2.BÖLÜM
Birkaç dakika hiç kıpırdamadan bekledi. İçerde kalan iki korumaya da işaret ederek odadan çıkmasını sağladı. Ağlamam hafifledikten sonra başımı kaldırıp göz yaşlarımı sileceğim sırada yüzüme doğru düşen saçı iki parmağıyla tutup kulağımın arkasına doğru naifçe yerleştirdi. Bir şeyler sormak istiyordu ama doğru zaman olup olmadığını kestiremiyordu. Derin bir nefes alıp tam cümleye başlayacağı an tekrar nefes veriyordu. Sonunda tüm cesaretini toplayıp konuşmaya başladı.
" Daha iyi misin? Yani iyi misiniz?" diyerek kendini düzeltince istemeden gülümsedim. Gülümsediğimi gördüğünde oda biraz rahatlamış olacak ki hafif bir tebessüm etti.
" İyiyim teşekkür ederim." Derin bir nefes alıp kendimi iyice toparlarken. " Normalde böyle değilim."
" Nasıl değilsiniz?" diye sorduğunda anlamaya çalışır gözlerle inceliyordu beni.
" Olaylara bu kadar tepki veren birisi değilim. Son zamanlarda her şey çok üst üste geldi belki de ondan ağladım bilmiyorum kusura bakmayın..." dediğimde saçımı başımı düzeltiyordum. Yalan söylüyordum, normalde ağlardım ağlamasına ama birisinin yanında bu denli canım çıkacakmış gibi ağlamazdım. Kendimi olabildiğince sıkar, yalnız kaldığımda acısını çıkartırdım.
" Ağladığın için benden özür mü diliyorsun gerçekten?" diye sordu şaşkın bakışlarıyla.
" Evet." Dedim kendimden emin bir şekilde. Zaten tanımadığım bir adam neden benim odamda ve yatağımda duruyordu şuan anlamıyorum. Duygusal halim geçtikçe hırçın ve saldırgan benliğime geri dönüyordum sanki.
" Kendine bunu yapma." Dediğinde şimdi anlamaya çalışır gözlerle bakan bendim.
" Neyi?"
" Bu ihaneti. Korktun, doğal olarak korktun ve ağlıyorsun. Bundan daha insanca bir şey var mı? İnsanca tepkiler verdiğin için insanlardan özür dileme. Bu senin en doğal hakkın." Dediğinde alt dudağım aşağı doğru çoktan bükülmüştü. Hüğğ... diyerek tekrar başladım ağlamaya. Birden duygu halimin bu denli değiştiğini gördüğünde istemsizce gülmeye başladı.
" Yahu tamam dur. Ben üzül diye demedim bunları..." diyerek demin ki cümlesini toparlamaya çalıştı. Bir yandan da gülümsemesini düzeltmeye çalışıyordu.
" Bak bu yüzden ağlamıyorum işte." Dedim ağlarken.
" Ne yüzden." Dedi hala gülümserken.
" Gülüyorsun."
" Ben ağlamana gülmüyorum."
" Neye gülüyorsun." Diye sorduğumda başımı kaldırıp gözlerine baktım. Gözleri şefkatle dolu bakıyordu. Bir yandan da yüzümün her noktasını inceliyordu. Birkaç saniye bunu yapmaya devam etti ama cevap vermedi. Bir süre daha bana bakıp düşündükten sonra ayağa kalkıp eliyle kolumu sıkıca kavradı.
" Gel benimle."
Kolumu çekiştirdiği için ayağa kalkmak zorunda kaldım. Kapıya doğru yürüyüp beni de peşinden sürüklemeye çalışıyordu.
" Pardon da nereye geliyorum seninle?"
" Bu olaydan sonra bu gece burada tek kalmayı düşünmüyorsun herhalde." Diyerek odanın kapısını açtı. Bir yandan beni çekmeye devam ediyordu. Kapıyı açtığımızda karşımda Ayaz belirdi.
" Nilsu? Ne oluyor? Kim bu adam?" diyerek bir yanımda ki adama bir bana bakıyordu. " Bıraksana kızın kolunu birader." Dedikten sonra oda kolumu tutup, adamın elinden çekmeye çalışıyordu. Yanımda ki adam ona hiç bakmadan korumalarına döndü.
" Kim bu lavuk?" diye sorduğunda Ayaz'ın gözleri öfkeden kocaman olmuştu. Korumalardan bir tanesi elleri önde bağlı bir şekilde;
" Nilsu Hanımın menajeri Ayaz Bey, efendim." Dediklerinde benimde gözlerim kocaman olmuş adama bakıyordum. Bunu nereden biliyorlardı ve bu adamlar kimdi?
" Alın bunu aşağı indirin."
" Abi aşağı mı indirelim, aşağı kata mı?" diye sorduğunda ben devreye girdim.
" Ne diyorsunuz be siz! Haydut musunuz nesiniz! Sende bırak kolumu!" Bana hiç cevap bile vermeden korumalarına bakıp dişlerinin arasından konuştu.
" Aşağı kata indirin. Dinlensin!" Dediğinde hemen iki tane koruma Ayaz'ı kollarından tutarak asansöre doğru sürüklemeye başladı. Ayaz bir yandan, ' bırak lan beni.' Diye bağırıyordu ama nafile adamlar öyle güçlüydü ki ellerinden kurtulamıyordu. Onlar asansöre doğru giderken bizde koridorun sonunda ki odaya doğru gidiyorduk.
" Nereye götürüyorsun beni? Sana soruyorum!"
Odaya girdiğimizde diğer korumalar kapının dışında kaldılar. Kapıyı kapatınca odanın ortasına gelene kadar hala kolumu tutuyordu. Odaya girdiğimizde kolumu bıraktı ve yatağı işaret ederek,
" Geç biraz uyu dinlen. Burada sana bir şey olmaz." Dediğinde sinirlerim tepeme çıkmıştı.
" Hadi ya? Demek olmaz öyle mi? Kimden koruyorsun beni şuan, şu hareketlerinle?"
" Uyu dinlen." Dediğinde kendisi de salonda ki koltuğa yerleşiyordu.
" Hala uyu dinlen diyor ya. Ayaz nerede? Ayaz'a ne yapacaklar?" Koltuk minderlerini indirirken durup derin bir nefes aldı.
" Sen hep böyle soru soracak mısın?"
" Yok canım ne sorması ne haddime sen sürükle ben peşinden gelirim. Ben kimim ki kendi hayatım hakkında soru soracağım."
" Heh güzel." Diyerek minderleri indirme işlemine devam etmeye başladı.
" Dalga mı geçiyorsun benimle? Ayaz nerde?"
" Korkma bir şey olmayacak menajerine. Alt katta ki odalardan birinde, o da uyuyup dinlenecek. Abartılacak bir şey yok."
" Ara, sesini duymak istiyorum." Oflayarak telefonunu cebinden çıkartıp korumasını aradı ve hoparlörü açtı. Daha telefon bir kere bile çalamadan telefonu hemen açtılar.
" Efendim abi?"
" Yanında ki lavuğa ver telefonu."
Ayaz'ın sesini duyar duymaz telefonu elinden kaptım. Ondan birkaç adım uzaklaşarak konuşuyordum ama her attığım adımın peşine o da bir adım yaklaşıyordu. Ayaz, iyi olduğunu ve birazdan uyuyacağını söylediğinde içim rahatlamıştı. Telefonu kapattıktan sonra elimden hızlı bir hareketle telefonu aldı. Bu hareketler beni iyice ürkütüyordu.
" Pardon da, neden sen beni kaçırmışsın da ben senin esirinmişim gibi davranıyorsun?"
" Yo öyle yapmıyorum." Derken koltuğa uzanmıştı. Bir yandan çekip gitmek istiyorum, bir yandan da bir daha aynı şeyleri yaşamaktan korkuyordum.
" Gece boyunca salonun ortasında bu şekilde dikelecek misin?" diye sorarken koluyla gözlerini kapattığını gördüm.
" Tavşanım olmadan uyuyamam." Dedim kollarımı göğsümün altında birleştirirken. Kolunu gözlerinden indirip bana bakarken bir yandan da baştan aşağı süzüyordu.
" Pembe pijama giydiğin yetmiyor bir de tavşanla mı uyuyorsun?"
Başımı eğip bende beni incelemeye başladım. Gayet güzel bir pijamam vardı.
" Ne yapsaydım, senin gibi takım elbiseyle mi yatsaydım? Şu kapıdakilere söyler misin odadan tavşanımı getirsinler." Derin bir nefes vererek olduğu yerde doğruldu.
"Mali!" diye seslenir seslenmez dış kapı açıldı. Ne yapıyor bu adamlar her an seslenme ihtimaline karşı eli kapıda mı bekliyorlar anlamıyorum ki.
" Emret abi."
" Karşı odada Nilsu hanımın tavşanı varmış, onu getirin."
" Af buyur, neyi varmış abi? Anlayamadım."
" Tavşan, tavşaan." Diyerek ben devreye girdim. " Hani şu uzun iki kulakları olan."
Mali'nin gözleri kocaman olmuş bana bakıyordu. Kendime hakim olamayıp gülmeye başladım.
" Gerçek tavşan değil ya hu, oyuncak oyuncak."
" Hee tamam." Dedi ve hemen dışarı çıktı. Birkaç saniye sonra kapıyı tıklatıp içeri girdi. Gariban tavşanım o ellere hiç yakıştı mı hiç? İzbandut gibi kocaman takım elbiseli adamların elinde minnacık kaldı.
" Buyurun Nilsu Hanım." Diyerek tavşanı bana doğru uzattı. Elinden kaptığım gibi tavşanıma sarılırken teşekkür ederek yatacağım kısma doğru yürüdüm. Yatak oda salonla hemen hemen bir gibiydi. Ara da duvar yoktu ama birbirlerinden biraz uzaktılar. Yorganı kaldırıp yatacağım sırada aklıma nevresimler geldi.
" Hey!"
" Hı."
" Bu nevresimler temizdir umarım, yatmadın değil mi burada hiç."
" Yatmadım, temizler. Hadi artık ışığı kapat da uyuyalım."
" Ne asla." Diyerek doğruldum yattığım yerden. " Karanlıkta asla uyumam."
" Bende ışıkta uyuyamam." Diyerek o da doğruldu. Birkaç saniye bakıştıktan sonra; " o da senin sorunun." Diyerek yattım yatağa. Sessiz bir gülme sesi geliyordu ama kalkıp bir daha bakmayacaktım ona çok havalanıyor sonra...