3.BÖLÜM
“Sonraa…” dedim tavana bakıp hatırlamaya çalışırken. “Sonra 2 gün hiç kıpırdamadan yatakta yatmak zorunda kaldım. Felçliden bir farkım yoktu çünkü kıpırdayamıyordum. Kıpırdadığım anda yer ayağım altından kayıyor düşüyordum. Biraz iyi olduğumda ise doktora gidebilmiştim.” Derin bir nefes verdim ve devam ettim.
“Doktor bana durumun çok ciddi olduğunu söyledi ve son raddeye geldiğimi ifade etti. Bu atakları artık hep yaşayacağımı ve ömür boyu ilaç kullanmam gerektiğini söyledi. Kullandığımda geçecek mi diye sordum, hayır dedi. Bende ilacı da doktoru da reddedip çekip gittim. Arkamdan pişman olacağımı ve böyle yaparsam hayatımı bitireceğimi söylenip duruyordu. Kulak asmadım. Zaten onun dediği şekilde yaşarsam hayatım bitmiş olacaktı.”
“Yine de korkup dönmek istemedin mi?”
“Hayır istemedim. Ömür boyu ilaçlarla yaşamayı istemedim. Ve o gün Allah’tan gerçek bir kapı açması için dualar ettim. Kalbim çok emindi, açacaktı Allah bana o kapıyı. Kalbimde dehşet bir Allah’a teslimiyet vardı. Sakinleştim ve Allah’ın bana sunacağı o kolay ve sağlıklı hayatı bekledim sonra da karşıma sen çıktın işte.” Dedim gülümseyerek. “ Ve seninle seanslara yaklaşık iki yıl önce başlamıştık. Başladıktan ve ben iyileştikten sonra o zamandan beri hiç doktorun dediği gibi atak geçirmemiştim. Ki mucize benim için zaten buydu.”
“ Ve sen bu nedenle yazarlık hayalini bir kenara bırakıp nefes koçu olmayı bu kadar istedin.”
“Evet… Bu nefes öyle mucize bir şeydi ki, her zorda olana bu mucizeyle yetebilmeyi istedim. O gün ben gibi doktorların kapısından çaresiz çıkan herkese çare olmaya vesile olmak istedim…”
“Düşünce okumaya tam olarak ne zaman başladın?”
“Bu hastalıktan iyileşmeye başladıkça artık okuyabildiğimi fark ettim. Bilmiyorum, o kulağımda ki yaşadığım acı deneyim benim iç dünyamı farklı bir boyuta taşımak içindi. Yani farklı enerji seslerini bile duyabilmem için belki de açılım yaşıyordum o an ve onun sancısıydı.”
“İlk hisleri ve düşünceleri duymaya başladığında ne hissettin?”
“He..” dedim salak salak gülümserken. “ Delireceğimi sandım. Hatta bir ara delirdiğimi düşündüm. İlk hayat hikayeleri gördüğümü fark ettim öyle başladı.”
“Nasıl yani? Tam detaylı açar mısın bunu bana?”
“Tamam şöyle oldu, bir gün arkadaşım bana hiç tanımadığım birisini gösterdi. Gösterdiği kişinin yanında da annesi de vardı. Bende fotoğrafa bakarken birden ağzımdan, ‘annesini affetmiş mi ki onunla fotoğraf çekilmiş?’ diye sordum. Arkadaşım hayrete düşmüştü ama ben hala o an hiçbir şey anlamıyordum. ‘Nasıl yani annesini neden affetmeli ki?’ dedi sakin bir ses tonuyla. ‘E ona yalan söyledi ya.’ Dediğim anda bende fark edip hayretle başımı kaldırıp arkadaşıma baktım.
Bana bu bilgileri nerden bildiğimi sordu ama ben boş boş ona bakıyordum çünkü bende bu bilgileri nerden bildiğimi bilmiyordum. Hatta bu konuyu daha dün konuştuklarını ilk defa ona anlattığından bahsetti. Yani dediğim şeyler meğerse doğruymuş ama benim nerden bildiğimi anlamadık tabi o sırada. Aradan birkaç dakika geçtiğinde ikimizde boş boş etrafa bakıyorduk. Dur bir dakika bir şey deneyeceğim deyip telefonundan başka benim tanımadığım birisinin fotoğrafını açtı. Telefonu bana uzatıp sordu, ‘bunda ne görüyorsun?’ bende fotoğrafı iyice inceledikten sonra bir bir gösterdiği kişinin geçmişini ortaya dökünce şokla çığlık attı. O an anladık, fotoğraflardan geçmiş yaşamları görebiliyordum.” Yorulmuştum masada ki sudan birkaç yudum içtim ve kendime gelmeye çalıştım.
“Sonra?” dedi sakinleştiğimi fark ettiğinde.
“Sonra işte aradan zaman geçti ve arkadaşlarımla otururken biri bir şey anlatıyordu birkaç ses duyduğumu fark edip seslere kulak kabarttım. Bir arkadaşım bir şey anlatırken, karşısında ki gülümseyip onu dinliyor ama içinden başka şeyler söylüyordu onun hakkında. Sonra bir diğeri içinden başka bir şey düşünüyordu gibi gibi sesler çoğalmaya başladı.”
“Sonra ne yaptın?”
“İlk kalktım direkt masadan kimseye bir şey söyleyemedim çünkü nasıl diyecektim sen bunun hakkında böyle mi düşünüyorsun diye? Hızlıca masadan kalkıp lavaboya gittim ve sesler sustu. O an anladım düşünce okuyordum. Sonra zamanla kendimi yönetmeye odakladım kendimi işte. Yani bir saat bir yerde oturuyorsam bir saat odamda tek duruyordum ki bana karışan enerjileri atabileyim, kafamı susturabileyim…”
“Bu senin için çok zor olmalı.” Dedi sakince başını aşağı yukarı sallarken.
“Fazlasıyla zordu. Bazen iki saat durabiliyordum bir yerde bazen bir saat. Enerji yoğunluğuna göre değişiyor tabi. Bazen kafede az kişi var diyelim kafedekilerin tüm düşünlerini de görebiliyordum. Yani bir masaya odaklanmam yetiyordu o masada ne konuşulduğunu anlamak için.”
“Vay…” dedi buna hayret etmişçesine. Yani o kadar şey anlattım bu mu vayy… Diyemedim tabi.
“Tabi sosyal medya zorluğu da yaşadım bir süre.”
“O neden?” dediğinde yine kaşlarını çatmıştı.
“E sürekli fotoğraflar var ve her fotoğraf kaydırdığım kişinin geçmişi pat pat beynime yükleniyordu ve güya dinlenmek için sosyal medyadayım ama kafam daha çok karışıyordu. “
“Hiç bu açıdan bakmamıştım doğru diyorsun.” Dediğinde bu sefer düşünmeye başlayan oydu.
“Peki…” dedi derin bir nefes alarak, şuan bu bakıştan anlamıştım deli olup olmadığımı anlamaya çalışmak istiyordu fakat bunu bana çaktırmadan nasıl soracağını düşünüyordu. Bir türlü söze giremediği için sözü ben devraldım.
“Peki bu düşünceleri okuduğumda, doğruları okuduğuma nasıl eminim bu kadar?” dediğimde gözleri yuvalarından çıkacak gibi oldu.
“Hı hı…” dedi yakalandığını hissederek.
“Sordum. Yani sorabileceğim insanlara sorarak ilerledim. Merak etme deli olup olmadığımı bende çok araştırdım ama kime sorsam yani sen demin bunu mu düşündün veya bunu mu hissettin diye hep şaşırmış bakışlar ve evet cevapları aldım. “
“Anladım.” Dedi gülümserken rahatlamışa benziyordu.
Seansımız bittikten sonra bizi uğurlamak için kapıya kadar eşlik ettiği sırada, “ balkonda konuştuklarımızı tekrar bir düşün olur mu güzelim?” diyerek yanaklarımdan öptü.
“ Hı hı tamam. Teşekkür ederim her şey için.” Diyerek el salladım ve annemle birlikte arabaya indik…
--------
Ertesi gün uyandığımda zihnim karman çorman uyanmıştım her zaman ki gibi, çantama kalem kağıtlarımı toplayarak kafeye gitmek için hazırlandım. Bu gördüklerim, bu olanlar artık her neyse o çocuğu tamamen inceleyip artık bu durumdan kurtulacaktım.
Kurtulacak mıydım yoksa kendimi bile bile Ateş’e mi atıyordum bilmiyorum. Sanki günden güne gözümü karartmaya başlıyorum artık ne olacaksa olacaktı ama en önemlisi ben artık her şeyden kurtulacaktım.
Arabada giderken aslında başta her şey yolundaydı ama kafeye yaklaştığım an kalıp ritmim tamamen değişmişti. Bu yaşadığım neydi bilmiyorum aşk desem değildi, çünkü ben daha önce aşık olmuştum bu durum ona benzeyen bir his gibi değildi. O hislerin belki de bin katıydı… Bu yaşadığım hisler de ilahi bir şey vardı, ilahi akan bir enerji…
Bir rüyanın peşinden gitmek kadar da basit değildi, bu sanki hem her şeyin toplamı, hem hiçbir şeyin benzeri değildi…
Kafeye girdiğimde etrafta kimse yoktu, kafenin giriş kapısına doğru yöneldiğimde kapı açılmaya başladı. Farkındayım kapıyı açan barzoydu… Elim ayağımın titremesinden kafamı kaldırıp yüzüne bakamıyordum. Kapı açıldığı ve aramızda hiçbir engel kalmadığı an yine kulaklarımda sesler yankılanmaya başladı.
‘sen o sun, o sensin…’
Başımı kaldıracağım sırada üstünü başını inceleyerek kafamı kaldırıyordum. O da aynı şekilde bana bakıyordu. İkimizde tamamen siyah giyinmiştik ve bende bir tane gold zincir kolye vardı. Ondaysa gümüş zincir kolye.
İkimizde şaşırarak birbirimize baktık… Tam fırsatıydı, sen kimsin diye sormanın belki de tam fırsatıydı…
Ama yapamadım. Başımla hızlıca bir selam verip kafenin içine masaya doğru yürüdüm, içimden siparişi onun almaması için dualar ede ede yürüdüm… Masaya oturduktan sonra garsonlarla muhabbetini bitirip bana doğru yürümeye başladı. Elim yine zangır zangır titriyordu. Ellerimi hızlıca masanın altına çektim.
“ Hoş geldiniz.” Dedi fazlaca neşeli bakışlarıyla… Duygusunu incelemeye çalıştım, aklından geçenleri okumaya çalıştım hızlıca