görünüyor.”

Lina bir süre sustu. Sonra içindekileri anlatmaya karar verdi.

“Bazen annemin beni korumak için sustuğunu düşünüyorum. Sonra da belki bana güvenmediği için anlatmadığını düşünüyorum. Hangisine inanacağımı bilmiyorum.”

Adrian hemen bir cevap vermedi.

“Belki de nedenini öğrenmeden karar vermemelisin,” dedi sonunda.

Lina iç çekti.

“Bunu söylemek kolay.”

“Haklısın. Senin yerinde değilim.”

Adrian daha fazla soru sormadı. Lina da bahçede yaşadığı tuhaf olaydan söz etmedi.

Henüz aralarında böyle bir güven oluşmamıştı.

Lina raflardan bir kitap seçip masaya oturdu. Bir süre ikisi de kendi işiyle ilgilendi. Sessizlik rahatsız edici değildi.

Lina bunun nedenini tam olarak bilmiyordu ama Adrian'ın her sorusuna cevap vermek zorunda hissetmemek hoşuna gitmişti.

Akşam odasına döndüğünde Lina gün boyunca yaşadıklarını düşündü.

Kardeşleriyle konuşması, annesinin geçmişi ve bahçedeki görüntü…

Hepsinin birbiriyle bağlantılı olduğunu söylemek için henüz yeterli kanıtı yoktu.

Kolyeyi çıkarıp komodinin üzerine bıraktı.

Tam ışığı kapatmak üzereyken üç hilalden biri belli belirsiz parladı.

Lina elini durdurdu.

Işık bir an sonra söndü.

Kolyeyi eline alıp pencereye yaklaştırdı. Sonra farklı açılardan çevirdi. Bir daha parlamadı.

Lina yatağın kenarına oturdu.

Bu kez gördüğünü görmezden gelmek daha zordu. Bahçedeki görüntü de kolyenin parlaması da ona tuhaf gelmişti. Yine de bunların ne anlama geldiğini bilmiyordu.

Birdenbire büyülü güçleri olduğunu düşünmek istemiyordu. Böyle bir sonuca varmak için hiçbir nedeni yoktu.

Ama annesinin geçmişiyle ilgili cevapları ararken bu yaşadıklarını da unutmayacaktı.

Özellikle kırmızı kurdeleyi.

Görüntüdeki küçük kızın bileğindeki o kurdele, nedenini bilmediği hâlde ona tanıdık gelmişti.

Lina kolyeyi yeniden taktı ve yatağın

Yorumlar

  • burak yılmaz: bunu düşünmene bile katlanamıyorum
  • Ece Oral: baban seni hiç görmemiş olamaz mı?
  • Selin POLAT: Yalnız kalmak için bahçeye çıkman doğru ancak düşündüklerin nasıl da ağır
  • Efe Hendek: Zaman alacağı kesin ama geçmişini öğrenmek için neden bu kadar bekliyorsun @otukenkalem00
  • Umut Dündar: Keşke bir an önce annene sorabilseydin çok merak ediyorum cevaplarını
  • Ece Boz: o kırmızı kurdele yine kafamdan çıkmıyor içimde bir yerde özlem var