yedi; yıldızlar yok bu gece, birsi bakmış sevdiğine.
Sergi bitmiş, ve altı genç de sabahtan beri var olan tedirginliğin yok olması ile, yorgunluklarını atlatmak için çimenlere oturmuştular, gurupça.
Dinlenme çabasındayken, hafif alayla birbirlerine laflar atıyor, kızdırıp, kahkahalara boğuluyorlardı. Gayet keyifli geçiyordu günleri.
Şanslıydı Alp. Bu yoğun, eğlenceli konuşmalarda, onun durgunluğunu fark etmedikleri için.
Bu günlerde kafası hep aynı şeyden dolayı dağınıktı. Sanki sevdiğine karşı, her bir kelime söylediğinde, hata yapıyormuş gibi hissediyordu. Çünkü, söylediği kelimeler, kurduğu cümleler, Ahu güzele sevgisini açıklamak için değil, boş şeyler için çıkıyordu ağzından, ona göre.
Bilseydi, eğer Ahu'nun düşündüklerini bilseydi. Bir saniye durmazdı oturduğu yerde.
"Alp, neden böyle durgunsun?" diye sordu, beş kişinin arasından onu tek fark eden Irmak.
"Sadece, biraz yoruldum, o yüzden. Bir sorun yok yani." dedi Alp de, kibarca gülerek.
Irmak, elini kumral saçlının omzuna koydu hafifçe. Aynı kibarlıkla gülerek konuştu ardından. "Eğer bir sıkıntın varsa, her zaman seni dinlerim."
"Teşekkür ederim." Gülümsedi yine Alp.
"Alp bey! Bir bakar mısınız?"
"Tabiki.. İyi günler Irmak hanım."
Az önce o, solgun gözlü adam, bir anda ışıldatmıştı gözlerini. Gören derdi ki; "Yıldızları çalmış, sırf ona layık şekilde bakabilmek için." Selim demişti bunu içinden, anlamıştı bu deli oğlanın aniden ışıldama sebebini.
Kumral genç, geldiği arka bahçede, onu bekleyen Ahu güzele doğru ilerledi.
"Buyurun Ahu hanım."
"Tebrik ederim sizi. Çok iyiydiniz."
"Sağ olun. Bu sözlerinizin benim için ne kadar kıymetli olduğunu bilemezsiniz."
"Siz de öyle.. Yani, benim için sizin sözleriniz de çok kıymetli."
Az önce telaşlanmış mıydı o¿ Yoksa sadece Alp ve bize mi öyle geliyordu¿
"Ahu hanım.."
"Efendim?"
"Bilmem bilir misiniz ama, bir söz vardır. 'Kolay kolay telaşlanmaz insan. Ya korkar, ya heyecanlanır. Belki ikisinin de ortasında. Sever insan, biraz da aptallaşır.' "
"A-anlamadım."
"Diyorum ki; Ben biraz aptalım. Heyecanlıyım, çokça da korkaktım bu zamana kadar. Şimdi hazır ümidim varken, ve size söylemediğim her saniye, suç işlemekten bunalmışken, rahatça söyleyeyim.."
Bir adım attı kumral genç, sanki böyle yakın konuşmazsa, Dünyası duymayacakmış gibi.
"Ben ilk defa, sende telaşlandım bu kadar. Aptallaştım. Dediğim gibi, kolay olmadı telaşa kapılmak, çünkü bir sürü sancı girdi kalbime. Seni gördüğüm o ilk gün, yolda giderken birine çarptım. Çok dalgın, bir o kadar da aptaldım. 'Özür dilerim..' dedim. Sonra anlamsızca, 'Kalbinize hiç sancı giriyor mu acaba?' diye sordum çarptığım kişiye. Adam büyük ihtimalle beni deli sandı. Bilmeden delirmeme ramak kaldığını. O derece büyülüydün benim için, o derece sihirlisin benim için. Benim dönüm noktam sensin Ahu güzelim. Sen benim bütün saçmalıklarım, benim bütün iyiliklerim, iyikilerimsin. İlk sevdiğim, tek telâşemsin.. Şimdi sıra sende mercan gözlü güzelim. Beni sevdiğin kadar güvenmeni isterim sözlerime..."
Kevser