1.bölüm
"koş! Koşun! Durmak yok! Hadi!" Nefes nefese konuştum, kızlarla el ele tutuşmuş bir şekilde durmadan koştuk ve bir evin arkasına geçip duvara sindik, peşimizden polisler geliyordu.
"Jennie, Lisa ve rose bu yaptıklarımız aramızda kalacak! Eğer birilerine derseniz hiç iyi şeyler olmaz!" Jisooya sinirli baktım.
"Bizi bu işe bulaştıran kişi sonunda konuşabildi!! Banka soygunu yaparken neden suspus bir şekilde paraları aldın!"
"Jennie! Fazla oluyorsun!" Lisa anında aramıza girdi. "Yeter! Kendinize gelin! Şuan aranan bir suçlu dörtlü olarak napıcaz!? Bunu düşünün!" Lisaya baktım haklıydı.
"Paraları dört'e bölcez lisa, tabi jisoo tüm paralara el koymayacaksa!" Dişlerimi sıkarak tıslarcasına konuştum.
"Yeter! Gerçekten! Hep kavga ediyoruz! Jisoo unnie, hadi paraları bölüşüm gidelim burdan" rosé konuştuğunda jisoo ona baktı. "Tamam" dedi ve çantayı açtı teker teker paraları çıkardığında tüm parayı bölüştük ve kendi sırt çantalarımıza koyup ikişer halinde dağıldık.
*******
Aradan tam 4 yıl geçti ve bu 4 yılda çok şey değişti ben rosé ile o gece soygundan sonra kızlarla yollarımı ayırmıştım ve rosé benimle birlikte aynı semte taşınmıştı ama farklı evlerde kalıyorduk tabiki. Jisoo ve Lisa nasıl ne yapıyorlar hiç bilmiyorduk, yada ben bilmiyordum çünkü rosé hacker olduğu gibi puz patencisiydi ve en iyisiydi. Rosé zengin olsa bile normal sıradan görünmeyi ve öyle yaşamaya alışmış birisiydi çok sadelikten yanaydı kendisi ve buda iyiydi onun adına elbette.
Bende kendi yaşantıma renk katıyordum, bir evcil hayvanım bile vardı ve köpekti adıda kuma'idi çok sevimliydi. Annem ve babamın ailecek çekindiğimiz son fotoğrafı çerçeve yaptırmıştım ve onu evin en iyi köşesine asmıştım, ailem beni pek önemsemezdi babam sürekli para yiyen aç gözlü adamın birisiydi ve beni asla sevmemişti bana nefretle bakardı hep.
Annemse oda hiç sevgi görmemiş birisiydi babamdan bile daha çok nefret görendi o ve bunların hiç birini hak etmiyordu annem ama yinede bana az da olsa elinden geldiğince sevgi göstermeye çalışmıştı annem, annem doğuştan dilsizdi bende çevremden destek alarak işaret dili sayesinde annemle konuşabiliyordum.
Ama şimdi o benden uzakta ve en son öğrendiklerime göre babam onu huzur evine kapattırmış ve annemle boşanmış şimdi evleneceğinin haberi geliyordu bana, Ama ben o düğüne asla gitmezdim.
Balkona çıktım biraz hava almak için ve balkondaki sandalyeye oturdum. Hava serindi ve ılık esiyordu. "Keşke herşey daha farklı olabilseydi..." Dedim kendi kendime.
Gözümden bir damla yaş aktı onu da silmedim. Zaten babam annemi hep aldatır dururdu bunuda bizim gözümüzün önünde yapardı vicdan yoktu onda.
Gözlerimi kapatıp derin nefes alıp verdim sürekli, "neden herşey bu kadar zor" sessiz ağlamam artık sesli ağlamama dönmüştü.
"İyiler neden hep acı çeken olmak zorunda!? Niye! Neden!?" Omzumda bir el hissettiğim anda korkup geri çekildim.
"Korkma, benim." Rosé konuştuğunda şaşkınca yüzüne baktım o sadece hafif gülümsüyordu bana. "Şey, seni aradım ama cevap vermeyince endişe edip geldim zaten bana evin yedek anahtarını vermiştin, Unuttun mu yoksa?" Bir ohladım sonra sarıldım ona oda biraz durdu ama ardından bana kollarını sardı.
*****
"Akşam akşam yemek yemek için bu lokantaya gelmemize hala inanamıyorum! Sen iyisin değil mi? Yani bir ateşin falan yok, değil mi jennie unnie?" Gözlerimi devirip masanın altından ayağına vurdum.
"Elbette! Hem uzun zamandır gelmiyordum buraya şimdi gelmemiz iyi oldu hem senin adına da değişiklik oldu böylece" dedim ona göz kırptım.
"Aman! Hatırlatma! Utanç verici o günden sonra asla buraya adım atmak istememiştim" ve kahkaha attım.
"Ama senin hatan yoktu ki rosé. Hepsi lisa yüzündendi" dedim oda sinirli sinirli tabağına baktı.
"Lisadan bahsetmesek mi?" Rosé'in sesi çatallanmıştı bende boğazımı temizleyip konuştum.
"Tamam, başka birşeyden konuşuruz bizde" dedim ona gülümseyerek oda bana baktı tekrar ve sanki rahatlamış gibi gülümsedi.
****
Rosé kendi evine gitmişti bende dışarıda biraz daha dolanmak istemiştim, limana gitmiştim orda elbette bir teknem yoktu ama kayalıklarda oturmak bana huzur veriyordu. Yine kayalıklara oturdum serin rüzgarla saçım dalgalanırken yıldızları izledim.
"Keşke... Keşke tekrar bir araya gelsek ama imkansız gibi duruyor." Sağ elimi yumruk yaptım, sıktım elimi.
4 yıl önce jisoo ağır laflarda bulunmuştu annem hakkında öyle ağır laflar etmişti ki kalbim kırılmıştı, bende onunla kavga etmiştim ve o günden bu güne aramızda mesafe ve duvar vardı o duvarı kendim ördüm sürekli jisoo benden özür dilemek adına her yolu denese bile artık geri dönüşü olmayacak hatalar yaptığı için onu bu kez asla affetmezdim.
Lisa bile onu destekleyip rosé ve bana ağır sözler söylediğinden onunla bile aramızda artık duvar vardı. Rosé hassas birisiydi ve Lisa onun zayıf noktasını bildiği için en sağlam yerinden vurmuştu onu yani ağır sözler söylemişti hemde rosé'nin hakketmeyeceği şekilde ve rosé bu kez değişmişti artık herkesin saf kalpli olan bir kız olmayacaktı ama benim yanımda elbette benim tanıdığım rosé olmaya devam edecekti.
Şimdi günümüze dönersek eğer ben halen kayalıklarda oturmuş hem denizin dalgalarını hemde yıldızları izlemekle meşgulken telefon çaldı, sol elimde tuttuğum telefonun ekranına baktım arayan özel numaraydı ve jisoo dedim içimden çünkü hep özelden arayıp dururdu kendisi. Telefonu hepten kapattım bu kez ve biraz daha oturmaya devam ettim.
Bir zaman sonra üşüdüm ve kayalıklardan uzaklaşmak adına ayağa kalkıp üzerimi çırptım ve dikkatle yürüdüm sonra eve girdim, ışıkları açtığımda evimin halini böyle görmeyi beklemezdim doğrusu eve adım attığım anda donup kaldım yerimde.
Eve hırsız girmişti sanki yada başka birisi ve tüm eşyaları kırıp dökmüş koltukları paramparça etmişti yada etmişlerdi.
Biraz yavaştan yürüdüm ve salonun tam ortasında durduğumda küçük bir çerçeve yere düşmüştü onu dikkatle aldım yerden, çevreye baktım ailemle son kez çekildiğim fotoğrafımdı ve kızlarla o gün çok mutlu olduğum bir anımdı elimde tuttuğum fotoğraf, gözlerimin yaşadığını fark ettiğimde hemen toparlandım ve fotoğrafı üzeri yırtık olan kanapenin üzerine attım ve tam o sırada arkamdan birisi hızla geldi ve kafama sert birşeyle vurdu.
Olduğum yere düştüğümde neye uğradığımı sorgular gibi başımı tuttum ve yavaşça beni vurana baktım, yüzünde kar maskesi vardı ve ellerinde siyah deri eldivenler vardı kafamada elinde sıkı tuttuğu beyzbol sopası vardı. Yavaşça ayağa kalkıp gözlerine baktım ve başka bir adam hatta üç adam daha gelmişti.
"Siz...siz kimsiniz!?" Bir yandan kafamı tutarken bir yandan sinirle bakıyordum adamlara.
"Biz kimmiyiz? Bir misafir, sende kabul edersen tabi" dediği anda bana saldırıya geçti bende hızla geriye çekildim ve ona tekme attım, adam anında dengesini sağlayamadan yeri boyladı.
Diğer iki adamda önce birbirine baktı sonra kafa salladılar ve aynı anda bana bakıp saldırıya geçtiler diğer ayakta dikilen adam yani beni vuran adam kenara çekilip alay eder gibi izledi olan biteni. O diğer bana doğru gelen iki adama karşı yanıma baktım ve sehpayı aldığım gibi kısa boylu adamın kafasına indirdim, ve ona da yumruk attım tam sağ gözüne vurdum ama elimde kırılmıştı galiba. Kısa boylu olan yere sırt üstü düşüp olduğu gibi kaldı sanırım bayıldı. Diğer uzun boylu adam yere düşene aval aval baktı sonra bana baktı ve yine yerdeki kişiye baktı ardından ağzının içinde birşeyler geveledi ve tam bana bir atakta Bulancakken ben onun elini tuttuğum gibi üzerine tırmanıp boynunu dizlerimin arasına sıkıştırıp adamı çevirip yere serdim ve yüzüne tekme attım anında bayıldı.
Diğer adamsa beni ayakta alkışladı ve ona sinirli baktım tekrar. "Neye alkış tuttun sen? Merak etme sıra sanada geliyor" dedim nefes nefese ama o durdu ve bana biraz uzun uzun baktı.
"Ciddi misin? Jennie beni hala tanıyamadın mı?" Dedi bende daha çok kaşlarımı çattım ve ona yaklaşıp durdum. "Ben seni nerden tanıyabilirim acaba!? Siz kimsiniz ve neden evimdesizin!?"
Önce evin içine bakar gibi gözlerini gezdirdi ve tekrar bana baktı