Tek bölüm Full
Saatlerdir ensesinde hissettiği soğuk metal, Karan’a yaşadığını hatırlatan tek şeydi. Yağmur, İstanbul’un üstüne adeta kovadan dökülürken, kentin en yüksek gökdelenlerinden birinin çatı katındaki o terasta vakit daralıyordu.
Karşısında, kentin yeraltı dünyasını elinde tutan Haluk duruyordu. Yanında silahlı altı adamı vardı. Ama Karan’ın gözü ne adamlardadır ne de şakağına dayalı silahlardaydı. Onun tek odağı, sandalyeye bağlanmış, dudakları titreyen ama gözlerindeki o kırılmaz cesaretle kendisine bakan Leyla’ydı.
"Sonuna geldin Karan," dedi Haluk, sigarasından derin bir nefes çekerek. "Bütün belgeleri elime verdin. Şimdi ikinizi de bu çatıdan aşağı atacağım ve herkes bunun bir intihar olduğunu düşünecek."
Karan hafifçe gülümsedi. Yüzündeki yara izi, yağmur damlalarıyla parladı. Leyla’yla göz göze geldiler. Birbirlerine söz vermişlerdi; bu karanlık labirentten ya birlikte çıkacaklardı ya da hiç. Leyla’nın gözlerindeki o tek damla yaş, Karan için bir emir cümlesiydi.
"Bilmediğin bir şey var Haluk," dedi Karan, sesi fırtınanın gürültüsünü yararak. "Ben buraya kapıyı çalmak için gelmedim."
O an, Karan’ın kolundaki akıllı saat iki kez titredi.
Saniyeler içinde terasın cam tavanı büyük bir gürültüyle patladı. Sis bombaları ortalığı kaplarken, Karan şakağındaki silahı tutan adamın bileğini tek bir hamlede kırdı, silahı havada yakalayıp Haluk’un en yakınındaki iki korumayı saniyeler içinde etkisiz hale getirdi.
Ortalık mahşer yerine dönmüştü. Kurşunlar sisin içinde havayı yarıyor, beton sütunlara çarparak kıvılcımlar saçıyordu. Karan, sıktığı her kurşunla Leyla’ya doğru ilerledi. Bir adam önünü kestiğinde, Karan adamın hamlesini boşa çıkarıp onu terasın koruluklarına doğru fırlattı.
Sis dağılmaya başladığında, Karan Leyla’nın yanına ulaşmıştı bile. Belinden çıkardığı küçük bıçakla Leyla’nın ellerindeki halatları tek bir hamlede kesti.
"Geç kaldın," dedi Leyla, nepes nefese. Ama yüzünde o tanıdık, iç ısıtan tebessüm vardı.
"Trafik vardı," diye karşılık verdi Karan. Leyla’nın elini tuttu. Sımsıkı.
Ancak tehlike geçmemişti. Haluk, elindeki son şarjörle saklandığı kolonun arkasından fırladı ve silahını doğrudan Leyla’ya doğrulttu. "Birlikte öleceksiniz!"
Karan, düşünmeden Leyla’nın önüne atıldı. Silah patladı. Kurşun Karan’ın sol omzunu sıyırıp arkadaki betona saplandı. Leyla çığlık atarak Karan’ı tuttu ama Karan acıyı hissetmiyordu bile. Leyla’nın yerdeki silahı ona uzatmasıyla Karan, yere düşerken son hamlesini yaptı. Tek bir el ateş sesi terasın sessizliğini yırtıp geçti.
Haluk’un silahı elinden düştü, ardından kendisi de dizlerinin üstüne çöktü.
Sessizlik çöktü. Sadece şiddetini kaybeden yağmurun ve ikisinin hızlı nefeslerinin sesi vardı.
Karan sırtını duvara yasladı, kanayan omzunu tuttu. Leyla hemen yanına diz çöktü, elleriyle Karan’ın yüzünü kavradı. Yanakları yağmur ve gözyaşıyla ıslanmıştı.
"İyisin, mutlusun, yanımdasın..." dedi Leyla, sesi titreyerek.
Karan, sağlam eliyle Leyla’nın elini tuttu, dudaklarına götürüp derin bir öpücük kondurdu. Kalbinin atışını ilk defa bu kadar net hissediyordu. Silah sesleri susmuş, fırtına dinmişti.
"Sana bu şehirden birlikte çıkacağız demiştim," dedi Karan, gülümsüyordu. "Şimdi güneşin doğuşunu izleme sırası bizde."
Gökdelenlerin arasından sabahın ilk ışıkları süzülürken, sirinen sesleri uzaktan duyulmaya başladı. Ama onlar için artık geçmişin karanlığı geride kalmıştı. Ele ele tutuşup terasın merdivenlerine doğru yürürken, hayatlarında ilk defa arkalarına bakmadan geleceğe adım atıyorlardı.