2.BÖLÜM
Birkaç saniye öylece durduk, o kıpırdamadan bana bakıyordu ben ona… Gözlerini gözlerimden hiç ayırmadan sadece bakıyordu. Gözümü çekemiyordum… O da çekmiyordu... Kalbim durdu, zaman durdu, etraf durdu, sesler sustu.
Sanki bir ses yankılanmaya başladı kulaklarımda,
‘Sen o sun, O sensin…’
“ Öhhö!” dedi Aylin derin bir öksürme sesiyle. İkimizde irkilip Aylin’e doğru döndük.
“ Ben bir iki top çilekli dondurma istiyorum.” Dediğinde garson afallamış bir şekilde elindeki kağıda yazmaya başladı.
“ Bende sade bir kahve alabilir miyim?” dediğinde Ela kalbim yerinden çıkacak gibi oldu çünkü bana sıra geliyordu ve konuşma yetimi sanki kaybetmiştim… Ela’nın siparişini de yazdıktan sonra başını kaldırıp bana baktı. Elim ayağım titriyordu, sanki bir elektrik akımı bir anda bana çarpmıştı ve bedenimde ki karıncalanmalara engel olamıyordum.
“ Çay.” Diyebildim sadece… Hiç cevap vermeden elinde ki kağıda çayı yazdığı sırada Aylin birden;
“ Ay limonlu dondurma var mı ya? Varsa limonlu alırım. Ay ya da ikisinden… Ya da yok bir tanesi… ” diyerek gevşek gevşek karar vermeye çalıştı ama bunları o kadar ağır hareketler ve gevşek tavırlarla yapıyordu ki onun yerine utancımdan yerin dibine girmiştim.
“Tamam ikisini de söyle Aylin hadi.” Dedi Ela hafifçe ciddi bir tavırla.
“Ay ama mangolu da istedim sanki…” dediğinde Aylin, garson devreye girdi.
“ Sana hepsinden getiriyim hepsini ye bitsin artık bu durum.” Üstümde ki uyuşukluğun yarısı kendini sinir hissine bırakmıştı.
“ Pardon?” dedim iki kaşımı hafif çatmış bir halde garsona bakarak.
“ Aynen tamam ikisinden olsun.” Dedi Aylin.
“ Kim buranın sahibi?” dedim kendimden emin bir şekilde.
Yıllardır bu kafeye geliyorduk ve buranın yeni sahiplerini tanımak istiyordum. Garsonları böyleyse sahipleri de aynı bu şekilde ukala mı bilmem gerekirdi. Ona göre artık buraya gelip gelmemeye karar verecektim.
“ Biziz buranın sahibi.” Dedi garson, o da kendinden emin bir şekilde.
“Sen” dedim, bilerek yaptığı hayvanlığı anlaması için… Ona onun diliyle yaklaşıyordum.
“ Sen tek sahibimi misin? Başkaları da var mı?”
“ Ortaklarım var da hayırdır ne bu sorgu sual?” kaşları çatılmıştı.
“Biz yıllardır buradayız da, yeni gelenler kimmiş neymiş bir bilelim istedim.” Dedim kibirli bakışlarımla.
“ Artık biziz buraların sahibi… Başka sipariş yoksa…” dediğinde,
“ Yok.” Dedim sert bir üslupla.
Garson yanımızdan ayrıldığı anda Aylin’e dönüp, “ kızım sen geriz akalı mısın bu nasıl üslup? Bir de hala gevşek gevşek cevap veriyorsun.” Diye yükseldim. Aylin’i seviyordum hem de çok seviyordum ama bu şekilde ki gevşek tavırları ve kendine saygısızlık yaptırması beni oldum olası deliye döndürürdü.
“ Aman ne olacak abartma.” Dediğinde bir yandan sakızını da çiğnemeye devam edince iyice sinirlenmiştim.
“ Abartma mı? Oldu ya barzonun teki gelsin senle aptalca saygısızca konuşsun bende abartmayayım öyle mi? Sorun şu ki, sen neden abartmıyorsun?” Aylin umursamaz tavırla sakızını çiğnemeye devam ederken, Ela kolumu dürttü.
“ Kızım o rahatsız olmuyor sana ne boş ver gitsin ya.”
“Benim masamda oturuyor ama! Bu ne demek biliyor musun?” dediğimde Aylin atıldı.
“ Biliyoruz günde beş yüz kere söylüyorsun. Senin masanda oturan seni temsil eder ve hareketlerine dikkat etmelidir.”
“ Aynen öyle Aylin.” Dedim öfkeli bir ses tonuyla.
“ Beni artık kontrol etmeyi bırak, ben senin gibi değilim böyle şeyleri umursamıyorum.”
“ Ben bir tek kendim için mi istiyorum Aylin bunu? Benim damarıma çok basarsan biz görüşmeyiz olur biter. Ama sen bu şekilde hayattan çok darbe yersin. Kimsenin sana saygısı olmaz.” Dediğimde etrafa bakınarak tekrar sakız çiğnemeye devam etti.
“ Çıkart şu sakızı.”
“ Çıkartmıyorum.”
“ Ela bak ben bunu döveceğim elimde kalacak.” Dedim Ela’ya bakarken.
“ Hakikatten Aylin ya, bir de gevşek gevşek çiğniyorsun Allah aşkına sende gıcık edici şeyler yapma işte.” Dedi Ela.
“ Of sizinle uğraşamayacağım ben tuvalete gidiyorum.” Deyip ayağa kalkıp hızlıca yanımızdan uzaklaştı.
“ Ela, sen bir şey söyle ben çok mu katı biriyim yoksa bunun yaptıkları normal mi Allah aşkına?” dedim paketimden sigaramı çıkartırken. Bir yandan da hala sakin sakin titriyordum ama belli etmemek için sigaramı yakmaya çalışıyordum.
“ Aşkım sen biraz katı kuralların olan, zor bir insansın öncelikle… Ama Aylin de hakikatten fazla gevşek. Yani onu uyardığın şeylere bende katılıyorum ama asıl benim sana sormak istediğim şey şu, ne oluyor?”
“ Nasıl yani ne oluyor?” diye sorduğumda garson masaya geldi ve ikimizde aynı anda sustuk. Yine ellerim çok fazla titremeye başlayınca ayakkabımı düzeltiyormuş gibi yapıp ellerimi masanın altına sakladım. Garson gittiği anda Ela bana dönüp, “ bundan bahsediyorum işte ne oluyor? Kim bu çocuk?”
“ Ne biliyim kim, bende ilk defa görüyorum…”
“ Bak, evet sen saygısız tavırlara gelemeyen, böyle durumlarda sinir olan birisisin ama sen yine de bir garsonun ilk terbiyesizliğinde böyle tepki vermezsin. İnsanlara sert de çıkmazsın yani bana anlatmak istediğin bir şey var mı?” dedi asıl sormak istediği şeye birden gelerek.
“ Hayır yok…” dediğimde bu sefer Aylin geldi yanımıza… Hala sakinleşemediğim için Aylin oturduğu gibi tuvalete gitmek için ben ayağa kalktım.
Hızlı adımlarla tuvalete yürümeye başladım. Tuvalet kafenin dışındaydı kafenin yanında ufak bir koridor gibi bir yer vardı ve tuvalet oranın sonundaydı.
Köşeyi döndüğüm an barzoyla yani demin ki garsonla çarpıştık. Çarpıştığımız an onun olduğunu anlamıştım ve yine ellerim titremeye başlamıştı. Delirmek üzereydim, benim ben! Her şeyini itinayla kontrol edebilen, nerde nasıl durması gerektiğini bilen ben, şimdi ne oluyordu da kendimi kontrol edemiyordum. Hele ki şu aptalın karşısında.
Bir adım sola çekildiğim sırada o da bir adım sola attı. Yüzümü hiç kaldırıp ona bakmıyordum. Hiç tepki vermeden tekrar sağa adım attığım sırada ona aynı anda attı. Bilerek yapmıyordu, çünkü ikimiz aynı anda yapıyorduk hareketleri ama yine de titremem geçmediği ve ondan kurtulamadığım için sinirleniyordum.
“ Dur bir dakika.” Derken eliyle durmam için işaret yapıyordu. Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda bir adım sola tekrar kaydı.
“Şimdi geçebilirsin.” Dediği sırada o da benim yüzüme baktı. İkimize de yine kal gelmiş gibi durakladık. Gözleri bana bir şey anlatıyordu sanki… Derin derin bakıyordu. Bir şeyler fısıldıyordu, gözlerinden bana ılık ılık bir enerji akıyordu. Ona bakınca sesler kulağıma uğultulu geliyordu. Sanki susup, sadece gözlerinin ne anlattığını duyabilmem için tüm evren bana hizmet ediyordu.
Hafifçe tebessüm ettiği sırada kendime gelmiş gibi irkilip başımı hemen önüme çevirip, hızlıca tuvalete ilerledim.
Ne yapıyordum ben! Salak gibi ne kalakaldım! Salaksın kızım sen salak. Allah’ın barzosu işte, ne anlatabilir onun piç piç bakan gözleri!
Yüzüme bir su vurduktan sonra aynaya baktım, tanımadığım biri hakkında böylesine kabaca konuşmanın verdiği utanç vardı gözlerimde… Birden ağlamaya başladım, şuan ne olduğunu gram anlayamıyordum. Lavabonun kenarlarına sıkıca tutunmuş sadece ağlıyordum…
Çantamdan hızlıca telefonumu çıkartıp, terapistimi aradım. Açtığında ağlamamı duyduğu için, önce beni sakinleştirmeye çalıştı.
“ Sakin ol güzelim, sakin ol… Yine rüyamı gördün?”
“ Hayır ama rüyalarımda ki gibi acı çekiyorum. Kafedeyim kendimi nasıl durduracağımı bulamıyorum…”
“Durdurma, belki de yine duygu geldi ve çıkartmanı rahatlamanı istiyor. Bastırma duygularını, zor bir süreçten geçiyorsun… Duygularının açığa çıkmasına izin ver lütfen.” Telefonu kapatıp klozetin üstüne oturdum, yüzümü dizlerime kapatıp bir süre daha ağlamaya izin verdim.
Ağlamam sakinleşince yüzüme hafifçe su tutup, peçeteyle tampon hareketlerle sildim gözlerimi. Çantamdan kapatıcımı çıkarttım göz altlarıma tekrar sürüp makyajımı tazeledim. Göz altlarımı toparlamıştım ama gözlerim hala kıpkırmızı ve kirpiklerim nemliydi… Derin bir nefesle tuvaletten çıkıp kızların yanına geçtim.
“ Gidelim mi?” diye sordum daha masaya oturmadan. Ela hemen ayağa kalkıp kolumu tuttu.
“ Aşkım ne oluyor gözlerin neden kırmızı? Ağladın mı yoksa sen?”
“ Yok hayır, gözlerim ka