Keşfet

AŞK Ve Taht

aşk ve taht

Ayın ve meşalelerin solgun ışığı, Konya Sarayı’nın kalın taş duvarlarına vururken, dışarıda Selçuklu’nun kudretini simgeleyen surların ardında Akdeniz’in zifiri karanlık suları sertçe kayalara çarpıyordu. İçeride ise zaman, aşk ile iktidarın kesiştiği o bıçak sırtı noktada donmuş gibiydi.

Geniş pencereli taş odada Melike Hüma Hatun, ellerini önünde bağlamış, Alanya’dan gelen son haberciye bakıyordu. Gözlerinde hem bir imparatorluğun ağırlığı hem de bir kadının sönmeyen ateşi vardı. Üzerindeki sedef işlemeli kaftan, sarayın ihtişamını yansıtıyor ama içindeki fırtınayı dindirmeye yetmiyordu.

Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı. Üstünde sefere çıkmış bir komutanın heybetini, omuzlarında ise tahtın tüm yükünü taşıyan Sultan Alaaddin Keykubat içeri girdi. Bakışları odadaki boğukluğu hemen sezdi; adımlarını Melike’ye doğru yöneltti.

"Yol yorgunluğunu üzerimden atamadan, gözlerindeki bu fırtınayı gördüm Hüma," dedi Alaaddin, sesindeki kalın ve vakur ton taş odada yankılanarak. "Alanya surları tamamlandı, Akdeniz limanlarımız donanmamıza kucak açtı. Fakat scheint o ki, asıl surlar bizim aramızda örülüyor."

Melike Hüma Hatun, başını hafifçe kaldırıp kocasının gözlerinin içine baktı. Öfkesi kılıçtan keskin, sevgisi ise bu sarayın duvarlarından daha kadimdi.

"Surlar taştan yapılır Sultanım, yıkılması kolaydır," dedi, sesi fısıltı gibi ama bıçak gibi keskin çıkarak. "Ya kalplere örülen surlar? Alanya’nın Akdeniz’e açılan limanları kadar serbest mi sandın bizi? Sen denizlerde zaferden zafere koşarken, ben bu sarayın taht odasında yalnızlığın saltanatını sürerim."

alaaddin Keykubat bir adım daha yaklaşarak elini Melike’nin omzuna koydu. Dokunuşu hem bir hükümdarın sahiplenişi hem de bir erkeğin sığınma arayışıydı.

"Biz bu tahtı kolay bulmadık, Hüma. Celaleddin sınırda sıkıştırıyor, Andreas Akdeniz’deki ticaret yollarımıza göz dikmiş durumda. Devletin bekası, kılıcımın keskinliğine bağlı. Fakat bil ki... Ne Alanya’nın sarp kayalıkları ne de bu sarayın ihtişamı, senin gözlerindeki bir damla yaşın kırıntısına bedeldir."

Melike, kocasının elinin sıcaklığını hissettiğinde içindeki buzlar yavaşça çözülmeye başladı. Ancak tahtın kadını olmanın verdiği gurur, hemen teslim olmasına izin vermedi.

"Sözlerin Akdeniz’in dalgaları gibi coşkulu, Alaaddin" dedi, hafifçe gülümseyerek ama gözlerindeki derinlik kaybolmadan. "Fakat unutma; dalgalar kayalara çarparak durulur. Ben bu sarayda sadece senin hünkârın değil, aynı zamanda tahtının temriyim. Beni göz ardı edemezsin."

Alaaddin Keykubat, kadının bu cesur ve mağrur tavrından duyduğu hayranlığı gizleyemedi. Onu kendine doğru çekip sarayın penceresine, Konya’nın uykudaki silüetine ve uzaktaki Akdeniz rüzgarlarını taşıyan karanlığa doğru baktı.

"İkimiz de bu tahtın kurbanıyız," diye fısıldadı Alaaddin, kulağına doğru. "Fakat bu oyunda aşkımız, Selçuklu’nun tuğundan daha güçlü olacak."

Yorumlar

  • Başak Kama: Aynen kanka bölümü yazınca ben de öyle düşünüyorum yazar olarak
  • Başak Kama: @sariyer_vil Kesinlikle öyle hissettiriyor kanka İyi okumalar
  • Vildan Sarıyer: alaaddin sahaya girince tüm ortam değişti gibi hissediliyor
  • Başak Kama: @ibrahim.ergin Vallahi bölümleri yavaş yavaş yayınlayacağım umarım okudukça beğenirsiniz arkadaşlar
  • İbrahim Ergin: saray içindeki yalnızlığı ve iktidar mücadelesini hissettim bu bölümde