Keşfet

Gölgelerin Ardındaki Çocuk

Ay Fırtınası Mührü

Adam birkaç saniye daha karanlıkta bekledi. Sonra kapşonunu yavaşça çıkardı.

Karşılarında genç bir adam vardı. Koyu renk kıyafetler giyiyordu. Sakin görünüyordu ama bakışlarında sakladığı bir şey olduğu belliydi.

Adı Demir'di.

Demir uzun zamandır tek başına hareket ediyordu. Sessiz kalmaya ve dikkat çekmemeye alışmıştı. Bunun en büyük nedeni sahip olduğu güçtü. Görünmez olabiliyor, istediği zaman gözden kaybolarak kimse fark etmeden hareket edebiliyordu. Bu gücü sayesinde yıllardır birçok görev yapmış, farklı yerlerde iz sürmüş ve tehlikeli insanları takip etmişti.

Fakat Neris'i gördüğü gün, yıllardır unutmaya çalıştığı bir anı yeniden aklına gelmişti. Neris'i daha önce, çok küçükken görmüştü. Boynunda mavi bir taş vardı ve ormanda bir kadının yanında duruyordu. Korkmuş görünüyordu. Demir ise biraz ileride, görünmeden onları izliyordu. O gün olanları tam olarak anlayamamıştı. Sadece bir şeylerin ters gittiğini biliyordu.

Sonrasında Neris'in izini kaybetmişti. Yıllar boyunca onu aramış ve karşısına yeniden çıktığında hemen tanımıştı. Neris'in onu tanımaması normaldi. Aradan yıllar geçmiş, geçmişinin büyük bir kısmı ondan saklanmıştı. Demir bu yüzden gerçeği hemen anlatmak yerine onun bazı şeyleri kendisinin hatırlamasını istiyordu. Yine de onu yalnız bırakmamıştı. Neris'in haberi olmadan onu takip etmiş, gerektiğinde uzaktan korumuştu. Bazen bir tehlike yaklaşmadan önce ortadan kaybolmuş, bazen de kimse fark etmeden olayların yönünü değiştirmiştir. Neris bunların hiçbirini bilmiyordu.

Demir için önemli olan onun güvende olmasaydı. Ama artık işler değişmişti. Neris ile Aras Yasaklı Göl'e ulaşmış ve geçmişleriyle ilgili ilk gerçekleri öğrenmişti. Demir, bundan sonra onları uzaktan takip etmenin yeterli olmayacağını biliyordu. Çünkü Ay Tapınağı'nda saklanan şey, yıllardır cevaplanmayan soruların çoğunu açıklayabilirdi.

Üstelik Neris'in geçmişine yaklaştıkça kendi geçmişinin de ortaya çıkacağının farkındaydı. Demir, Neris'in artık tehlikenin tam ortasında olduğunu biliyordu. Bu kez onu uzaktan izlemek yerine yanında duracaktı. Neris'in geçmişine dair saklanan gerçekler artık gün yüzüne çıkmak üzereydi.

Aras'ın sesi düşüncelerini böldü. “Adın ne?”

Demir ona baktı. “Demir.”

Neris ismi duyduğu anda kısa bir süre sessiz kaldı. İçinde anlam veremediği bir his oluştu. Sanki bu ismi daha önce bir yerden duymuştu.

Demir bunu fark etti ama belli etmedi. “Beni tanımıyorsunuz,” dedi. “Ama ben sizi uzun zamandır tanıyorum.”

Aras dikkatle onu izliyordu. “Bizi neden takip ediyorsun?”

Demir hemen cevap vermedi. Gözleri bir an Neris'in boynundaki safire kaydı. Yıllar önce gördüğü aynı taştı. O günü hatırladı: yağmur yağıyordu, Neris korkmuştu ve onu götüren kadının elini bırakmak istemiyordu. Demir uzaktan onları izlemek zorunda kalmıştı. Çocukların neden ayrıldığını ve Neris'in nasıl başka bir hayata gönderildiğini öğrenmesi yıllarını almıştı.

Görevi sadece izlemek değildi. Görünmezlik gücü sayesinde geçmişin izlerini takip etmiş, eski kayıtları araştırmış ve Neris ile Aras'ın neden birbirlerinden ayrıldığını öğrenmeye çalışmıştı. Bazı cevaplara ulaşmıştı ama hâlâ eksik parçalar vardı. En önemlisi ise Ay Tapınağı'nda saklıydı.

Demir, gölün onları buraya yönlendireceğini biliyordu. Bu yüzden günlerdir yollarını takip etmişti. Gölün konuştuğunu duyduğunda ise artık saklanmasının yeterli olmayacağını anlamıştı. Kadim göl, yıllardır sakladığı sırrın kapısını açmıştı. Neris'in bakışları hâlâ Demir'in üzerindeydi. Onu tanımıyordu ama içindeki garip his gitmiyordu. Demir ise bunun nedenini biliyordu. Neris onu hatırlamıyordu.

Henüz.

Aras tekrar konuştu. “Sen kimsin?”

Demir gözlerini Ay Tapınağı'nın bulunduğu yöne çevirdi. “Size gerçeği gösterecek kişiyim.”

Neris kolyesini tuttu. “Gerçeği biliyor musun?”

Demir kısa bir süre sustu. “Bir kısmını.”

Sonra Neris'e baktı. “Ama seninle ilgili bildiklerimi anlatmak için doğru zaman henüz gelmedi.”

Neris'in kaşları çatıldı. “Neden?”

Demir cevap vermek yerine ormanın derinliklerine baktı. Uzaklardan bir dal kırılma sesi geldi. Demir'in yüzündeki sakin ifade bir anda değişti. “Çünkü artık yalnız değiliz.” Demir içinden geçirdi: Daha hiçbir şey bilmiyorsunuz… ama yakında her şeyi öğreneceksiniz.

Aras gücünü kullanmak için hazırlandı.

Neris ise Demir'e baktı. Gözlerinde ilk kez endişe vardı. “Ay Tapınağı'na gitmeliyiz.”

Aras Demir'e dönüp başını salladı. “Sen önden git.”

Demir birkaç adım ilerledi. Sonra bir anda gözlerinin önünde kayboldu.

Neris şaşkınlıkla etrafına baktı. “Demir, neredesin?”

Cevap gelmedi. Birkaç saniye sonra önlerindeki patikada ayak izleri belirdi. Demir görünmez hâlde ilerliyordu. Neris ve Aras onun peşinden yürümeye başladı.

Neris, nedenini bilmediği bir şekilde Demir'in tekrar ortaya çıkacağı anı bekliyordu. Belki de geçmişinin bir parçası gerçekten karşısındaydı. Fakat henüz ikisi de bunun ne kadar eski ve önemli bir bağ olduğunu bilmiyordu.

Patikada yürürken arkadan gelen sesler iyice yaklaştı. Aras derin bir nefes aldı. Yine aynı belirsizlik, diye geçirdi içinden. Bu adamın peşinden gidiyoruz ama neyle karşılaşacağımızı hâlâ bilmiyoruz. Avuçlarında hafif bir kıvılcım belirdi; sabrı tükenmek üzereydi. Neris, Demir'in bulunduğu yöne doğru döndü. “Bize gerçeği bildiğini söylüyorsun ama sürekli kaçıyorsun. Neden şimdi?”

Demir sessizliğini korumaya devam etti. Cevap vermedi. Aras öne doğru bir adım attı. Ya bizi buraya kendi çıkarları için getiriyorsa? Ya bu tapınak sonumuz olacaksa? diye düşündü. Ardından, “Bize güven vermiyorsun,” dedi. Uzun süren bir sessizliğin ardından Demir sonunda konuştu:

“Eğer amacım size zarar vermek olsaydı, Yasaklı Göl'ün kenarında o yaratıkların elinden sizi kurtarmazdım Aras. Ben sadece geçmişin hesaplaşmasını yapmaya geldim. Ve o kapı açıldığında, ikinizin de kim olduğunu öğreneceksiniz.”

Demir, önlerindeki sisin içinden birden beliriverdi. Onu bu kadar ani karşılarında görünce Aras ile Neris irkilerek geriye doğru bir adım attı. Aras toparlanmaya çalışarak gözlerini etraftaki ağaçlarda gezdirdi. “Peki ya kapı açılmazsa?” diye sordu. “Ya içeride bizi başka bir tuzak bekliyorsa?”

Demir hemen cevap vermedi. Birkaç adım ilerledikten sonra durdu. Ses tonu her zamankinden daha net çıkıyordu. “O kapı açılacak Aras. Çünkü o mühür sadece ikinizin kanıyla çözülebilir. Ben sadece yolu gösteriyorum.”

Neris sessizliğe büründü. Yıllardır aradığı cevapların bu ormanda olduğuna inanıyordu ama içindeki huzursuzluk da bir o kadar büyüyordu. Parmaklarını refleks olarak boynundaki taşa götürdü; taş her zamankinden daha sıcaktı.

Umarım bu kez yanılmıyorumdur, diye geçirdi içinden, çünkü geri dönüşü olmayan bir yoldayız.

Uzaklardan gelen o dal kırılma sesi ormanın derinliklerinde kaybolurken, üçü de tek kelime etmeden yürümeye devam etti. Çevredeki ağaçlar giderek sıklaşıyor, gökyüzünü neredeyse tamamen kapatan büyük yapraklar ortalığı loş ve ürkütücü bir maviliğe bürüyordu. Aras gücünü kontrol etmeye çalışıyordu; neris ise safirinin ısındığını hissediyordu ve artık çok yaklaştı, çok diye içinden geçirdi.

Neris yorgunluktan ziyade zihinsel bir yoğunluk hissediyordu. Zihni, çocukluğuna dair yakalayamadığı silik görüntülerle doluydu.

"Ne kadar kaldı?" diye sordu sonunda, sesi ormanın sessizliğinde yankılanarak. "Saatlerdir yürüyoruz ve bu orman sanki hiç bitmeyecekmiş gibi uzuyor.”

Demir başını hafifçe Neris'e doğru çevirdi ama yürümeye devam etti. "Çok az kaldı," dedi sakin bir ses tonuyla. "Ay Tapınağı haritalarda yer almaz, onu sadece arayanlar ve yolu bilenler bulabilir. Doğru yoldayız.”

Aras derin bir nefes verdi. "Doğru yerde olup olmadığımızı o tapınak kapısından içeri girdiğimizde anlarız, Demir. Güven veriyorsun diyemem ama başka seçeneğimizin olmadığını da biliyorum.”

Demir bu söze karşılık vermedi. Sadece önüne döndü. Ancak Aras'ın haklı olduğunu o da biliyordu. Yasaklı Göl'de başlayan bu serüven, artık geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmişti. Birkaç dakika daha yürüdükten sonra ağaçlar birdenbire seyrekleşti. Önlerinde, devasa kayaların üzerine kurulmuş, insan yapısı olamayacak kadar eski

Yorumlar

  • Beyza: evet Aras geçmişi bizi şaşırtacak
  • Aslı Okur: arasın geçmişi de baya karışık çıktı