sekiz; yenilerini yetiştirmek seninle, tüm ümitlerin.
Donup kalmıştı Ahu güzel. Ne diyecekti bu güzel sözlerin üzerine. Nasıl cevap verecekti?
Konuşmayı unuttu sanki mercan gözlü. Alp ise, sustu sadece, bir cevap bekledi. Bir tepki, hatta ona kızmasını bile bekledi. Ama ne bir cevap geldi, ne de her hangi bir tepki.
"K-kusura bakmayın Ahu hanım. Haddimi aştım, üzgünüm. Söz veririm ki; rahatsız etmem, bakmam bile size. Tekrardan özür dilerim." dedi kumral genç.
Ahu, hoşlandığı, belki de daha fazlasını hissettiği kişiden böyle cümleler beklemediği için şoktaydı. Ama kumral saçlı nereden bilebilirdi ki Ahu güzelin hislerini. Onun cevap vermeyişini, olumsuz olarak anladı Alp. Ve, özür dileyip uzaklaştı oradan.
Bu sefer, arkada enkaz olan Ahu olmuştu. Alp yıkılmıştı, yuvası yıkılmıştı. O yuvada büyüyen, o yuvayı besleyen, o yuvada gerekli olan bütün ümitler yıkılmıştı şimdi. Altında kalmıştı, tüm bu yıkıntıların.
Eğer cevap verebilseydi Ahu. O yuvaya tek girip, iki kişi çıkabilirlerdi..
Ahu hissediyordu bir şeyler zaten. Daha, kendisini gizlice izlemeye başladığı günlerden beri biliyordu Alp'i. Ahu'nun kendisini görmediğini sanıp, gözlerini parıldatarak izliyordu. Büyülenmiş gibi.
Ahu da deli değildi hoş. Her gün, her gün, pratik yapacağını bile bile neden erkenden dans etmeye başlasın. Alp'i ilk gördüğünde, katılacağı yarışma için kendini daha çok geliştirmeye çalışıyor, öğrencilerinden erken gelip, rahatça salınıyordu.
Onu gördü, hatta aynadan bir kaç saniye baktı bile ona. Ama, Alp o kadar büyülenmişti ki; anlamamıştı, o güzel gözlerin odağının kendisi olduğunu.
Ahu biliyordu. Alp'in, kendisine karşı bir ilgi beslediğini biliyordu. Ama bu ilginin, güzel dans edişine olduğunu sanmıştı hep. Şok olmasının sebebi de buydu ya.
'Demek ki; olmuyormuş öyle susmakla.' dedi içinden Ahu. Şimdi sıra ondaydı. Belki solmuş çiçekleri yeşertemezdi ama, yenilerini yetiştirebilirlerdi.
Kevser