iki; en güzel şarkılar saklı mırıltılarında.
Hava, yaz ayının son sıcaklarını taşıyordu içinde. Bir melankoli havası oluşmuştu, fakat, ürpertmiyor ya da üzmüyordu bu hava insanı. Tam da dışarı çıkıp, Issız bir alanda, şarkılar söyleyip, dans edilecek bir havaydı.
Genç adam da tam olarak bunu yapıyordu şimdi. Issız bir harabe yolda, elinde tuttuğu telefondan yükselen müzik sesine uyarak, şarkı söyleyip, dans ederek, yavaşça ilerliyordu. Yolun kenarlarındaki evlerin, neredeyse hepsi harabeye dönmüştü. Buna, havanın karanlık ve serin olması da ekleniyordu, lakin, bu ürpertici gerçekler genç adamın hiç umurunda değildi.
Akşam vakti, erkenden, saat dokuz civarı uyumuş, ve uykusunu yeterince aldığı için rahatsız olup uyanmıştı genç adam. Uyandığında, hava hafif çiseliyordu, ve bu havayı kaçırmak istememişti Alp. Saat gecenin dördü olmasını umursamadan çıkmıştı dışarıya. Bu kimsesiz, eğlencesiz, üzgün sokağa girip, sesi ile, dansları ile, neşe saçmak istemiş, ve yapmıştı.
Belki dışardan gören bir insan onu deli sanabilirdi. Fakat, bu, genç adamın zerre umrunda değildi. Sadece eğleniyor, eğlenmeyi biliyordu. Artık, eskide olduğu gibi, 'Tek başına mutlu olamazsın, yalnızken eğlenemezsin, v.b' düşüncelere kapılmıyordu. O, bazı şeylerin farkına varıp, büyümeyi öğrendiği zaman anlamıştı, sadece mutlu olmak için çabalamayı. Ve mutlu olmak için çabalayan bir insan, mutluluğunu kıskanan, mutlu olmak için, gecenin bu saatinde yaptığı hareketleri yargılayan insanları asla umursamazdı. Alp de aynen böyle yapıyordu.
Bu gün pratik dersi yoktu genç adamın, bu yüzden özlem duyduğunu hissetti, Ahu güzele. Ve kendini istemsizce onun evine doğru yürürken buldu. Yaklaşık bir haftadır, Ahu hanımın sınıfında eğitim görüyordu, ve bu süre zarfında edindiği arkadaşlardan öğrenmişti adresini. Onların nereden bildiğini sorgulamak istese de, o heyecanla soramamıştı.
Ahu güzelin yaşadığı sokağa girdiğinde, yolda, ahenkle dans eden, naif hanımı gördü Alp. Kalbi, onu gördüğü an bir atmıştı ki, durduğunu sandı bir an. Ahu güzeli izledikçe, yanıldığını hissetti, kalbi böylesine hızlı, böylesine sert atarken, durma ihtimali göz önünde bulundurulamazdı.
Serin havanın verdiği, o anlamsız cesaretle, adım attı mercan gözlü'ye doğru. Yaklaştıkça, mırıltıya benzer bir şekilde söylenen şarkıyı duydu genç adam. Bir ürperti kapladı bedenini, bir kaç saniyeliğine. Onu daha fark etmemiş olan Ahu güzelden çekti gözlerini, gökyüzüne çevirdi ve kapattı göz kapaklarını. Elleri paltosunun ceplerinde, yüzü göğe dönük, gözleri kapalı bir şekilde dinledi huzurunu, huzur bulduğunu.
En sonunda, mırıltılar yavaşça durdu, hareket sesleri kesildi. Hafifçe gülümsedi genç adam, anladı Ahu güzelin onu fark ettiğini. Yavaşça açtı gözlerini ve güzelim mercan gözlere dikti. O sırada, mırıltılarla duyduğu sesi, tam bir şekilde duymanın heyecanı ile titredi hafiften.
"Ah, Alp bey¿"
"Selamlar, Ahu hanım. Havanın güzelliğini görüp çıktım dışarı, ayaklarım nereye götürürse oraya giderken rastladım size. Zarif dansınızın ve hoş mırıltınızın büyüsüne kapılıp, dalmışım. Sizi endişelendirdiysem özür dilerim."
"Hayır, hayır. Endişelendirmekten ziyade, düşündürdünüz beni."
"Anladım. Eğer sormak istediğiniz bir şey varsa, lütfen sorun."
"Peki... Bu melankolik ve hoş havada, benimle, ahenk ile süzülüp, hoş mırıltılar eşliğinde, dans eder misiniz?"
İşte şimdi sorguluyordu genç adam, kalbinin atıp atmadığını. Ahu güzelin, o, aşık olunası mercan gözleri, öyle bir bakıyordu ki kumral saçlı gence, genç adam sağ elini kaldırıp kalbine götürdüğünü bile hissetmemişti.
"Tabiki. Buyrun." dedi kumral saçlı genç, ve sıkıca kenetlediler ellerini birbirlerine. Kendilerini sadece, havanın ve mırıltılarının hoş büyüsüne bırakmışlardı.
Belki, iki genç de, ilk defa kalplerini yoklamıştı o gece...
Kevser
Yorumlar
- ..: Ahu Güzel? sen aşık mı oluyorsun yoksa