10. BÖLÜM: GERÇEKLER & İHTİYAÇ
Mert Demir – Ateşe Düştüm → Arya × Ateş için
Teoman – Paramparça → Timur Salvator ve Arya'nın geçmişinin ortaya çıkışı için
Semicenk – Mesafe → Arya'nın Ateş'ten uzaklaşması için
4. Dedublüman – Belki → İkisi arasındaki belirsizlik için
5. Melike Şahin – Tutuşmuş Beraber → Karakterlerin tehlikeli ve yoğun ilişkisi için
Kapının önünde duran kızın söyledikleri, Arya’nın zihninde dönüp duruyordu. Birkaç saniye önce içinde bulunduğu ev, bir anda ona yabancı gelmişti. Duvarlar, eşyalar, hatta karşısında duran Ateş bile... Sanki biraz önce bildiğini sandığı her şeyin üzerine görünmez bir perde çekilmişti. Kızın bakışları Ateş’e, Ateş’in bakışları ise Arya’ya çevrilmişti. Arya daha fazla beklemedi. Çantasını kaptığı gibi kapıya yöneldi. “Arya.” Ateş’in sesi arkasından geldi. Arya durmadı. “Arya, bekle.” Merdivenlerden inerken kalbinin göğsüne sığmadığını hissediyordu. Ne duymak istiyordu ne de başka bir açıklama. Kapıyı açıp dışarı çıktığında soğuk gece havası yüzüne çarptı. Birkaç adım attıktan sonra arkasından gelen ayak seslerini duydu. Ateş peşinden geliyordu. “Arya, dur.” Arya yine durmadı. Sokağın başına geldiğinde Ateş’in önüne kız çıktı. “Bırak gitsin.” Ateş’in çenesi gerildi. “Çekil.” Kız onu durdurmak için koluna uzandığında Ateş sert bir hareketle onu kendisinden uzaklaştırdı. Kız dengesini kaybedip yere düştü. Ateş arkasına bile bakmadan Arya’nın peşinden ilerledi. “Arya!” Bu kez Arya durdu. Yavaşça arkasını döndü. Ateş birkaç adım uzağında nefesini toparlamaya çalışıyordu. “Ben onu sevmiyorum,” dedi doğrudan. Arya’nın yüzünde hiçbir ifade değişmedi. “Bunu bana açıklamak zorunda değilsin.” “Zorundayım.” Ateş’in sesi kararlıydı. “Babamın zoruyla nişanlandık. Ben bu nişanı hiçbir zaman istemedim. Aramızda senin düşündüğün gibi bir şey yok.” Arya gözlerini ondan kaçırdı. “Tamam.” “Arya...” “Tamam, Ateş. Anladım.” Ateş bir adım yaklaştı. “Seni ikna etmeye çalışmıyorum. Sadece gerçeği bilmeni istiyorum.” Arya derin bir nefes aldı. “Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum.” Birkaç saniye sessizlik oldu. “Ama senin evinde kalmayacağım.” Ateş’in bakışları sertleşti. “Nereye gideceksin?” Arya cevap vermedi. “Arya, nereye gideceğini soruyorum.” Arya arkasını dönüp yürümeye başladı. Bu kez Ateş onun peşinden gitmedi. Çünkü ne kadar istese de Arya’nın kararını zorlayamayacağını biliyordu.
Efe’nin kapısını çaldığında gece çoktan ilerlemişti. Kapıyı açan Efe, Arya’yı karşısında görünce önce şaşırdı, ardından yüzündeki ifadeyi görünce ciddileşti. “Ne oldu?” Arya içeri girdi. Çantasını koltuğun üzerine bıraktı ve yaşananları başından sonuna kadar anlattı. Efe, Ateş’in evindeki kızdan bahsedildiğinde hiçbir şey söylemedi. Arya’nın Ateş’le konuşmasını, nişan meselesini ve sonunda onun evinde kalmak istemediğini de dikkatle dinledi. “Bu gece burada kal,” dedi sonunda. “Sabah ne yapacağına karar verirsin.” Arya başını salladı. O gece yatağa uzandığında gözlerini kapatmak kolay olmadı. Ateş’in söyledikleri aklından çıkmıyordu. Babamın zoruyla nişanlandık. O cümleyi defalarca düşündü. Sonra kendine kızdı. Neden bu kadar önemsiyordu? Ateş’in kimi sevdiğinin neden umurundaydı? Cevabını bulamadı. Telefonunu eline aldı. Ekranda Ateş’in adı görünmüyordu. Bir mesaj beklediğini fark edince telefonu hemen kapattı. Kendisine bile itiraf etmek istemediği bir şeyi o gece ilk kez anladı: Ateş’in söyledikleri canını acıtmıştı.
Ertesi sabah Salvator Hukuk’a girdiğinde içerideki havanın değiştiğini hemen fark etti. İnsanlar normalden daha sessizdi. Masaların üzerinde yarım bırakılmış dosyalar, açık bilgisayarlar ve aceleyle alınmış notlar vardı. Kimse işine tam olarak odaklanamıyordu. Arya daha çantasını bile bırakmadan yanına gelen çalışanlardan biri, “Dün gece büyük bir olay oldu,” dedi. Arya’nın kaşları çatıldı. “Ne oldu?” Adam sesini alçalttı. “Salvator Malikanesi’ne saldırı düzenlendi.” Arya’nın yüzü bir anda gerildi. “Ateş?” “İyi. Güvenlik ekibi zamanında müdahale etmiş. Ama malikanenin bazı bölümleri zarar gördü.” Arya’nın içindeki korku biraz olsun hafifledi. Ancak adamın söyleyecekleri henüz bitmemişti. “Asıl sorun burada.” Masanın üzerindeki boş rafları gösterdi. “Arşivden dosyalar çalındı.” Arya birkaç adım ilerledi. Bazı raflar tamamen boşaltılmıştı. Yıllardır biriktirilen dava dosyaları, soruşturma belgeleri ve özel evrakların önemli bir bölümü yoktu. Fakat çalınanlar arasında garip bir ayrıntı vardı. Tarihi eser kaçakçılığıyla ilgili dosyalar da kayıptı. Hem de diğerlerinden çok daha düzenli bir şekilde. Arya bir dosyanın boş kalan yerlerine baktı. “Bunları kimse rastgele almamış,” dedi. “Ne demek istiyorsun?” Arya rafları inceledi. “Birileri tam olarak ne aradığını biliyormuş.”
Ateş öğlene doğru ofise geldiğinde herkes sustu. Üzerinde koyu renk takım elbisesi vardı. Yüzünde ise her zamanki soğukkanlı ifade. Fakat Arya, onun gözlerindeki yorgunluğu fark etti. Ateş doğrudan Arya’nın yanına geldi. “Seninle konuşmam gerekiyor.” Arya başını kaldırdı. “Dinliyorum.” Ateş birkaç saniye sustu. “Dün gece çalınan dosyaların içinde tarihi eser kaçakçılığıyla ilgili önemli belgeler vardı.” Arya’nın bakışları değişti. “Ne tür belgeler?” “Yasa dışı kazılar, eserlerin şehir dışına çıkarılması, sahte belgelerle farklı ülkelere gönderilmesi ve bazı eserlerin kimler aracılığıyla el değiştirdiğine ilişkin bilgiler.” Arya’nın yüzündeki şaşkınlık büyüdü. “Yani saldırının amacı sadece hukuk dosyalarını çalmak değildi.” “Hayır.” Ateş’in sesi sertleşti. “Biri o dosyalarda bulunan bilgileri istiyordu.” Arya birkaç saniye düşündü. “Benden ne istiyorsun?” Ateş gözlerini doğrudan ona çevirdi. “Yardım etmeni.” Arya şaşırdı. “Benim?” “Evet. Sen bu sistemleri benden daha iyi okuyorsun.” Arya bilgisayara baktı. Stajının ek puanını düşündü. Fakat birkaç saniye sonra bunun artık sadece staj olmadığını fark etti. Eğer gerçekten tarihi eser kaçakçılığı yapan bir grup varsa, onların eline geçen bilgiler birçok insanı ve kültürel mirası tehlikeye atabilirdi. “Tamam,” dedi. “Yardım edeceğim.”
İlk gün, Arya saldırının dijital izlerini toplamaya çalıştı. İkinci gün ise olayın göründüğünden çok daha büyük olduğunu fark etti. Çalınan dosyalardaki isimleri ve tarihleri karşılaştırdıkça aynı kişiler farklı belgelerde tekrar tekrar karşısına çıkıyordu. Bazı isimler hukuk dosyalarında şüpheli olarak geçiyor, başka belgelerde ise tarihi eserlerin taşınmasıyla bağlantılı görünüyordu. Arya saatlerce ekranın karşısında oturdu. Haritalar, dosya numaraları, tarihler ve bağlantılar arasında bir ağ kurmaya çalışıyordu. Sonunda bazı sevkiyatların aynı tarihlerde gerçekleştiğini fark etti. Eserler önce farklı depolara götürülüyor, ardından sahte belgeler hazırlanıyor ve başka bir ülkeye gönderiliyordu. Fakat konuşmaların nerede yapıldığına dair hiçbir açık iz yoktu. Arya bilgisayarın başından kalktı. “Bir şey eksik,” dedi. Ateş karşısındaki koltukta oturuyordu. “Ne?” “Bu kadar organize çalışan insanlar iletişim kurmadan hareket edemez.” “Telefonlarını inceledik.” “Ben telefon kayıtlarını değil, ortak alışkanlıklarını arıyorum.” Arya yeniden bilgisayara döndü. İki şüphelinin dijital verilerini karşılaştırmaya başladı. Aynı sosyal medya hesapları, aynı mesajlaşma servisleri, aynı oyunlar... Derken bir ayrıntıda durdu. İkisinin telefonunda da bulunan tek ortak uygulama bir bilardo oyunuydu. Arya’nın gözleri büyüdü. “Buldum.” Ateş ayağa kalktı. “Neyi?” Arya ekranı ona çevirdi. “Bilardo oyunu.” Ateş birkaç saniye ekrana baktı. “Bunun ne anlamı var?” “İkisi de bu uygulamayı kullanıyor. Uygulamadaki hesap hareketlerini karşılaştırdığımda belirli saatlerde sürekli aynı odalara girdiklerini gördüm.” Arya parmağını ekrandaki tarihlere götürdü. “Dosyaların çalındığı gece de aynı saatlerde aktiflermiş.” Ateş’in yüzü sertleşti. “Yani konuşmaları başka bir yerde değil, burada yapıyor olabilirler.” “Evet.” Arya başını salladı. “Ve bu bağlantı, çalınan dosyaların kimler tarafından kullanıldığını bulmamıza yardımcı olabilir.”
Bundan sonrası Ateş için bir hukuk meselesinden çıkıp kişisel bir hesaplaşmaya dönüştü. Arya’nın bulduğu