4.bölüm
"kızlar! Kalkın! Hadiii! Erkekler bizi bekliyor! Ve daha hazır bile değilsiniz! Çabuk kalkın! Ayrıca kahvaltıyı da tek başıma hazırladım! Tüüüh size!" Sabah sabah evin içinde koşa koşa ve odalarımıza öküz gibi girip duran anıra anıra bağıran lisaya en sonunda tekrar odama girdiğinde kafasına yastık fırlattım.
"Ahğh! Ne fırlatıyon yastığı yaaa! Ama çok yumuşak lan!! Benim olsun buuu" lisaya ters ters baktım.
"Aman beee. Al yastığı da başına çal! Gidiyim bari rosécimin odasına! " Dedi ve gidiş o gidiş oldu. Gözlerimi devirip ofladım sonra geri yattım.
"Aaahhhh! Rosé yaaa şaka yapmak istedim! Durduk yerde niye kızıyon bana!" Yine ofladım ve huzurlu güne başlayamayacağımı anladım. Yatakta oturur pozisyona geçtim. Ve sesleri dinledim.
"Rosé bak o terliği atarsan jisoo abla canımızı okur! Yapma! Ayyyy!" Ve işte o ses....
"Lan!? Kim attı o terliği! Hiiiihhh vazom! Hanginiz kırdı güzelim vazoyu!? Çabuk söyleyin!" Kendimi tutamayıp gülmeye başladım, her haftanın başlangıç gününde bu kaos yaşanıyordu.
****
Şimdi dörtümüzde hazırlanmış bir şekilde yine bahçede kahvaltı ediyorduk. Jisoo hala sinirliydi kızlara ve kahvaltıdan sonra kesinlikle onlara caze verecekti.
Kahvaltının ortasında birinin telefonu çaldı yine ve dörtdümüz birbirimize baktık. Rosé'nin telefonu değildi bu kez lisaya baktık onunkide değildi. Jisooya baktık onunkide hiç değildi zaten geriye ben kalmıştım. Telefonun ekranına baktığımda içtiğim kahveyi geri püskürtmek durumunda kaldım ve hızla ayağa kalktım, kızlardan biraz uzağa gittim.
Arayan kişi patrondu ve durduk yerde asla iyi birşey için aramazdı beni boğazımı temizleyip aramaya yanıt verdim.
"Alo? Efendim patron?" Karşı taraftan öfkeli geliyordu ses.
"Jennie, bu kaçıncı şikayet böyle! Sana halletmen için bir ay süre verdiğimi hatırlıyorum!" Kabarık dosyaları vardı ve ben şirketin müdürü olduğum için herşeyi benim halletmemi bekliyordu kendisi.
"Ben onları diğer çalışanlarımıza devretmiştim efendim, yani onlar en iyi çalışanlarımız sonuçta" dedim ama o laf anlamıyordu çok sinir bozucu bir insandı.
"Ben onu bunu bilmem jennie! Ben bana verilen söze bakarım! Seni boşuna müdür yapmadım ben! Şimdi o dosyaları herkesten geri alıp baştan başlayacaksın! Ve bu kez tek ve yanlız başına halledeceksin! Geceni gündüzüne katacaksın! Anladın mı beni!?" Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırıp yüzümü buruşturdum, çok bağırıyordu adam.
"E-evet, anladım efendim..." Ve hat kesilmişti. Derin bir nefes aldım sadece telefonun kararan ekranına baktım. Yaptığım işi seviyordum ama bazen patron yüzünden çok yorgun ve halsiz oluyordum.
Yanıma ne zaman geldiğini bilmediğim jisoo gelmiş ve durmuştu kollarını çapraz yapmış bana bakıyordu.
"Duydum jennie, istersen sana başka bir iş bulabilirim. Sen böyle bir patronun yanında çalışmayı hak etmiyorsun jennie" jisoo her zaman bana en iyi ablalığı yapmıştı ve hala da devam ediyordu onun bu iyi temiz kalbine hayrandım hep.
Ona bakarak gülümsedim ve başımı iki yana salladım, "hayır jisoo abla, buna gerek yok çünkü işimi seviyorum" dedim oda bu cümleyi bekliyor gibi gözlerini devirdi.
"Jennie, ben senin içini bilirim o yüzden bana yalan söyleme" bu cevap karşısında suspus oldum o sadece anlayışla bir elini sol koluma koyup hafifçe sıktı ve pat pat yaptı ardından geçti gitti yanımdan.
****
"Kimsenin işi gücü yoksa eğer! Size bir haberim vaaaarrrrr" Lisa yine eğlenceli yanını bize göstermeye hazırlanıyordu.
"Hafta sonu hep birlikte kamp'a gidiyoruzz!" İşte bunu duymayı beklemiyordum.
"Ne?"
"Ne kampı!?"
"Ney!?"
Rosé, ben ve jisoo aynı anda tepki tepki verdik. Lisa bizim halimize güldü ve ciddi haline büründü. "Ya bu kamp planı aslında taehyung ve jungkookdan çıkmış, bende ilk duyduğumda çok şaşırdım ama jisoo ve seokjin için orman havası ayrı güzel gelirmiş öyle dediler bana."
"Peki kamp'a kim kim gidiyoruz?"
"Jungkook ve ben tabiki, jennie ve sen rosé sonra jisoo abla ile seokjin elbette, taehyungla jimin, heseokla yoongi ve en sonunda tek kalan namjoon. Sıralama böyle."
Rosé önce bana baktı sonra lisaya ardından hızla telefonu eline alıp koşarak odasına gitti ve kapıyı kapattı. Bende şaşkınca lisaya baktım.
"Noluyor buna?" Dedim lisada dudaklarını büktü bilmiyorum dersince.
****
Spor saatim gelmişti ve Spor salonunda koşu bandını kullanıyordum, yanımda rosé ve jisoo da vardı onlarda spor yapıyordu benle birlikte. Lisada tek başına hem bizim için hemde kendisi için alışveriş yapmaya gitmişti bizde onunla alışveriş yapalım istedik ama o bizi geri çevirdi sözde bize sürpriz yapacakmış.
Bir süre sonra mola verdik ve dinlendik ardından başka aletlere geçip biraz daha çalıştık, rosé kol kaslarını güçlendirmek için, jisoo tüm bedenini güçlendirmek için bende fazla esnek olmak için reformer pilates kullanıyordum.
Aradan 3 saat geçmişti ve sporu bugünlük bitirmiştik şimdi dinleniyorduk ve su içerken rosé'nin telefonu çaldı ve o yine gitti, giyinme odasına gitmişti ama gidişinde aciliyet vardı. Jisooya baktım oda bana baktı "aynı şeyi mi düşünüyoruz abla?" Sırıttı ve "hadi gidelim." Dedi bende aynı şekilde sırıttım.
Rosé'nin yanına sessizce gidip durduk ve kapı arkasından dinledik aslında böyle yapmamız Doğru değil ama napalım yani? Rosé bize hiç birşey anlatmıyordu.
"Baba? Neden beni aradın? Size verdiğim para daha neyinize yetmedi! O parayı zor buldum! Bir hafta dediniz! Kredi çekmem gerekti! Sonra başka insanlardan özellikle patrondan! Borç almam gerekti! Sırf sizin yüzünüzden! Bıktım sizden! Yakında o hasta dediğiniz ablamı da alcam!" Ve telefonu kapatmıştı sanırım sonra başka bir numarayı aradı rosé.
"Alo? Evet benim rosé, sana dediğim o 2 milyar parayı hazır ettin mi?" Kaşlarımı çattım ve jisooya baktım oda aynı şekilde bana baktı.
"Hayır hayır! Sessizce hallet! Bu gece sahile gel, soru sormadan!"
"Evet naptığımı çok iyi biliyorum, bunu ablam için yaptığımı biliyorsun onun için herşeyi yaparım"
"Anna, Beni anlayamazsın! Sadece parayı ver ve unut!" Sonra telefonu kapatmıştı rosé.
Jisoo ve ben hızla toparlanıp sanki yeni gelmiş gibi kapıdan içeriye girdik birşey belli etmeden normal davrandık rosé kendi halinde dalgın gibiydi. Jisooyla yine bakışıktık ve ona konuşması için kaş göz yapıp durdum.
"Rosé? Sen iyi misin?" Jisoo'nun sesini duyan rosé ona baktı ve gülümsedi.
"Evet? Neden sordun"
"Yani bilmem, sanki canını birşey sıkıyor gibi duruyordun" rosé önce bir duraksama yaşadı sonra ikimize tek kaşını kaldırıp baktı imalı imalı.
"Siz beni mi dinlediniz?" Bu kezde jisoo'yla ben bakıştım. "Hayır, ama kulağımıza kuşlar fısıldamış olabilir" dedim oda gözlerini devirdi, bir yere oturup öne doğru eğildi biraz kol dirseklerini dizlerine dayadı.
"Her zamanki gibi ailem işte" jisoo yanına gidip oturdu, bende duvara yaslandım.
"Bir kez bile nasılsın kızım diyen olmadı, sadece tek umursadıkları para."
"Rosé, biz hep senin yanında olucaz ve hep seni destekleyecez."
"Evet, bunca zamandır birbirimize hep destek olduk bundan sonra da hep böyle devam edecek" dedim rosé sadece ellerine baktı.
"Orası öyle tabi, ama keşke tek sorun para olsaydı..." Kaşlarımı çattım, "nasıl yani?"
"Yanisi jennie abla, öz ablam, onu akıl hastanesine kapattırmış babam annemde ona asla engel olmamış tam tersi babamla birlikte onu deli göstermişler." Şaşkınca jisoo'la bakıştım oda benim kadar şaşkın durumdaydı.
"Ve buda benim canımı yakıyor işte yıllar önce babam yüzünden hastanelik olan ablam şimdi deli raporuyla kalacak... Ve benim elimden hiç birşey gelmiyor buda daha çok canımı yakıyor." Rosé çaresiz kalmış gibi ikimize baktı sonra ağlamaya başladı. Yanlarına gittim ikisine de sarıldım.
"Rosé biz senin aileniz. Ne olursa olsun hep burda olucaz, ve ablanı kurtarcaz ordan sen asla üzülme." Bana baktı ve göz yaşlarını sildi. "Gerçekten mi?" Gülümsedim ve başımı hafifçe aşağı yukarı salladım. "Evet gerçekten. Hadi şimdi üzerimizi değiştirip eve gidelim." Ve onun ellerinden tutup çektim ayağa kalkması için.
"Biraz neşelen rosé eve eğer böyle gidersen lisa'nın çenesinden kurtuluşun o