11.BÖLÜM: TİMUR SALVATOR & BABA
İlk hissettiği şey acıydı.
Gözlerini açmadan önce bile göz kapaklarının arkasında keskin bir yanma vardı. Sanki uzun zamandır karanlığa alışmış gözlerinin üzerine bir anda bembeyaz bir ışık dökülmüştü.
Kirpikleri hafifçe titredi.
Sonra gözlerini araladı.
Beyaz.
Her yer bembeyazdı.
Tavanın ne kadar yakın, odanın ne kadar geniş olduğunu anlayamıyordu. Gözlerine dolan ışık o kadar parlaktı ki birkaç saniye boyunca gördüğü tek şey bulanık, beyaz bir tabakadan ibaretti.
Kaşları acıyla çatıldı.
Gözlerini hemen kapattı.
Derin bir nefes almaya çalıştı fakat nefesi göğsünün ortasında takılı kaldı. Başının içinde ağır bir basınç vardı. Şakakları zonkluyor, gözlerinin arkasında ince ince yayılan bir ağrı hissediyordu.
Ne olmuştu?
Dudakları hafifçe aralandı.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece nefes aldı.
Bir kez daha gözlerini açtı.
Bu kez ışık hâlâ canını yakıyordu ama ilk seferki kadar değildi.
Bulanık görüntünün içinde tavandaki ışık seçilmeye başladı.
Gözlerini yeniden kapattı.
Açtı.
Kapattı.
Açtı.
Her seferinde dünya biraz daha netleşiyordu.
Tavan...
Lambalar...
Beyaz duvar...
Yan tarafında duran metal bir sehpa...
Kulağına ulaşan düzenli cihaz sesleri...
Bip.
Bip.
Bip.
Arya'nın kaşları yavaşça çatıldı.
Bu sesi biliyordu.
Hastane.
Göğsü bir anda daha hızlı inip kalkmaya başladı.
Başını çevirmeye çalıştığında ense kökünden başına doğru yayılan ağrı yüzünü buruşturmasına neden oldu. Birkaç saniye hareketsiz kaldı. Sonra bakışlarını odanın içinde gezdirdi.
Beyaz çarşaf.
Serum askısı.
Kolundaki damar yolu.
Parmak ucundaki küçük cihaz.
Ve burnunda hâlâ hafif bir yanma...
Bir anda hatırladı.
Burnundan gelen kanı.
Ateş'in sesini.
Telefonun diğer ucundaki adamı.
Yarım kalan cümleyi.
Timur Salvator...
Ardından gelen o tuhaf his.
Sanki bütün vücudunun içinden bir şey çekilip alınmış gibi...
Arya'nın nefesi kesildi.
Gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı.
Hatırlıyordu.
Sonrasını değil.
Sadece karanlığın bir anda üzerine kapandığını hatırlıyordu.
Yutkundu.
Boğazı kupkuruydu.
Başını yeniden çevirdi.
Ve o zaman odada yalnız olmadığını fark etti.
Pencerenin hemen yanında, başını koltuğun arkasına yaslamış biri oturuyordu.
Siyah gömleğinin kolları dirseklerine kadar sıyrılmıştı. Ceketini koltuğun diğer tarafına bırakmıştı. Bir eli dizinin üzerinde duruyor, diğer eli ise göğsünün üzerinde gevşekçe bekliyordu.
Başını sağ omzuna yatırmıştı.
Uyuyordu.
Arya'nın bakışları birkaç saniye boyunca adamın yüzünde kaldı.
Ateş Salvator.
Yorgun görünüyordu.
Çenesindeki hafif sakal, normalden daha dağınık duran saçları ve gömleğinin kırışmış kolları, son zamanlarda kendine pek vakit ayırmadığını söylüyordu.
Arya gözlerini ondan ayırmadan baktı.
Neden buradaydı?
Ne zamandır buradaydı?
Ve daha önemlisi...
Neden hâlâ buradaydı?
Arya dudaklarını araladı.
Sesi çıkmadı.
Boğazını temizlemeye çalıştı.
Sonra çok küçük bir ses çıkardı.
— Ateş...
Ateş'in kaşları hafifçe hareket etti.
Arya bir kez daha seslendi.
Bu kez sesi biraz daha belirgindi.
— Ateş...
Ateş'in başı yavaşça kalktı.
Birkaç saniye boyunca ne olduğunu anlamaya çalışır gibi gözlerini kırpıştırdı.
Sonra bakışları Arya'yı buldu.
Uykunun ağırlığı yüzünden bir anda silindi.
Gözleri büyüdü.
Ayağa kalkarken koltuğun kenarına çarptı ama bunu fark edecek kadar bile durmadı.
— Çok şükür...
Arya ona şaşkınlıkla baktı.
Ateş yatağın yanına geldi.
Bakışlarını Arya'nın yüzünden bir an olsun çekmeden, sanki karşısındaki görüntünün gerçek olduğundan emin olmak istercesine ona baktı.
— Çok şükür, Arya... Uyandın.
Arya'nın kaşları hafifçe çatıldı.
Bu cümledeki rahatlama, Ateş'in sesine öyle açık bir şekilde yerleşmişti ki Arya ne diyeceğini birkaç saniye boyunca bulamadı.
— Ben...
Sesi çatallı çıktı.
Ateş hemen yatağın yanındaki suya uzandı.
Bardağı Arya'ya doğru uzattı.
— Yavaş.
Arya birkaç yudum aldı.
Bardağı geri verirken bakışları hâlâ Ateş'in üzerindeydi.
— Ne zamandır buradayım?
Ateş cevap vermeden önce kısa bir süre yüzüne baktı.
Sanki vereceği cevabın Arya'nın hoşuna gitmeyeceğini biliyordu.
— Beş gündür.
Arya'nın eli çarşafın üzerinde dondu.
— Ne?
— Beş gün.
Arya gözlerini kırpıştırdı.
Beş gün...
Dudakları aralandı ama kelimeler hemen çıkmadı.
Sonunda fısıltıya yakın bir sesle sordu:
— Beş gündür hastanede mi yatıyorum?
Ateş başını yavaşça salladı.
— Evet.
Arya gözlerini birkaç saniye kapattı.
Beş gün.
Hayatından beş gün silinmiş gibiydi.
Sonra yeniden Ateş'e baktı.
— Kimse gelmedi mi?
Soruyu sorarken sesi istemeden biraz daha kırılmıştı.
Ateş'in yüzündeki ifade değişti.
Arya bunu fark etti.
— Kimse?
Ateş birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini kaçırmadan cevap verdi.
— Defne geldi.
Arya'nın yüzünde küçük bir rahatlama belirdi.
— Sadece Defne mi?
Ateş başını salladı.
— Evet.
Arya bir süre sustu.
Sonra bakışlarını ellerine indirdi.
— Beş gün boyunca...
Cümlesi yarım kaldı.
Başını kaldırdı.
Bu kez doğrudan Ateş'in gözlerinin içine baktı.
— Başımda sen mi bekledin?
Ateş cevap vermedi.
Arya kaşlarını hafifçe kaldırdı.
— Ateş?
Sessizlik.
— Beş gün boyunca başımda sen mi bekledin?
Ateş'in çenesi hafifçe gerildi.
Birkaç saniye boyunca Arya'nın gözlerine baktı.
Sonra, sanki söylemek istemediği bir şeyi sonunda kabul etmek zorunda kalmış gibi, başını çok az eğdi.
— Evet.
Arya'nın kalbi bir anlığına hızlandı.
Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki kapı açıldı.
İçeri beyaz önlüklü bir doktor girdi.
— Arya Hanım, uyandınız mı?
Ateş başını doktora çevirdi.
Kaşlarından biri havaya kalktı.
— Kör müsün? Uyandığını görmüyor musun?
Arya'nın bakışları anında Ateş'e döndü.
Öldürücü bir bakış.
Ateş ise o bakışı görmüş olmasına rağmen en ufak bir geri adım atmadı.
Doktorun yüzü bir anda gerildi.
— Ateş Bey, özür dilerim. Ben sadece...
— Özür dilemen gereken bir şey yok. Hastamız uyandı. Kontrollerini yap.
Doktor başını salladı.
— Elbette.
Arya, Ateş'e bakarken içinden yalnızca tek bir şey geçirdi:
Bu adam hiç değişmeyecekti.
Ve henüz bilmiyordu...
Bu beş günün ardından hayatında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Doktor yatağın yanına yaklaşırken Arya gözlerini ondan ayırmadı. Ateş ise birkaç adım geriye çekilmiş, kollarını göğsünde birleştirmişti. Yüzündeki ifade her zamanki gibi sertti fakat Arya artık o sertliğin altında başka bir şey olduğunu fark edebiliyordu.
Endişe.
Belki de beş gündür o koltukta uyumasının sebebi buydu.
Doktor, Arya'nın gözlerine küçük bir ışık tuttu.
Arya istemsizce gözlerini kıstı.
— Işığa karşı hassasiyet var mı?
— Biraz.
— Baş dönmesi?
Arya cevap vermeden önce başını hafifçe hareket ettirdi.
— Var. Başım da çok ağrıyor.
Doktor birkaç soru daha sordu. Arya soruların çoğuna cevap verebiliyordu. Nerede olduğunu biliyordu. Adını biliyordu. Son yaşananları hatırlıyordu.
Fakat zihninin bir köşesinde hâlâ o isim vardı.
Timur Salvator.
Doktor kontrollerini tamamladıktan sonra elindeki dosyaya göz attı.
— Görünüşe göre değerleriniz normale dönmüş. Bir süre dinlenmeniz gerekiyor. Ani hareketlerden kaçının. Baş ağrınız devam ederse size verilen ilaçları kullanırsınız.
Arya kaşlarını çattı.
— Ne zaman çıkabilirim?
Doktor cevap vermeden önce Ateş konuştu.
— Bugün.
Arya başını ona çevirdi.
— Sana mı sordular?
Ateş'in dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
— Doktor söylemeden önce davranmış oldum.
Doktor hafifçe gülümsedi.
— Aslında Ateş Bey haklı. Gerekli işlemler tamamlandığında taburcu olabilirsiniz.
Arya yatağın üzerinde doğrulmaya çalıştı.
Başına bir anda keskin bir ağrı saplandı.
— Ah...
Ateş refleksle ona doğru bir adım attı.
— Yavaş.
Arya elini kaldırarak onu durdurdu.
— İyiyim.
— İyi görünmüyorsun.
— Sana iyi olduğumu söyledim.
— Ben de inanmadığımı söyledim.
Arya gözlerini devirdi.
— Beş gündür burada bekleyip bir de tartışmayı mı öğrendin?
Ateş birkaç saniye ona baktı.
— Tartışmayı senden öğrendim.
Arya cevap vermedi.
Çünkü verecek cevabı bulamamıştı.
Doktor odadan çıktıktan kısa süre sonra gerekli işlemler tamamlandı. Arya üzerini değişti