Keşfet

AŞK ve taht

aşk ve taht

Konya Sarayı’nın loş, divanhanesinde sabahın ilk ışıkları pencerenin işlemeli demirlerinden içeri süzülürken, havada hem barut kokusu hem de saray entrikalarının keskin kokusu vardı. Melike Hüma Hatun, pencerenin kenarında durmuş, gözlerini Alanya’dan gelen taze bir ulakla konuşan muhafızlara dikmişti.

Kapı ardına kadar açıldı. Üzerinde zırhının izleri hâlâ duran Sultan Alaaddin Keykubat, yorgun ama mağrur adımlarla içeri girdi. Gözleri doğrudan odadaki kadını aradı.

"Alanya surlarındaki son gedikler de kapatıldı, Hüma," dedi Alaeddin, kılıcını masaya bırakırken. "Akdeniz limanlarımız artık sadece bizim tüccarlarımıza değil, tüm Akdeniz'in ticaret damarlarına yön veriyor. Fakat sarayın içi, dışarıdaki zaferlerimizden çok daha tehlikeli görünüyor."

Melike Hüma Hatun, başını yavaşça kocasının olduğu yöne çevirdi. Yüzünde hem bir tebessüm hem de ketum bir ifade vardı.

"Dışarıda surlar taştan olur Sultanım, ordularla korursun," dedi, odanın içinde sakin ama otoriter adımlarla yürüyerek. "Ya sarayın içine sızan gölgeler? Andreas’ın Akdeniz’deki korsanları limanlarımızı tehdit ederken, sarayda kimin dost kimin düşman olduğu birbirine karışıktır. Nurcihan’ın fısıltıları divana kadar ulaştı bile."

Alaaddin Keykubat, karısının bu keskin uyarısı karşısında kaşlarını çatıp bir adım öne çıktı. Sesindeki ton sertleşmişti.

"Nurcihan’ın ya da bir başkasının fısıltıları, benim kılıcımın keskinliğinden öteye geçemez. Fakat senin bu güvensizliğin, en az dışarıdaki düşmanlar kadar beni yaralıyor."

Melike, kocasının tam önünde durdu. Aralarındaki mesafe azaldıkça, ikisinin de gözlerindeki tutku ve iktidar hırsı bir kez daha çarpışıyordu.

"Güvensizlik değil benimkisi, ihtiyat!" dedi Melike, sesi biraz daha yükselerek. "Ben bu tahtın sadece kadını değil, aynı zamanda bekçisiyim. Sen Akdeniz’in dalgalarında fırtınalarla boğuşurken, ben bu sarayın duvarları arasında senin arkanı kolluyorum. Bizim aşkımız sıradan bir hânedan sevdası olamaz, Alaaddin; bizim aşkımız devletin ta kendisidir."

Alaaddin Keykubat, kadının bu kararlı duruşu karşısında derin bir nefes aldı. İçindeki tüm öfke yerini derin bir hayranlığa ve sahiplenmeye bıraktı. Ellerini Melike’nin omuzlarına koydu, gözlerinin içine bizzat hânedanın kaderini kazır gibi baktı.

"Haklısın," dedi kısık ve kararlı bir sesle. "Akdeniz limanları bizim denizlere açılan kapımız olabilir, Alanya surları göğsümüzü kabartabilir... Fakat bu tahtın ve bu kalbin tek hakimi sensin Hüma. Celaleddin sınırda ne planlarsa planlasın, Andreas hangi korsanı gönderirse göndersin, bil ki bu sarayda bizim hükmümüzden başka bir hüküm geçmeyecektir."

Melike Hüma Hatun, kocasının bu sözleriyle birlikte içindeki bütün şüpheleri bir kenara bıraktı; başını onun omzuna yaslarken, Selçuklu’nun kaderini omuzlayan iki yürek bir kez daha aynı ritimle atmaya başladı.

Yorumlar

  • Başak Kama: @asli.ekmekci Kanka zaten Melike hep kararlıydı
  • Aslı Ekmekçi: Melikenin kararlılığına bayıldım