Keşfet

dokuz; telaşlandım senin için, o gün de çokça aptaldım.

Aşkın Ritmi

"Selim bey, bir bakar mısınız?"

"Geliyorum hemen."

Sabahtan beri arıyordu Ahu, kumral saçlı genci. Bir türlü bulamadığı için huysuz ve mutsuzdu.

"Buyurun Ahu hanım."

"Alp bey'i gördünüz mü acaba?"

"Hayır. Ben de merak edip aradım, bir - iki saat önce. Bu gün gelemeyeceğini, yorgunluğu hâlâ atlatamadığını söyledi. Sesi biraz da hasta gibi geliyordu. Yanına gelebileceğimi söyledim ama, kabul etmedi."

"Ah anladım. Teşekkür ederim."

"Rica ederim."

Ahu gayet sakindi.. En azından dışarıdan öyle görünüyordu.

"Ahu hanım, nereye böyle aceleyle."

"Çok acele bir işim var, hemen gitmem gerek. Kusura bakmayın."

Tamam, belki dışarıdan da pek sakin gibi görünmüyordu. Ama, en azından içindeki fırtına, dışında da kopmamıştı.

Hızla yürüyordu Ahu güzel. Gerçekten de hasta sanıyordu sevdiğini. Bilmiyordu ki; Selim'in tiki aklını.

Mercan gözlü, önüne geldiği apartmanı süzüyordu. Buraya kadar gelmişti fakat, hangi daire Alp'in di?.

"Evladım, ne dikiliyorsun orada iki saattir."

"Merhaba teyzeciğim, Alp diye bir beyefendi var mı bu apartmanda."

"Var yavrum. Dördüncü katta oturuyor. Sen nesi oluyorsun?"

"Ben kurstan bir arkadaşıyım. Çok teşekkür ederim teyzeciğim."

"Rica ederim evladım."

Tam kapıda durmuş, apartmanın kapısını nasıl açacağını düşünürken, bir kız çocuğu açtı kapıyı, dışarı çıkmak için.

"Merhaba tatlım. Bir şey sorabilir miyim?"

Kafa salladı küçük kız.

"Bu apartmanda Alp diye bir abi varmış. Sen biliyor musun?"

Yine kafa salladı küçük kız.

"Bana oturduğu evin numarasını söyleyebilir misin?"

"Dördüncü katta, koridorun sonunda oturuyor."

"Teşekkür ederim küçük hanım."

"Rica ederim."

Küçük kız güldü ve uzaklaştı oradan. Ahu da hızla yukarı çıkmaya başladı.

Sanki her bir basamak çıktığında, kalbi biraz daha daralıyordu. Ya söyleyeceklerinden ötürüydü bu daralma. Ya da korkusundan.

Hani demişti ya Alp geçen gün; 'Kolay olmadı telaşa kapılmak, çünkü bir sürü sancı girdi kalbime.'  aynısını yaşıyordu şimdi Ahu güzel. Kalbine, hiç olmadığı kadar sancı girmişti.

En sonunda gelebildi Ahu güzel, yuvası olan adamın yuvasına.

Kendini duyurmaktan korkar gibi tıklattı kapıyı. Duymadığını sanıyordu mercan gözlü. Oysa duymuştu kumral genç. Ama, kim geldiyse gitsin istiyor ses çıkarmıyordu. Bitik durumdaydı. Cansızdı, kansızdı.

Ahu bu sefer biraz daha sert tıklattı kapıyı. Açmasını istiyordu. Çok şey vardı söylemek istediği. Açsın ki; tekrar korkaklaşmadan söyleyebilsin kalbindekileri.

Bir daha tıklattı kapıyı. Ve bir daha. Ağlamasına ramak kalmıştı. Gözleri dolmuş, yüreği taşmıştı.

Son bir kez tıklattı kapıyı, sanki bütün gücünü almışlar gibi.

Kendinin bile zor duyduğu bir sesle fısıldadı. "Aç artık, lütfen."

Kumral genç duymasa da, açtı kapıyı. Kimdi ki bu, ısrarla kapısına vuruyordu.

"A-Ahu hanım."

Ahu, bir kaç günlük boşluğun, ve karşısında bitkin ve bitik duran kumral saçlı adamın yüreğine verdiği ağırlık ile akıtmaya başladı yavaşça yaşlarını. Her yaş bir hüzün tanesiydi. Her yaş bir boşluk hissiydi.

"İçeri geçin. Lütfen."

Kafasını kaldırdı Ahu, yavaşça. Kafasını eğmiş aşşağı bakan bir Alp gördü. Bakmıyordu ona, ya utancından, -ki utanacak bir şey yapmamıştı.- ya da, ettiği yeminden ötürüydü.

Alp kenarı çekildiğinde, Ahu girdi yavaşça içeri. Kumral genç de kapıyı kapattı.

"Buyurun, ilerleyin. Sağdaki kapı salon."

Ahu önde, Alp arkada geçtiler oturma odasına. Şimdi biraz daha sakinleşmişti Ahu güzel.

"E-e şey. Bu gün gelmediniz, ve Selim bey de hasta olduğunuzu söyledi."

"Hayır, ben hasta değilim. Sadece biraz yorgunum hâlâ."

Kafasını kaldırıp bir saniye bile bakmıyordu Alp, Ahu güzeline. Önceden bakmaya doymadığı o mercan gözler, şimdi siyah gibiydi her yer. Çünkü bakmıyordu güzeline. Bakamıyordu.

"Selim bey her halde yanlış anladı."

"Olabilir."

"Alp, bey."

"Evet?"

'Hadi kızım. Korkak olma bu kadar.' dedi içinden kendine.

"Demiştiniz ya hani; 'Beni sevdiğiniz kadar güvenin sözlerime.' diye. İnanın, sizi ne kadar sevdiğimi ben bile bilmiyorum. Evet siz bunca zamana kadar korkaktınız. Fakat, ben çok mu cesurdum sanki. Sizin de söyleyemediğiniz duyguların hepsini, ben de size besliyordum. Siz beni her gün, bıkmadan, yılmadan, gizli gizli izlerken. Ben de sizin için her gün, bıkmadan, yılmadan, dans ediyordum. Deli değilim ya hoş, boş yere neden hep kendimi yorayım.. Benim, teni kumral, saçı kumral yuvam, ikimiz de yapmışız bir şeyler, birbirimiz için, ikimiz de birbirimiz için, bir şeylerden ödün vermişiz."

Alp şaşmıştı. Neydi bu şimdi? O gün susmuştu da, şimdi mi konuşuyordu?

"Ahu hanım,-"

"Lütfen dinleyin. Zor topladım zaten cesaretimi.. Alp, ben o gün veremedim cevap. Çünkü, şok oldum, konuşmayı unuttum. Çok aptaldım. Seni üzdüm, kırdım. Sana koştum bu gün, bütün kırıkların üzerinden geçtim. Umrumda olmadı ayağıma batan kırık parçalar. Kolay olmadı sana gelmek, kalbime çokça sancı girdi, ayaklarım geride kanlı bir iz bıraktı Bilmesem de sevdim seni, dayandım senin gibi. Şimdi sıra bana geldi.. Beni sevdiğin kadar güvenir misin sözlerime?"

Kevser

Yorumlar

  • Efe Hendek: Bu kadar sessiz olmak zorundamısın alp?
  • Ayla Malkoç: Ses çıkarmalısın şimdi
  • Kırık Cümleler: ahu hemen girmeliydin içeri bir an bile durma artık
  • Kadir karasu: Kendine gel ahu içindeki fırtınayı kontrol et daha fazla kızmamalısın