~ÖZEL BÖLÜM~
Geçmişte bazı günler vardır; üzerinden yıllar geçse bile insanın hayatından çıkmaz. Arya'nın hayatında da böyle bir gün vardı. Üç küçük kalbin aynı anda attığı, bir annenin iki bebeğine kavuştuğu ve bir başka bebeğin sessizliğe gömüldüğü o gün... Arya hiçbir zaman o günü hatırlamayacaktı. Ama Ateş, o gün yaşananların her saniyesini ömrünün sonuna kadar taşıyacaktı.
Hastanenin koridorundaki saat 03.17'yi gösteriyordu. Ateş, karşısındaki kapının üzerinde yanan kırmızı ışığa bakarken farkında olmadan başparmağının kenarındaki deriyi yoluyordu. Aynı yeri o kadar uzun süredir kurcalamıştı ki parmağının kenarı kızarmıştı. Elini geri çekti, birkaç saniye avucunun içine baktı, sonra yeniden kapıya çevirdi gözlerini. İçeriden gelen her ayak sesiyle başını kaldırıyor, kapı açılacak sanıyor, fakat koridordan geçen hemşire onu görmeden uzaklaşıyordu. Arya saatlerdir içerideydi. Saatler önce onu ameliyathaneye götürdüklerinde Arya'nın elini tutmuş, "Benden önce korkma," demişti. Arya o sırada gülmeye çalışmıştı. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrılmış ama gözlerindeki korkuyu saklayamamıştı. "Korkmuyorum," demişti. Ateş de ona inanıyormuş gibi başını sallamıştı. Şimdi o cümlenin altında eziliyordu. Koridorun sessizliği bir anda içeriden gelen telaşlı ayak sesleriyle bölündü. İki hemşire hızla kapının önünden geçti. Biri diğerine bir şey söyledi, fakat Ateş yalnızca birkaç kelime duyabildi. "Hazır... doktor... hemen..." Ayağa kalktı. Kapıya doğru bir adım attı. Tam o sırada kapı yeniden kapandı. Ateş elini ensesine götürdü. Parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. Birkaç dakika sonra doktor dışarı çıktığında Ateş onun yüzüne baktı. Doktorun yüzündeki ifade, ağzından çıkacak cümleden önce her şeyi anlatıyordu. "Arya?" dedi Ateş. Doktor başını salladı. "Durumu şu an iyi." Ateş'in göğsünden istemsizce bir nefes çıktı. "Bebekler?" Doktor gözlerini birkaç saniye yere indirdi. Sonra tekrar Ateş'e baktı. "Sana bir şey söylemem gerekiyor." Ateş'in kaşları çatıldı. "Ne oldu?" Doktor bir adım yaklaştı. "İkiz değiller." Ateş'in yüzündeki ifade dondu. "Ne?" "Üç bebek vardı." Koridordaki floresan lambalardan biri hafifçe titredi. Ateş'in bakışları boşluğa kaydı. "Üç..." Kelime ağzından çıkarken sanki kendisine ait değilmiş gibi duyuldu. Doktor başını ağır ağır salladı. "Üçüzler." Ateş'in gözleri doldu ama henüz tek bir damla bile düşmedi. "Üçü de..." Cümlesini tamamlayamadı. Doktor cevap vermeden önce kısa bir süre sustu. Sonra sesi iyice alçaldı. "Üçüncü bebeği kurtaramadık." Ateş'in parmakları yanındaki sandalyenin kenarına kenetlendi. Başını öne eğdi. Birkaç saniye boyunca hiç hareket etmedi. Sonra dudaklarının arasından belli belirsiz bir nefes çıktı. Üç bebek. Arya'nın içinde üç küçük hayat vardı. O ise iki bebeğin geleceğini düşünerek buraya gelmişti. Bir odada iki beşik hayal etmişti. İki küçük battaniye, iki isim, iki ayrı nefes... Şimdi ise o hayalin ortasında hiç yaşayamayacak bir çocuğun boşluğu vardı. Doktor uzaklaşırken Ateş hâlâ aynı yerde duruyordu. "Arya'ya söylemeyin," dedi birden. Doktor durdu ve arkasını döndü. "Ne?" Ateş başını kaldırdı. Gözleri kızarmıştı. "Henüz söylemeyin." Doktor birkaç saniye onu izledi. "Bunu sonsuza kadar saklayamazsın." Ateş cevap vermedi. Çünkü sonsuza kadar saklamayı düşünmüyordu. Yalnızca birkaç saat istiyordu. Belki bir gün. Arya gözlerini açtığında önce çocuklarını görebilsin, onların sesini duyabilsin, ellerini tutabilsin istiyordu. Gerçeği onun kucağı boşken söylemek istemiyordu. Fakat bazı sırlar bir kez insanın içine girdiğinde, çıkmak için doğru zamanı beklemiyordu. Arya birkaç saat sonra gözlerini açtığında odadaki perdelerin arasından soluk bir gün ışığı süzülüyordu. Başını çevirdiğinde Ateş'i gördü. Dudakları kurumuştu. Konuşmaya çalıştığında sesi neredeyse çıkmadı. "Bebekler..." Ateş sandalyesinden kalktı. "Buradalar." Arya'nın kaşları hafifçe gevşedi. "İkisi de?" Ateş'in eli cebindeki telefonun üzerine kapandı. Gözlerini Arya'dan kaçırmadan başını salladı. "İkisi de." Arya gözlerini kapattı. Dudaklarının kenarında küçücük bir gülümseme belirdi. O gülümseme Ateş'in göğsünü daha fazla sıkıştırdı. Çünkü Arya'nın yüzünde gördüğü huzur, kendisinin taşıdığı gerçeği daha ağır hâle getiriyordu.
Arya çocuklarını ilk kez kucağına aldığında elleri titriyordu. Hemşirelerden biri bebeği dikkatlice kollarına yerleştirdiğinde Arya birkaç saniye nefes almayı unuttu. Küçücük yüzüne baktı. Burnunun ucuna kadar yaklaşarak derin bir nefes aldı ve gözlerini kapattı. Bebeğin teninden gelen o hafif koku, içinde daha önce hiç bilmediği bir yere dokundu. "Merhaba," diye fısıldadı. Sesi titredi. "Ben annenim." Bebek gözlerini açmadı. Küçük parmakları hafifçe kıpırdadı. Arya işaret parmağını onun avucuna koyduğunda minik el parmağını kavradı. Arya'nın gözlerinden yaş süzüldü. "Beni tuttun." Gülümsedi. "Beni gerçekten tuttun." Birkaç dakika sonra ikinci bebeği kucağına aldığında aynı şey tekrar oldu. Arya iki bebeğini yan yana yatırdığında uzun süre onlara baktı. Sonra birinin yanağını, diğerinin alnını öptü. Ateş kapının yanında duruyordu. Arya başını kaldırıp ona baktığında gözlerinde çocukça bir mutluluk vardı. "Bak," dedi. "İkisi de burada." Ateş başını salladı. "Evet." Arya onun sesindeki kırılmayı fark etmedi. İlk haftalar birbirine karıştı. Gündüz mü gece mi olduğunu anlamadığı saatler oldu. Bir bebeğin ağlamasıyla yataktan kalkıyor, daha onu sakinleştirmeden diğerinin sesi duyuluyordu. Bazen mutfakta su ısıtırken birden diğer odadan gelen ağlamayla ocağın başından koşarak ayrılıyordu. Bazen saçlarını toplamaya bile fırsat bulamıyor, kucağında bebeğiyle koltuğun kenarına oturup birkaç dakika gözlerini kapatıyordu. Sonra küçük bir el yanağına değdiğinde gözlerini açıyordu. "Buradayım," diyordu. "Anne burada." Geceleri onları emzirirken odanın loş ışığında yüzlerine bakıyor, parmaklarını küçücük ellerinin üzerinde gezdiriyordu. Bir gece ikisini de yanına yatırmış, başlarını okşarken birden elini göğsünün üzerine koydu. Gözleri doldu. Neden ağladığını anlayamıyordu. Odanın içinde iki küçük nefes vardı ama Arya'nın göğsünde üçüncü bir boşluk hissi dolaşıyordu. Sanki kalbi bir şeyi arıyordu. "Neden böyle hissediyorum?" diye fısıldadı. Cevap veren olmadı. Ateş kapının dışında durmuştu. Arya'nın sesini duymuştu ama içeri girmedi. Elini kapı koluna koydu, birkaç saniye bekledi, sonra elini geri çekti. Gerçeği söylemek için ağzını açsa, kelimelerin odanın içindeki bütün havayı değiştireceğini biliyordu. O yüzden sustu. Arya'nın altı ayı böyle geçti. Lohusalığın ağır günleri yavaş yavaş geride kaldı ama uykusuzluk, yorgunluk ve zihninin içinde dolaşan o isimsiz eksiklik onun peşini bırakmadı. Bazen çocuklarını uyuturken ikisini yan yana yatırıyor, başlarını aynı hizaya getiriyor ve uzun uzun seyrediyordu. "Siz neden bana bazen yetmiyormuşsunuz gibi geliyor?" dediği bir gece oldu. Söylediği cümleden sonra kendi ağzını eliyle kapattı. "Hayır," diye fısıldadı. "Öyle demek istemedim." Çocuklardan biri hafifçe kıpırdadı. Arya hemen eğilip onu kucağına aldı. "Siz bana yetersiniz. Dünyadaki her şeyden fazlasınız." Gözyaşlarını yanağından sildi. Fakat içinde cevap bulamadığı bir soru büyümeye devam ediyordu. Ateş ise o sorunun cevabını biliyordu. Bir gece Arya uyurken odanın kapısında durdu. İçeride iki bebek uyuyordu. Ateş cebinden telefonunu çıkardı ve uzun süre ekranına baktı. Sonra ekranı kapattı. "Özür dilerim," diye fısıldadı. Kime söylediğini kendisi bile bilmiyordu. Belki Arya'ya, belki hiç kucağına alamadığı çocuğa, belki de kendisine.
Altıncı ayın sonunda Arya'nın hayatındaki sessizlik dayanılmaz hâle gelmeye başladı. O gün çocukları uyuttuktan sonra evin içinde bir süre dolaştı. Mutfakta yarım kalan bir biberon duruyordu. Masanın üzerinde küçük bir oyuncak vardı. Koltuğun kenarına atılmış minik bir battaniye vardı. Arya oyuncağı eline aldı. Birkaç saniye baktıktan sonra göğsüne bastırdı. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Sonra çocukların odasına girdi. İkisi de uyuyordu. Birinin battaniyesini düzeltti. Diğerinin alnındaki saçları kenara itt
Yorumlar
- Sevda: 😭😡
- Sevgi Bulut: siz sanırım bu bölümü bizi ağlatmak için yazmışsınız😭
- Sevgi Bulut: 😮👏😡
- Sevgi Bulut: 😭