2.BÖLÜM: GHOST
İmkânsızlıklar imkân dâhilindeydi ama bir insanın beni sevmesinin hiçbir ihtimali yoktu. Bu şehirde beni tanımayan neredeyse kimse yoktu. Kimileri bana Ghost diyordu, kimileri Hayalet... Ama işin en ironik yanı şuydu; herkes lakabımı biliyor, kimse kim olduğumu bilmiyordu. Hakkımda anlatılan yüzlerce hikâye, kulaktan kulağa dolaşan binlerce söylenti vardı. Kimi geceleri siyah bir arabanın şehrin sokaklarında bir gölge gibi süzüldüğünü söylüyor, kimi ise direksiyonun başındaki adamın yıllar önce öldüğüne, yarışlara çıkan kişinin yalnızca bir efsane olduğuna inanıyordu. Ben hiçbirini düzeltmiyordum. Çünkü insanlar gerçeği değil, inanmak istedikleri masalları seviyordu. Onlar için ben bir şehir efsanesiydim. Kendim içinse yalnızca geçmişinden kaçmaya çalışan, ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın aynı karanlığa dönen bir adamdım.
Yaşadığım yer, dışarıdan bakıldığında terk edilmiş gibi görünen eski bir sanayi binasının arka tarafındaki geniş garajdı. Paslanmış demir kapılar, yağmurdan kararmış beton duvarlar ve tavandan sarkan eski floresan lambaları... İlk bakışta kimsenin dönüp ikinci kez bakmayacağı kadar sıradan bir yerdi. Oysa geceleri burası bambaşka bir dünyaya dönüşürdü. Motor sesleri duvarları titreştirir, egzozlardan çıkan duman tavana doğru yükselir, benzin kokusu ciğerlere işlediği anda herkes aynı şeyi anlardı; gece başlamıştı. Parmaklarımı cebimdeki anahtarın etrafında yavaşça dolaştırırken ağır demir kapının önünde birkaç saniye durdum. Başımı hafifçe sağ omzuma yatırıp derin bir nefes aldım. Sessizlik hoşuma gidiyordu. Çünkü sessizlikte kimse yalan söyleyemezdi.
Kapıyı omzumla hafifçe ittim. Menteşeler uzun bir gıcırtıyla açıldı. İçeriye adım attığım anda tanıdık motor yağı kokusu burnuma doldu. Dudaklarımın kenarında fark edilmesi güç bir tebessüm oluştu. Çocukluğumdan beri kendimi ait hissettiğim tek yer burasıydı. Belki kulağa garip geliyordu ama ben ev sıcaklığını hiçbir zaman bir çatı altında bulamamıştım. Benim evim, motor seslerinin yankılandığı bu karanlık garajdı. Sağ tarafta dizilmiş alet çantalarına göz gezdirdim. Sol köşede yarım kalan bir motor bloğu duruyordu. Tavandan sarkan lambanın ışığı siyah otomobilimin üzerine vuruyor, kaportası neredeyse ayna gibi parlıyordu. Yavaş adımlarla arabaya yaklaştım. Elimi kaputun üzerine koydum. Soğuk metal avucuma değer değmez gözlerimi kapattım. Parmaklarımı yavaşça kaportanın üzerinde gezdirdim. İnsanlar sevdiği insanların tenini ezberlerdi. Ben ise sevdiğim arabanın en küçük çiziklerinin yerini bile ezbere biliyordum.
Direksiyonun başına geçtiğim her an nefes alışım değişirdi. Kalbim daha sakin atmaya başlar, dışarıdaki dünya yavaş yavaş sesini kaybederdi. Direksiyonu iki elimle kavradığımda, sanki yıllardır içimde biriken öfke birkaç dakikalığına susardı. Belki de bu yüzden yarışmayı seviyordum. Kazandığım için değil... Direksiyonun başındayken geçmişimi birkaç kilometre geride bırakabildiğim için.
Ama geçmiş...
İnsan ne kadar hızlanırsa hızlansın, geçmiş dikiz aynasında hep görünürdü.
Başımı hafifçe öne eğdim. Gözlerim istemsizce arabanın ön camındaki yansımama takıldı. Yirmi dokuz yaşındaydım. Yüzümde yılların bıraktığı sert çizgiler vardı. Sağ kaşımın hemen üzerinde çocukluğumdan kalma ince bir yara izi duruyordu. Aynaya her baktığımda ilk gördüğüm şey oydu. Çünkü o iz bana her gün aynı geceyi hatırlatıyordu.
Sekiz yaşındaydım.
Dışarıda şiddetli yağmur yağıyordu. Yağmur damlaları pencereye o kadar sert vuruyordu ki çocuk aklımla gökyüzünün kızdığına inanmıştım. Annem mutfakta saçlarını toplarken bana dönüp gülümsedi. Elindeki anahtarı çantasına koyduktan sonra yanıma geldi, dizlerinin üzerine çöktü ve saçlarımı eliyle düzeltti. O an yüzündeki gülümsemeyi hâlâ unutamıyorum. İnsan bazı yüz ifadelerini ömrü boyunca unutamazmış. "Uslu dur." demişti. "Biz dönene kadar komşu teyzeyi üzme." Başımı heyecanla sallamış, anneme sıkıca sarılmıştım. Babam kapının önünde bekliyordu. Arabanın anahtarını parmağında çeviriyor, her zamanki gibi sabırsız görünüyordu. Annem çıkmadan önce bir kez daha dönüp bana el salladı. Ben de gülerek karşılık verdim. O an, bunun son görüşümüz olduğunu bilmiyordum.
Kapı kapandı.
Ev sessizleşti.
Ben pencerenin önündeki sandalyeye çıkıp onları izlemeye başladım. Babam arabayı çalıştırdı. Farların ışığı yağmurun içinde kaybolurken annem camı indirip bana son kez el salladı. Ben de iki elimle cama vurup gülümsedim. Araba sokağın köşesinden dönüp gözden kayboldu.
Dakikalar geçti.
Sonra bir saat...
Sonra iki...
Yağmur dinmek bilmiyordu.
Komşu teyzenin yüzündeki endişeyi ilk kez o gece fark ettim. Sürekli saate bakıyor, sonra pencereye yöneliyordu. Telefon çaldığında irkilmişti. Ahizeyi kaldırırken elleri titriyordu. Karşı tarafın söylediklerini dinledikçe yüzündeki bütün renk çekildi. Gözleri yavaşça bana döndü. O bakışı hayatım boyunca unutamadım. İnsan bazen tek kelime duymadan da kötü bir şey olduğunu anlayabiliyormuş.
Birkaç dakika sonra evin önüne ambulans geldi.
Arkasından polis arabası...
Sokak mavi ve kırmızı ışıklarla aydınlandı.
Ben kapıya koşmaya çalışırken komşu teyze beni arkamdan tuttu. Küçük kollarımla ondan kurtulmaya çalışıyor, annemin yanına gitmek istediğimi söylüyordum. Çığlık atıyordum. Ağlıyordum. Ama kimse beni dinlemiyordu. O gece ilk kez beyaz bir örtünün altına uzanan iki insan gördüm. Küçüktüm. Ölümün ne demek olduğunu tam olarak bilmiyordum. Sadece annemin neden bana sarılmadığını anlamaya çalışıyordum.
İşte her şey o gece başladı.
O geceden sonra ne aynı çocuk kaldım ne de aynı insan.
Yetimhaneler...
Koruyucu aileler...
Kaçışlar...
Kavgalar...
İnsanların acıyan bakışları...
Ve sonunda sokaklar...
Sokaklar bana tek bir şey öğretti.
Kimse seni sebepsiz yere korumaz.
Kimse seni karşılıksız sevmez.
Kimse düştüğünde elini tutmaz.
Ayağa kalkmayı da, yumruk atmayı da, susmayı da kendin öğrenirsin.
Ben öyle yaptım.
Yıllar geçtikçe kalbimin etrafına görünmez duvarlar ördüm. İnsanlar yaklaşmaya çalıştı. Ben uzaklaştım. Biri güven vermeye çalıştı. Ben şüphelendim. Çünkü güvenmek, kaybetmenin ilk adımıydı.
Başımı hafifçe kaldırıp garajın tavanına baktım. Lambanın ışığı gözlerimi rahatsız ediyordu. Elimi cebime sokup eski çakmağımı çıkardım. Parmaklarım metal yüzeyinde dolaşırken derin bir nefes aldım. Bazen düşünüyorum da... Eğer o gece annemle babam o arabaya binmeseydi nasıl biri olurdum? Belki sıradan bir üniversite öğrencisi... Belki bir mühendis... Belki de akşam işten çıkıp ailesinin yanına dönen sıradan bir adam... Ama kader bana başka bir yol çizmişti.
Ve ben o yolu seçmemiş olsam bile, yürümekten başka şansım yoktu.
Garajın sessizliği ağır demir kapının açılmasıyla bozuldu. Dışarıdan gelen ayak sesleri beton zeminde yankılanırken başımı yavaşça kapıya çevirdim. Gelen kişinin kim olduğunu tahmin edebiliyordum. Çünkü bu saatte buraya yalnızca tek bir kişi gelirdi.
Ama bu kez...
Yanılacaktım.
Garajın ağır demir kapısı yavaşça aralandığında içeri dolan soğuk gece havası motor yağı kokusuna karıştı. Refleksle başımı sesin geldiği yöne çevirdim. Sağ elimin parmakları farkında olmadan cebimdeki çakmağı biraz daha sıkı kavradı. Birkaç saniye boyunca kapının önünde duran silueti seçmeye çalıştım. Tavandan sarkan floresan lambasının titrek ışığı, yüzünü tam olarak aydınlatmıyordu. Uzun boylu bir adamdı. Siyah kapüşonunu başına kadar çekmiş, ellerini montunun ceplerine sokmuştu. Ne konuşuyor ne de hareket ediyordu. Öylece bana bakıyordu. Sessizlik uzadıkça garajın içindeki gerginlik de ağırlaşıyordu.
"Gecenin bu saatinde yanlış yere geldin." dedim sakin bir sesle.
Sesim sert çıkmıştı ama yüzümde en ufak bir ifade yoktu. Duygularımı göstermeyi yıllar önce bırakmıştım. İnsanlar ne hissettiğini bildiğinde seni daha kolay incitiyordu.
Adam birkaç adım öne çıktı. Ayakkabılarının beton zemine vurduğu tok ses bütün garajda yankılandı. Kapüşonunun altından hafifçe gülümsediğini seçebiliyordum.
"Yanlış yere gelmedim." dedi. "Seni bulmak kolay olmadı."
Kaşlarımı belli belirsiz çattım.
"Beni bulanların çoğu pişman olur."
Ad
Yorumlar
- Sevda: benimle evlenir misin😍
- Sevgi Bulut: 😭
- Sevgi Bulut: 😍
- Sevgi Bulut: 🔥👏
- Mustafa Mete Bulut: bazı anlar yaşanmaz sadece hayali kurulur
- Sümeyye: o anı yaşamak için her şeyimi verirdim
- Mustafa Mete Bulut: bu kitapta o motor seslerinin içinde boğulacağız ve bir sürü acıklı şey bizi bekleyecek
- Nazlı Kara: o motor sesleri beni de alıyor hiç gitmiyorum
- Mustafa Mete Bulut: herkes gibi ben de seviyorum tabii ki de ve yorum yaptığınız için teşekkür ederim
- Mardin güzeli: sessizlikteki o huzuru ben de seviyorum