Keşfet

9. BÖLÜM: SALVATOR MALİKANESİNDE BİR GECE

AŞK HIZ VE GÜÇ

Ateş Salvator, annesinin evinden çıktığında kapının ardında kalan sessizliğin omuzlarına çöktüğünü hissetti. Koridor boyunca yankılanan ayak sesleri birkaç saniye sonra tamamen kesilmiş, geride yalnızca ağır kapının kapanırken çıkardığı tok ses kalmıştı. Ceketinin yakasını kaldırıp merdivenlerden inerken yüzünde tek bir ifade vardı: hiçbir şey söylemek istemeyen bir adamın ifadesi. Arabasına bindiğinde motoru çalıştırmadan önce ellerini direksiyonun üzerinde birkaç saniye hareketsiz tuttu. Parmakları istemsizce sıkıldı. Sonra kontağı çevirdi. İstanbul'un gece ışıkları ön camdan birbirine karışırken nereye gittiğini düşünmesine bile gerek kalmadı. Şehrin daha sessiz, daha karanlık bir köşesinde bulunan dövüş kulübünün adresini biliyordu. Aryeş. Dışarıdan bakıldığında eski bir depo binasından farksız olan bu yerin altında, geceleri bambaşka bir dünya kuruluyordu. Demir kapı açıldığında içeriden yükselen sesler onu karşıladı; ağır müzik, ayakkabıların zemine vuruşu, uzaktan gelen bağırışlar ve kum torbasına çarpan yumrukların düzenli sesi. Ateş ceketini çıkardı, gömleğinin kollarını sıvadı ve ringe doğru yürüdü. Kimse ona neden geldiğini sormadı. Burada kimse kimsenin neden öfkelendiğini merak etmezdi.

İlk yumruk kum torbasına çarptığında çıkan ses, salonun gürültüsünün arasından bile seçildi. Ateş bir kez vurdu, sonra bir kez daha. Omuzları gerildi. Nefesi hızlandı. Her darbede annesinin yüzündeki o bakış, yıllardır cevabını bulamadığı sorular ve içinde biriken cümleler zihninden geçip kayboluyordu. Bir süre sonra eldivenlerinin arasından sıcaklığın yükseldiğini fark etti. Parmaklarını açtığında eklemlerindeki küçük sıyrıklardan kan sızmıştı. Eldivenleri çıkardı. Ellerine baktı, sonra hiçbir şey olmamış gibi yeniden kum torbasına döndü. Saatler ilerledikçe salon boşalmaya başladı. Işıkların bir kısmı kapandı. Müzik kısıldı. Ateş ise hâlâ oradaydı. Nihayet ringin kenarındaki banka oturduğunda göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Yanındaki şişeden su yerine aldığı içeceği birkaç yudumda bitirdi. Telefonu cebinde titredi. Ekranda Arya yazıyordu. Birkaç saniye bakıp telefonu açtı.

“Neredesin?” Arya'nın sesi geceye rağmen uyanık ve endişeliydi.

Ateş başını geriye yasladı. “Aryeş.”

“Aryeş neresi?”

Ateş konumu gönderdi. “Gelme.”

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

“Geç kaldın. Konumu gönderdin bile.”

Arama kapandığında Ateş gözlerini kapattı. Arya'nın gerçekten geleceğini biliyordu. Yaklaşık kırk dakika sonra Arya, telefonundaki navigasyonun gösterdiği sokağın başında durdu. Bina ilk bakışta dikkat çekici değildi. Eski duvarlar, yüksek metal kapı ve üzerinde yalnızca küçük bir tabela vardı. Arya tabelaya bakmadı bile. Aracını biraz ileride bırakıp binaya doğru yürürken tuhaf bir his içine yerleşti. Köşeyi dönerken birkaç saniyeliğine adımları yavaşladı. Bu duvarları daha önce görmüş gibiydi. Gözleri kapının üzerindeki çizgilere, karşıdaki binanın pencerelerine ve sokağın başındaki eski lambaya takıldı. Bir anlığına zihninin derinliklerinden görüntü gibi bir şey geçti. Fakat hemen ardından kaşlarını çattı. “Sanırım önünden geçerken görmüşümdür,” diye mırıldandı. Sonra düşünmeyi bıraktı. Kapının üzerinde yazan Aryeş ismini bile okumadan içeri girdi.

İçerideki ağır hava yüzüne çarptığında Arya'nın burnuna metalik bir koku geldi. Koridorun sonunda Ateş'i gördü. Bir sandalyeye oturmuştu. Başını hafifçe öne eğmiş, kollarını dizlerinin üzerine bırakmıştı. Üzerindeki gömleğin kolları dirseklerine kadar sıyrılmıştı. Ellerindeki yaraları görünce Arya'nın yüzündeki ifade bir anda değişti. Yanına geldiğinde Ateş başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Ateş hiçbir şey söylemedi. Arya da sormadı. Çantasından mendil çıkardı ve onun eline uzandı. “Bunu ne yaptın sen?” Ateş cevap vermek yerine bakışlarını kaçırdı. Arya onun elini dikkatlice tuttu. “Canın acıyor mu?” Bu kez Ateş kısa bir nefes verdi. “Şu an değil.” Arya kaşlarını çattı. “Yalan söyleme.” Salondaki son birkaç kişi de çıkınca içerisi tamamen sessizleşti. Arya, Ateş'in ellerini mümkün olduğunca dikkatli şekilde temizledi ve üzerlerine geçici bir bandaj sardı. Ateş onu izlerken yüzündeki sertlik ilk kez biraz olsun çözülmüş gibiydi. Sonra ayağa kalkmaya çalıştı. Birkaç saniye olduğu yerde bekledi. Arya hemen koluna destek oldu. “İyi misin?” Ateş başını salladı. “Arabayı süremem.” “Neden?” “İçkiyi biraz fazla kaçırdım.” Arya'nın bakışları sertleşti. “Ben araba kullanmayı bilmiyorum.” Ateş anahtarları ona uzattı. “O zaman bugün öğrenirsin.”

Arya anahtarları avucunda birkaç saniye tuttu. Sonunda istemeyerek sürücü koltuğuna geçti. Koltuğun konumunu bile nasıl ayarlayacağını bilmiyormuş gibi görünüyordu. Aynaları kontrol etti, ellerini direksiyona yerleştirdi ve motoru çalıştırdı. Fakat araç hareket ettiği anda Ateş'in bakışları değişti. Arya direksiyonu öylesine doğal bir şekilde kontrol ediyordu ki, sanki bunu yıllardır yapıyordu. Virajlara gereğinden fazla yavaşlamadan giriyor, mesafeyi kusursuz ayarlıyor, aynaları sürekli kontrol ediyordu. Ateş birkaç dakika boyunca sessizce onu izledi. “Araba kullanmayı bilmiyordun.” Arya'nın parmakları direksiyonun üzerinde sıkılaştı. “Bilmiyorum.” “Şu an yaptığın şey ne?” Arya cevap veremedi. Kendi ellerine baktı. Direksiyonun üzerinde duran parmakları bile ona yabancı gelmişti. Aracı kullanırken vücudu düşünmeden hareket ediyordu. Sanki zihninden önce başka bir şey hatırlıyordu. “Ben de bilmiyorum,” dedi sonunda. O cümleden sonra ikisi de konuşmadı.

Malikânenin bulunduğu sokağa girdiklerinde gece çoktan derinleşmişti. Önlerinde yükselen yüksek duvarların ardından altın işlemeli dev kapılar belirdi. Araç yaklaşınca kapılar sessizce iki yana açıldı. Arya'nın gözleri büyüdü. Bahçenin iki tarafındaki taş yollar loş ışıklarla aydınlatılmış, ağaçların gölgeleri zemine uzun çizgiler bırakmıştı. Ateş'in arabası geniş avludan geçip ana binanın önünde durdu. Kapıya gelen görevli Arya'nın kapısını açmak üzere yaklaşırken Ateş elini kaldırarak onu durdurdu. Arya araçtan indi. Ateş de diğer taraftan çıktı. İçeri girdiklerinde Arya ilk gördüğü hizmetliye dönüp ilk yardım malzemelerini istedi. Birkaç dakika sonra malzemeler getirildi. Arya salondaki geniş koltuğun karşısına oturdu ve Ateş'in elini yeniden dikkatlice sardı. Bu kez ışıklar daha aydınlıktı. Yaraların üzerindeki bandajları değiştirirken Ateş hiç konuşmadı. Arya'nın yüzüne düşen saç tutamı birkaç kez gözlerinin önüne geldi; her seferinde eliyle geriye itti. “Bitti,” dedi sonunda. Ateş eline baktı. “Teşekkür ederim.” Arya ayağa kalktı. “Ben artık gideyim.” Ateş saate baktı. “Saat on biri geçti.” Arya'nın yüzü düştü. “Yurda almazlar.” “Kal burada.” Arya birkaç saniye düşündü. Sonra telefonu çıkarıp Defne'yi aradı. “Defne, benim yerime imza atabilir misin?” Karşı taraftan gelen cevabı duyunca gözlerini kapattı. “Ne olur.” Defne sonunda kabul etti. Yurt defterinde Arya'nın imzasını taklit etmeye çalışırken ellerinin titrediğini ve bunu gizlice yaptığını söylemesi Arya'nın istemeden gülümsemesine neden oldu. Telefon kapandığında artık geri dönüş yolu kalmamıştı.

Gece ilerledikçe malikânenin içindeki sessizlik daha belirgin hâle geldi. Arya, Ateş'in gösterdiği odaya geçmek yerine salonda birkaç dakika oturdu. Ateş karşı koltuktaydı. Aralarında birkaç metre vardı ama ikisi de konuşmadığı hâlde sanki odanın içindeki bütün sessizlik ikisinin arasında toplanmıştı. Arkada düşük sesle sakin bir müzik çalıyordu. Pencereden İstanbul'un uzak ışıkları görünüyordu. Arya başını çevirdiğinde Ateş'in ona baktığını fark etti. “Ne?” diye sordu. Ateş cevap vermedi. Bakışlarını kaçırdı. Arya da başka tarafa döndü. Birkaç saniye sonra müzik devam ederken aralarındaki mesafe biraz daha azaldı. Söylenecek çok şey vardı fakat hiçbirinin ağzından çıkması kolay değildi. Ateş ayağa kalktı. Arya da istemsizce doğruldu. İkisi birkaç adım arayla karşı karşıya kaldılar Arya Ateşin kalın dudaklarını arzuluyordu adeta birbirlerine bir adım daha yaklaştılar Arya iki elini ateşin boynuna koyarken Ateş ise ellerininin birisini Aryanın beline koyarken

Yorumlar

  • Mustafa Mete Bulut: çok teşekkür ederim👏
  • Eda Pekcan: @mstfblt889 eline sağlık gerçekten harika bir bölüm olmuş