18.BÖLÜM: KAYBOLUŞ &SERZENİŞ
not: bu bölümde arya'nın soy ismi Karahan olarak geçiyor bu da gelecek bölümlerden bir spoiler olarak verdim bakalım neler olacak iyi okumalar dilerim
“Arya, aynadan uzaklaş.”
Ateş'in sesi odanın karanlığını yardı.
Ama ben onu duymuyordum.
Ya da duyduğum hâlde söylediklerini anlayamıyordum.
Çünkü aynanın içinde bir çocuk vardı.
Küçük elleriyle tuttuğu fotoğrafı göğsüne bastırmış, gözlerini benden ayırmadan duruyordu. Yüzünü tam olarak seçemiyordum. Aynanın yüzeyinde ince bir buğu oluşmuştu. Çocuğun bulunduğu yerin gerisinde ise karanlık bir koridor uzanıyordu.
Dudakları yeniden kıpırdadı.
“Anne…”
Boğazım düğümlendi.
“Sen kimsin?”
Çocuk başını hafifçe yana eğdi.
“Beni tanımadın mı?”
Gözlerim doldu.
“Hayır…”
Kelime ağzımdan çıkar çıkmaz aynanın içindeki çocuğun yüzü değişti. Bir anlığına, sanki ağlamak üzereymiş gibi dudakları titredi.
Sonra fotoğrafı aynaya doğru kaldırdı.
Üç bebek.
Üç küçük beden.
Yan yana duran üç hayat.
Fotoğrafın kenarındaki yazıyı okuyabilmek için aynaya yaklaştım.
“Üçünden biri gerçeği öğrenirse diğer ikisi her şeyi kaybedecek.”
Nefesim kesildi.
Bu ne demekti?
Ayaz ve Sevgi tehlikede miydi?
Üçüncü çocuk gerçekten hayatta mıydı?
Yoksa bütün bunlar, beni aklımı kaybettiğime inandırmak isteyen birinin hazırladığı korkunç bir oyundan mı ibaretti?
“Arya!”
Ateş bileğimden tuttu.
Dokunuşuyla irkildim.
“Bana bak.”
Başımı çevirdim.
Yüzüme baktığında gözlerindeki ifadeyi ilk kez bu kadar açık gördüm.
Korkuyordu.
Ateş Salvator korkuyordu.
Bana bir şey olmasından mı?
Yoksa aynada benimle birlikte onun da gördüğü bir şey mi vardı?
“Sen de gördün, değil mi?” diye fısıldadım.
Cevap vermedi.
“Ateş, bana cevap ver.”
Gözleri bir an aynaya kaydı.
Ardından yeniden bana döndü.
“Orada kimse yok.”
Acı acı güldüm.
“Beni aptal mı sanıyorsun?”
“Arya…”
“Az önce sen de gördün!”
Sesim odanın duvarlarına çarptı.
“Bana artık yalan söyleme! Çocuklarım hakkında, geçmişim hakkında, o gece hakkında… Her şeyi bilmek istiyorum!”
Ateş'in çenesi gerildi.
“Şu an bunu konuşamayız.”
“Neden?”
“Çünkü burada güvende değiliz.”
Bir an sustum.
Sonra yavaşça aynaya döndüm.
Çocuk kaybolmuştu.
Ama bu kez başka bir şey vardı.
Aynanın köşesine iliştirilmiş küçük, beyaz bir kâğıt.
Az önce orada değildi.
Eminim değildi.
Ateş'in elini bıraktım ve aynaya yaklaştım.
Kâğıdı çekip aldım.
Üzerinde tek bir isim yazıyordu.
FİRUZE.
Altında ise bir adres ve saat vardı.
Bu gece. 23.00.
Kâğıdın arkasını çevirdim.
El yazısıyla eklenmiş ikinci bir cümle gördüm.
“Üçüncü çocuğunun yüzünü görmek istiyorsan, Ateş'e tek kelime bile söyleme.”
Parmaklarımın arasındaki kâğıt buruşturuldu.
Ateş arkamdan seslendi.
“Ne buldun?”
Kâğıdı avucumda sakladım.
Yavaşça ona döndüm.
“Hiçbir şey.”
Bunu söylerken gözlerinin içine baktım.
İlk kez ona yalan söylüyordum.
Ve tuhaf olan şuydu…
Bana yıllardır gerçeği anlatmayan adamın karşısında kendimi suçlu hissetmiyordum.
Çünkü artık kendi hayatım hakkında karar vermek istiyordum.
Ateş yanıma geldi.
“Bana güveniyor musun?”
Soru beklemediğim kadar ani geldi.
Dudaklarımı araladım.
Söyleyecek çok şeyim vardı.
Sana güvenmek istiyorum.
Seni hatırlamak istiyorum.
Beni neden terk ettiğimi düşündüğüm çocuklarımın aslında benden alındığını bilmek istiyorum.
Ama bunların hiçbirini söylemedim.
Yalnızca sordum:
“Sen bana güvenmem için ne yaptın, Ateş?”
Yüzündeki ifade değişti.
Bir cevap aradı.
Bulamadı.
İlk kez, bütün kelimelerini kaybetmiş gibi görünüyordu.
“Ben seni kaybetmek istemiyorum,” dedi sonunda.
Başımı iki yana salladım.
“Beni zaten kaybettin.”
Yanından geçip kapıya yürüdüm.
Bileğimi tutmadı.
Arkamdan gelmedi.
Sadece sesini duydum.
“Arya…”
Kapının koluna uzandım.
“Eğer o adrese gidersen, öğrendiğin hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Elim kapı kolunda durdu.
Demek biliyordu.
Kâğıttaki adresi bilmese bile bir şeylerden şüpheleniyordu.
Başımı çevirmeden cevap verdim.
“Benim hayatım zaten eskisi gibi değil.”
Kapıyı açtım.
Ve çıktım.
Arkamda Ateş Salvator'u bıraktım.
Ama onun bilmediği bir şey vardı.
Bu gece yalnızca geçmişimi aramaya gitmiyordum.
Bana anlatılan bütün yalanların hesabını sormaya gidiyordum.
Ve eğer üçüncü çocuğum gerçekten hayattaysa…
Saat 22.17.
Telefonumun ekranında yazan saate bakarken avucumun içindeki kâğıdı yeniden açtım.
Firuze.
Bir isim.
Bir adres.
Ve hayatımı altüst edebilecek tek bir ihtimal.
Üçüncü çocuğum hayattaydı.
Bunu düşünmek bile nefesimi daraltıyordu. Birkaç saat önce iki çocuğum olduğunu öğrenmiştim. Ardından üçüncü bir bebeğin de dünyaya geldiğini, öldüğünü sandığım çocuğun belki de hiç ölmediğini…
Şimdi ise o çocuğun yıllardır Firuze'nin yanında büyümüş olabileceğini öğreniyordum.
Ama aklıma takılan bir şey vardı.
Eğer Firuze gerçekten çocuğumu benden aldıysa neden?
Ateş'le evlenmek mi istiyordu?
Benden intikam mı alıyordu?
Yoksa bütün bunların arkasında benim henüz hatırlayamadığım, çok daha eski bir olay mı vardı?
Telefonum titredi.
Ekranda Ateş'in adı belirdi.
Aramayı reddettim.
Birkaç saniye sonra yeniden aradı.
Yine reddettim.
Ardından mesaj geldi.
Ateş: Neredesin?
Mesaja baktım.
Cevap yazmadım.
Ateş: Arya, benimle oyun oynama.
Dudaklarımın arasından istemsiz bir gülüş çıktı.
Oyun mu?
Benim hayatım boyunca bilmediğim gerçekler birilerinin elinde dolaşırken, çocuklarımın nerede olduğunu bilemezken, bana oyun oynamaktan söz ediyordu.
Telefonu kapattım.
Bu gece kimsenin beni durdurmasına izin vermeyecektim.
Saat 22.54'te verilen adrese ulaştım.
Burası şehrin kalabalığından uzakta, yüksek duvarlarla çevrili eski bir evdi.
Dışarıdan bakıldığında terk edilmiş gibi görünüyordu. Bahçedeki ağaçların dalları duvarların üzerine eğilmiş, paslı demir kapının üzerini sarmaşıklar kaplamıştı.
Fakat pencerelerden birinde ışık yanıyordu.
Birisi beni bekliyordu.
Kapıya yaklaştım.
Zile basmadan önce duraksadım.
Telefonumu çıkarıp arkadaşlarımın numaralarının bulunduğu ekrana baktım. Ayşe'yi aramak istedim. Şule'yi, Defne'yi, Efe'yi…
Ama hiçbirini bu işin içine yeniden çekmek istemiyordum.
Yine de tek başıma hareket etmenin tehlikeli olabileceğini biliyordum. Bu yüzden konumu ve adresi güvendiğim birine gönderdim.
Ardından zile bastım.
Kapı birkaç saniye sonra açıldı.
Karşımda duran kadın, yüzündeki şaşkınlığı gizlemeye çalışıyordu.
Firuze.
Saçları özenle toplanmıştı. Üzerinde koyu renk bir elbise vardı. Her zamanki gibi kendinden emin görünüyordu.
Beni baştan aşağı süzdü.
Sonra dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Demek sonunda geldin.”
Kaşlarımı çattım.
“Beni bekliyordun.”
“Beklemediğimi mi düşünüyordun?”
“Üçüncü çocuğum nerede?”
Gülümsemesi yavaşça silindi.
İlk kez gözlerinde bir değişiklik gördüm.
Ama bu korku değildi.
Öfke de değildi.
Sanki yıllardır sakladığı bir sırrın artık kendisine ait olmayacağını anlamıştı.
Kapıyı biraz daha açtı.
“İçeri gel.”
“Buradan konuşabiliriz.”
“Çocuğunu görmek istiyorsan benimle konuşmak zorundasın.”
Çocuğunu.
Bu iki kelimeyi söylerken sesindeki tuhaflık dikkatimi çekti.
Sanki çocuğun kim olduğunu biliyordu.
Sanki onun hakkında benim bilmediğim bir şey vardı.
İçeri girdim.
Kapı arkamdan kapandığında evin sessizliği üzerime çöktü.
Salonun ortasında küçük bir masa vardı. Masanın üzerinde iki fincan, eski bir fotoğraf albümü ve kapalı bir dosya duruyordu.
Firuze karşımdaki koltuğu işaret etti.
Oturmadım.
“Çocuğumu görmek istiyorum.”
Firuze başını kaldırdı.
“Önce sana bir soru soracağım.”
“Ben soru sormaya geldim.”
“Peki.” Kollarını göğsünde birleştirdi. “Diyelim ki çocuğunu buldun. Ona ne söyleyeceksin?”
Cevap vermekte zorlanmadım.
“Gerçeği.”
“Ya gerçek, onun bildiği her şeyin yalan olduğunu gösterirse?”
“Bunu bilmeye hakkı var.”
“Peki ya seni istemezse?”
Sanki biri göğsümün ortasına görünmez bir ağırlık bırakmıştı.
Bunu hiç düşünmemiştim.
Ben onu bulacaktım.
Ona sarılacaktım.
Yüzüne bakacak, sesini duyacak, yıllardır kaçırdığım her anı telafi etmeye çalışacaktım.
Ama o beni tanımıyordu.
Ben de onu tanımıyordum.
Belki de karşı
Yorumlar
- Ebru Rüzgar: Bir yerden tanıdık gibi ama gerçekten kim olduğunu çözemedin mi?
- Damla Çınar: Bir kâğıdın olması çok önemli ama bunu ateşe söyleme!
- Emir Polat Yüksel: firuze ne korkutucu biri yahu neden bu kadar tehditkar davranıyor?
- Selin Pınar: arya sanırım aynada gördüğün çocuk seni bu kadar üzmeliydi
- Eda: Kendimi senin yerine koyamıyorum ama haklısın her şeyi bilmek istiyorsun!
- Ayşe Pekmez: Üç tane bebek Hayallerin ve korkuların arasında kaybolmuş gibisin
- Ege Bulut: ateş sence de burada bir şeyler doğru gitmiyor mu?
- Nisa Fidan: ateş Allah aşkına hemen gerçeği açıkla şu durumu