Keşfet

1.BÖLÜM: ARYA AREN VALENTİNİ

AŞK HIZ VE GÜÇ

Sabah henüz doğmamıştı.

Gökyüzü, gecenin karanlığını bırakmaya hazırlanıyor ama güneş hâlâ ufkun gerisinde sabırla bekliyordu. Şehrin üzerine çöken sessizlik, zamanın bile nefes almayı unuttuğu anlardan biriydi. Sokak lambalarının solgun sarı ışıkları, boş kaldırımların üzerine uzun gölgeler düşürüyor; ara sıra esen serin rüzgâr, yol kenarındaki kuru yaprakları usulca sürüklüyordu.

Evin içi de en az dışarısı kadar sessizdi.

Bu sessizlik bana hiçbir zaman huzur vermemişti.

Çünkü bizim evimizde sessizlik, fırtınadan önce gelen o uğursuz bekleyişti.

Gözlerimi ağır ağır açtım.

Bir süre tavana baktım.

Duvarın sağ köşesindeki ince çatlak, çocukluğumdan beri aynı yerde duruyordu. Küçükken onu nehre benzetirdim. Parmaklarımla havada şeklini takip eder, bir gün o çatlağın beni bu evden çıkaracağını hayal ederdim.

Çocuk aklı...

İnsan bazen en büyük umutlarını en anlamsız şeylerin içine saklıyordu.

Yorganı göğsüme kadar çekmiş hâlde birkaç dakika kıpırdamadan yattım. Kalbim normalden daha hızlı atıyordu. Bunun sebebi korku muydu, heyecan mıydı, yoksa ikisinin birbirine karışmış hâli miydi bilmiyordum.

Bugün gidiyordum.

Bu cümleyi zihnimde tekrar ettiğim an, boğazım düğümlendi.

Bugün...

Bu evden son kez çıkacaktım.

Yavaşça sağ omzuma döndüm. Eski yatağın yayları hafifçe gıcırdadı. Çıkan ses, odanın sessizliğinde gereğinden fazla yüksek duyuldu. Nefesimi tuttum. Başımı istemsizce kapıya çevirdim.

Bekledim.

Bir...

İki...

Üç...

Koridordan hiçbir ses gelmedi.

Omuzlarımdaki gerginlik biraz olsun gevşedi.

Kendi kendime acı bir tebessüm ettim.

Yıllardır aynı şeyi yapıyordum.

En küçük seste irkilmek...

En küçük sessizlikte korkmak...

En ufak ayak sesinde nefesimi tutmak...

Bazı insanlar çocukluğunu oyuncaklarla hatırlardı.

Ben ise kapı sesleriyle.

Yorganı üzerimden yavaşça kaldırdım. Ayaklarım buz gibi zemine değdiği anda bütün bedenim ürperdi. Parmak uçlarımı yere bastırıp derin bir nefes almaya çalıştım. Ciğerlerime dolan hava, boğazımın ortasında düğümlenip kaldı.

"Bugün ağlamayacaksın..." diye fısıldadım.

Sesim öylesine kısıktı ki kendi kulağım bile zar zor duydu.

"Ağlarsan yine kaybedersin."

Bu cümleyi bana kimse öğretmemişti.

Hayat öğretmişti.

Pencereye doğru yürüdüm. Perdenin ucunu iki parmağımla hafifçe araladım.

Dışarıda yeni yeni aydınlanan gökyüzü vardı.

Karşı apartmanın balkonunda yaşlı bir adam çiçeklerini suluyordu. Bir sokak kedisi kaldırımın kenarında gerinerek yürüyordu. Fırından yükselen sıcak ekmek kokusu, açık duran küçük pencereden içeri süzülüyordu.

Hayat devam ediyordu.

Benim dışımda herkes normal bir güne uyanmıştı.

Camdaki yansımama baktım.

Dağılmış koyu kahverengi saçlar...

Uykusuzluktan morarmış göz altları...

Ve yaşından daha yorgun görünen bir yüz...

Yansımamdaki kıza uzun süre baktım.

"Sen gerçekten ben misin?" diye fısıldadım.

Cevap veren olmadı.

Dolabın kapağını açtığımda eski menteşeler ince bir gıcırtıyla ses verdi. İçerideki kıyafetler düzenliydi. Düzenli olmak zorundaydılar. Çünkü dağınıklık bu evde affedilmeyen şeylerden biriydi.

Elimi askılara uzattım.

İlk olarak siyah bir hırkayı aldım.

Sonra beyaz gömleğimi...

Ardından kot pantolonumu...

Her kıyafeti büyük bir dikkatle bavulun içine yerleştirirken ellerimin hafifçe titrediğini fark ettim.

Titremeyi durdurmaya çalışmadım.

Bıraktım titreşsin.

Belki de bedenim, yıllardır söyleyemediği her şeyi böyle anlatıyordu.

Tam dolabın alt rafına uzanacakken küçük karton kutu gözüme ilişti.

Kutuyu görünce elim havada kaldı.

İçimde tuhaf bir sıkışma oluştu.

Biliyordum...

O kutunun içinde yalnızca eski eşyalar yoktu.

Çocukluğum vardı.

Yavaşça dizlerimin üzerine çöktüm.

Kutuyu kucağıma aldım.

Kapağını açmadan önce gözlerimi birkaç saniye kapattım.

Sonra derin bir nefes alıp kapağı kaldırdım.

İlk gördüğüm şey, kenarları yıpranmış renkli bir resimdi...İlk gördüğüm şey, kenarları zamanla kıvrılmış, renkleri solmaya başlamış küçük bir resimdi. Parmak uçlarım kâğıdın üzerine dokunduğu anda nefesim yavaşladı. Resmin üzerindeki pastel boya izleri hâlâ seçilebiliyordu. Çocuk aklımla gökyüzünü olması gerekenden daha maviye boyamış, güneşi ise kâğıdın tam ortasına kocaman çizmiştim. Üç kişi vardı. Bir kadın, iki küçük kız çocuğu... Ve üçümüz de gülümsüyorduk. Resmin sağ alt köşesine eğri büğrü harflerle tek bir cümle yazmıştım. "Biz mutlu bir aileyiz." Cümleyi okurken dudaklarım hafifçe titredi. Başımı eğdim, gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım. O resmi yaptığım gün, sanki dün yaşanmış gibi bütün ayrıntılarıyla zihnime geri döndü.

Sekiz yaşındaydım. Salondaki eski sehpanın başına oturmuş, saatlerce uğraşarak bu resmi çizmiştim. O gün okulda öğretmenimiz "Ailenizi çizin." demişti. Sınıftaki herkes resmini bitirdikten sonra birbirine göstermiş, kimisi babasını takım elbiseyle, kimisi annesini mutfakta yemek yaparken çizmişti. Ben ise annemin bana gülümsediği bir anı hayal ederek resmetmiştim. O an hiç yaşanmamıştı ama çocuk aklımla bir gün gerçekleşeceğine inanıyordum.

Resmi bitirir bitirmez eve koşmuştum. Ayakkabılarımı bile çıkarmadan salona girmiş, nefes nefese annemin karşısına dikilmiştim.

"Anne, bak! Öğretmenimiz için yaptım."

Annem başını kaldırmamıştı.

Kardeşimin saçlarını örüyor, onun okul çantasını hazırlıyordu.

"Bir dakika." demişti.

O "bir dakika" hiç gelmemişti.

Dakikalar boyunca elimde resimle beklemiştim. Kollarım yorulunca resmi sehpanın üzerine bırakıp odama çıkmıştım. Akşam olduğunda salona indiğimde resim yerdeydi. Üzerinden birisi yürümüş olmalıydı. Kâğıdın tam ortasında çamurlu bir ayakkabı izi vardı. Eğilip resmi yerden alırken annem mutfaktan çıkmış, bana sadece tek bir cümle söylemişti.

"Yerdeki çöpleri odana taşıma."

O gün ilk kez, insanın kalbinin gerçekten acıyabileceğini öğrenmiştim.

Flashback zihnimden çekilirken gözlerimi yeniden açtım. Resme birkaç saniye daha baktım. Parmaklarımın arasındaki kâğıt hafifçe titriyordu. Onu buruşturup atmayı düşündüm. Sonra vazgeçtim. Hayır... Geçmişimi silemezdim. Ama onu yanıma alabilirdim. Resmi dikkatlice şeffaf bir dosyanın içine koyup bavulun en alt kısmına yerleştirdim.

Kutunun içinde başka eşyalar da vardı. Kırmızı bir kurdele, çocukken taktığım küçük bir toka, babama ait olduğunu bildiğim eski bir dolma kalem ve yıllardır açmadığım ince bir zarf... Zarfın üzerinde hiçbir isim yazmıyordu. Sararmış kâğıdın kenarları neredeyse parçalanacak gibiydi. Kaşlarımı hafifçe çattım. Bu zarfı daha önce hiç fark etmediğimi hatırlıyordum.

Elimi uzattım.

Tam zarfı alacakken koridordan bir sandalye sesi geldi.

Refleksle başımı kapıya çevirdim.

Kalbim yeniden hızlandı.

Nefesimi tuttum.

Bir süre hiçbir ses gelmedi. Sonra mutfaktan tabakların birbirine çarpma sesi duyuldu. Annem uyanmıştı.

Zarfa yeniden baktım.

İçimde açıklayamadığım bir his vardı.

Açmalı mıydım?

Yoksa olduğu gibi bırakmalı mıydım?

Parmak uçlarımı zarfın kenarına götürdüm. Tam açmaya hazırlanırken aşağıdan annemin sesi yükseldi.

"Arya!"

Ses o kadar beklenmedik gelmişti ki omuzlarım istemsizce irkildi. Zarf elimden kayarak yeniden kutunun içine düştü. Birkaç saniye öylece kaldım. Kalbimin atışlarını kulaklarımın içinde duyabiliyordum.

"Geliyorum..." diyebildim güçlükle.

Kutunun kapağını aceleyle kapattım. Zarf içeride kalmıştı.

İçimde garip bir his oluştu.

Sanki o zarfın içinde yıllardır bilmediğim bir cevap saklanıyordu.

Ama artık onu açacak vaktim yoktu.

Kutuyu yeniden dolabın en üst rafına yerleştirdim. Bir an duraksadım. Sol elimin parmakları kutunun kapağında birkaç saniye daha kaldı. Sonra yavaşça geri çektim. Belki de bazı sırlar, zamanı gelmeden açılmamalıydı.

Derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Aynaya son kez baktım. Yüzümdeki ifadeyi tanıyamıyordum. Korku vardı. Merak vardı. Hüzün vardı.

Ama hepsinden daha baskın olan tek bir duygu vardı.

Kararlılık.

Bugün bu evden ayrılacaktım.

Ve içimde büyüyen o tuhaf his bana tek bir şey söylüyordu.

Asıl hikâye, bu kapının dışına çıktığım anda başlayacaktı.Kapının koluna uzandığım sırada elim havada asılı kaldı. Parmaklarım soğuk metale bir

Yorumlar

  • Adile Pamuk: çok güzel kalemine sağlık 😍😍
  • Mustafa Mete Bulut: çok teşekkür ederim👏
  • çok güzel bi kitap eline sağlık aşırı güzel olmus karakterler falan bayaa iyi düşünülmüş bi kitap begendimmmm
  • Mustafa Mete Bulut: çok teşekkür ederim😍
  • İkbal Sürücü: bölüm mükemmel kalemine sağlık
  • İkbal Sürücü: 12.09.2026 başlangıç
  • Sevda: kaleminize sağlık
  • Sevgi Bulut: çok acıklı bir hayat😭
  • Sevgi Bulut: elinize emeğinize sağlık
  • Sevgi Bulut: 🔥
  • Gerçekten güzel yazılmış
  • Çocuk aklı çok masum görünüyordu.