Keşfet

14.BÖLÜM: ACI GERÇEKLER & HATIRALAR

AŞK HIZ VE GÜÇ

HESABIMbu benim ikinci kitabım sadece bu platformda

LÜTFEN BÖLÜMÜ OKURKEN SON YAZ FON MÜZİĞİNİ DİNLEYİN

Telefonun ekranında 03.15 yazıyordu.

Arya alarmı kurarken bunun gerçekten gerekli olup olmadığını birkaç kez düşünmüştü. Belki de sabah olduğunda bütün bunların saçma bir rüyadan ibaret olduğunu düşünecekti. Belki 03.17'de aynaya baktığında hiçbir şey olmayacaktı.

Ama telefonunu komodinin üzerine bırakırken parmağı ekranın üzerinde birkaç saniye daha kaldı.

03.15.

Gözlerini kapattı.

Uyumaya çalıştı.

Başaramadı.

Saatin ilerleyişini neredeyse nefesinden takip ediyordu. Odanın içindeki sessizlik, gecenin diğer bütün seslerini daha belirgin hâle getiriyordu. Kaloriferden gelen hafif uğultu, dışarıdan geçen tek tük araçların sesi, duvarın arkasından gelen belirsiz bir tıkırtı...

Sonra telefon titreşti.

Arya gözlerini açtı.

Alarm çalmamıştı.

Telefonun ekranında 03.16 yazıyordu.

Bir süre kıpırdamadı.

Sonra yatağın kenarına oturdu.

Ayakları zemine değdiğinde soğukluk bütün vücuduna yayıldı. Üzerine hırkasını geçirip banyoya doğru yürüdü. Koridor karanlıktı. Işığı açmadı.

Sanki ışığı açarsa bir şey bozulacakmış gibi.

Aynanın karşısına geçti.

Kendi yansımasına baktı.

Uykusuzdu.

Gözlerinin altında koyu halkalar oluşmuştu. Saçları dağılmıştı. Dudakları kurumuştu.

Telefonunu lavabonun kenarına bıraktı.

03.17'yi bekledi.

03.16...

03.16...

03.17.

Arya'nın bakışları aynaya kilitlendi.

İlk birkaç saniye hiçbir şey olmadı.

Sonra aynadaki görüntü bulanıklaştı.

Arya nefesini tuttu.

Kendi yüzünün üzerinde başka bir yüz belirmeye başladı.

Önce gözler.

Sonra saçlar.

Sonra dudaklar.

Arya geriye doğru bir adım attı.

Karşısındaki kadın artık onun yansıması değildi.

Kadın yorgundu.

Saçları dağılmıştı.

Yüzünde günlerce uyumamış gibi bir ifade vardı.

Ve Arya onu tanıyordu.

Fotoğraftaki kadın.

Aynı gözler.

Aynı yüz.

Aynı küçük yara izi.

Arya'nın dudaklarından tek bir kelime çıktı.

— Ben...

Aynadaki kadın ona bakıyordu.

Sonra görüntünün arkasındaki ortam değişti.

Beyaz duvarlar.

Parlak ışıklar.

Hızlı adımlar.

Bir kapı.

Kapının üzerinde büyük harflerle:

DOĞUMHANE.

Arya'nın kalbi hızlandı.

Bir bebek ağlaması duyuldu.

Ardından telaşlı bir kadın sesi.

— İkisini kurtardık...

Bir başka ses cevap verdi.

— Üçüncüyü kurtaramadık.

Arya'nın gözleri büyüdü.

— Hayır...

Görüntü bir anda değişti.

Bir sedye.

Beyaz bir örtü.

Bir hemşirenin elleri.

Bir dosya.

Sonra üç küçük kart...

Arya kartların üzerindeki yazıyı okumaya çalıştı.

Görüntü titredi.

Sesler birbirine karıştı.

Bir bebeğin ağlaması kesildi.

İki ağlama sesi devam etti.

Sonra...

Sessizlik.

Arya aynanın karşısında sendeledi.

Eli lavaboya uzandı.

— Benim...

Nefesi kesildi.

— Benim başıma mı geldi bu?

Cevap yoktu.

Ayna yeniden eski hâline döndü.

Arya kendi yüzünü gördü.

Ama artık kendi yüzüne bakamıyordu.

Sabah olduğunda hâlâ uyumamıştı.

Yatağın üzerinde oturuyor, dizlerini kendine çekmiş şekilde telefonunun ekranına bakıyordu.

Aklında tek bir cümle dönüp duruyordu.

Üçüncüyü kurtaramadık.

Ve bunun yanında başka bir soru vardı.

Sevgi ve Ayaz kimdi?

Arya parmağını telefon ekranında gezdirdi.

Ateş'in adı karşısına çıktı.

Telefonu birkaç saniye çaldırmayı düşündü.

Sonra vazgeçti.

Onunla konuşmadan önce bazı cevapları kendisi bulmalıydı.

Salvator Hukuk'u aradı ve bir gün izin istedi.

Ateş kısa süre sonra mesaj attı.

Nereye gidiyorsun?

Arya cevap vermedi.

Bir dakika sonra:

İyi misin?

Cevap yok.

Arya, lütfen haber ver.

Telefonu kapattı.

Bugün Ateş'e anlatacağı hiçbir şey yoktu.

Henüz değil.

Çünkü içinde büyüyen şüphe artık yalnızca bir şüphe değildi.

Bir yere bağlanmaya başlamıştı.

Ve o yer, geçmişiydi.

Sabah olduğunda Arya’nın gözlerinin altında uykusuzluğun bıraktığı koyu gölgeler vardı. Perdenin arasından sızan gün ışığı odanın içine dolarken o hâlâ yatağın kenarında oturuyor, avuçlarının arasında tuttuğu telefonu boş boş izliyordu. Ekranda saat 09.42’yi gösteriyordu. Gece boyunca bir kez bile doğru düzgün uyuyamamıştı. Her gözlerini kapattığında aynı görüntü geri geliyordu. Aynadaki kadın… doğumhane… koridorda yankılanan o ses… “Bebeklerin ikisini kurtardık ama üçüncüyü kurtaramadık.”

Arya yavaşça ayağa kalktı. Banyoya girdiğinde aynanın karşısında durdu fakat bu kez gözlerini kaldırmaya cesaret edemedi. Musluğu açıp yüzüne birkaç kez soğuk su çarptı. Parmaklarını lavabonun kenarına bastırırken nefesini düzenlemeye çalıştı.

— Bu bir anıydı…

Kendi sesini duyunca bile irkildi.

— Ama benim anım nasıl olabilir?

Telefonunu eline aldı. İş yerine bugün gelemeyeceğini bildirdi. Ateş’in adı ekranda birkaç kez görünmesine rağmen aramasına cevap vermedi. Mesajlarını da açmadı.

Çantasını alıp evden çıktığında nereye gittiğini aslında çok iyi biliyordu.

Ayşe.

Ve Şule.

Hayatında gerçekten güvendiği iki insan varsa onlar vardı. Biri tıbbi konularda ona gerçeği söyleyebilecek kadar güvenilir, diğeri ise duyduğu şeylerin altında ezilmesini engelleyebilecek kadar güçlüydü.

Kliniğin kapısından içeri girdiğinde Ayşe onu görür görmez yüzündeki ifadeyi değiştirdi.

— Arya?

Arya cevap vermedi.

Ayşe birkaç saniye boyunca onu süzdü. Sonra yanına gelip koluna hafifçe dokundu.

— İyi değilsin.

Arya dudaklarını birbirine bastırdı.

— Bana bir şey söylemen gerekiyor.

Ayşe’nin kaşları hafifçe çatıldı.

— Ne hakkında?

Arya çantasından telefonunu çıkardı. Ekranı açıp gece çektiği fotoğrafı gösterdi. Aynadaki kadınla ilgili görüntüyü.

Ayşe fotoğrafa baktı.

Sonra Arya’ya.

Sonra yeniden fotoğrafa.

— Bu kadını tanıyor musun?

Arya’nın boğazı düğümlendi.

— Kendimi tanımıyorum artık.

Şule de odanın diğer tarafından yaklaşmıştı. Arya’nın sesindeki titremeyi duyunca konuşmadan yanına oturdu.

— Önce otur, dedi Şule.

Arya sandalyeye geçti. Elleri dizlerinin üzerinde birbirine kenetlenmişti.

— Benim geçmişimde hatırlamadığım bir şey var.

Ayşe hiçbir şey söylemeden dosyaları masanın üzerine bıraktı.

— Sen dün benden bazı kontroller istemiştin. Sonuçların tamamını inceledim.

Arya başını kaldırdı.

— Ve?

Ayşe cevap vermeden önce Şule’ye baktı. Sanki söyleyeceklerinin ağırlığını tek başına taşımak istemiyordu.

— Şule…

— Buradayım, dedi Şule sakin bir sesle.

Ayşe dosyayı açtı.

— Arya, bazı bulgular geçmişte yaşanmış ve tamamen iyileşmiş travmatik doku değişiklikleriyle uyumlu. Bunların ne zaman oluştuğunu yalnızca bu rapora bakarak kesin olarak söylemek mümkün değil.

Arya’nın kaşları çatıldı.

— Travma mı?

Ayşe başını yavaşça salladı.

— Evet. Ayrıca yapılan görüntüleme ve muayene bulgularında daha önce geçirilmiş sezaryen doğumla uyumlu bir cerrahi iz görülüyor.

Odadaki hava bir anda ağırlaştı.

Arya’nın gözleri sabitlendi.

— Sezaryen…

Kelime ağzından zar zor çıktı.

Ayşe dosyadaki bir başka sayfayı çevirdi.

— Rahim ve çevresindeki bazı bulgular da daha önce gebelik yaşanmış olabileceğini düşündürüyor. Fakat şunu özellikle bilmeni istiyorum: Bir izden ya da tek bir testten kaç gebelik veya kaç doğum olduğunu kesin olarak söyleyemeyiz.

Arya’nın nefesi kesildi.

— Ama…

Sesi çıkmadı.

Şule elini Arya’nın sırtına koydu.

Ayşe devam etmekte zorlanıyordu.

— Bulgular, birden fazla gebelik ya da doğum öyküsüyle uyumlu olabilir. Hatta bazı bulgular üç gebelik öyküsünü düşündürebilir. Ama bunun kesin kanıtı olduğunu söylemem doğru olmaz. Bunun için eski tıbbi kayıtlar, doğum kayıtları ve gerekirse daha kapsamlı incelemeler gerekir.

Arya’nın gözleri doldu.

— Üç…

Sanki tek bir kelime odanın bütün seslerini susturmuştu.

Üç.

Aklına Ateş’in ofisindeki iki çocuk geldi.

Sevgi.

Ayaz.

İki çocuk.

Arya’nın parmakları titremeye başladı.

— Ateş’in çocukları…

Şule hemen ona döndü.

— Arya, şu an yalnızca bildiklerimiz üzerinden ilerlemeliyiz.

— İki çocuk vardı.

— Biliyorum.

— Defne bana yalan söyledi.

— Bundan henüz emin değiliz.

Arya başını iki yana salladı.

— Hayır. İçimde bir şey var. O çocukları gördüğüm anda…

Cümlesini tamamlayamadı.

Ayşe dosyayı yavaşça kapattı.

— Arya, bu raporlar sana geçmişin hakkında bazı ipuçları veriyor. Ama henüz