Tekinsiz Misafir
1. BÖLÜM,
Tekinsiz Misafir
Kitabımı okumayı seçtiğiniz için sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Bu hikayeyi kaleme alırken uzun uzun düşündüm ve zihnimde tekinsiz ama bir o kadar da büyüleyici bir dünya kurdum. Şimdi sizleri de bu kurgunun içine dahil etmeme izin verin; ve bu gizemli yolculuğun keyfini çıkarın. 👻
"Yaşamak aslında ne güzel bir nimettir; ölmeden ne kadar şanslı olduğumuzu bilemez, göremeyiz.”
Yatağıma bütün yorgunluğumla uzandığımda, işin bugün ne kadar da stresli ve yorucu olduğunu iliklerime kadar hissetmiştim. Başım resmen çatlıyordu. Pek de yumuşak olmayan yastığıma sıkıca sarılıp gözlerimi kapattım.
Artık uyku moduna geçmek için yatağın içinde arkamı dönmüştüm ki... "PAT!" Gözlerim yuvalarından fırlayarak bir hışımla yataktan kalktım. Bu ses neyin nesiydi ? Ayakta durduğum her saniye bacaklarım daha da titriyordu. "Kim var orada?" diye seslendim. Sesim, etrafı saran karanlığın tekinsiz sessizliğinde yankılandı. Belki de açık olan pencereden bir kedi veya benzeri bir şey girmiş olabilir miydi ?
Nefesimi tutarak duvardaki ışık düğmesine doğru ilerledim. Önümü pek göremiyordum. Ellerimi havaya kaldırıp duvara dokunmak, bir dayanak bulmak istedim. Avucuma vuran ani bir soğuklukla duvara yaklaştığımı anladım. Ancak elimi keskince öne attığımda, parmaklarım sadece karanlık bir boşluğun içinden hızla geçti.
Donakaldım üzerimde soğuk, karanlık ve birazda nane kokusu hissettim. Kalbim delicesine atmaya başladı sakinleşmek için çömeldim ,derinden nefesler almaya başladım “Sakin ol…Mira.” Eminim benim kuruntularımdır. Bileğimde duran dijital saat uyarıcı bir sesle ötmeye başladı, kolumu kaldırıp ekrana baktığımda yanıp sönen kırmızı kalp sembolünün yanında duran rakamı gördüm “158 BPM.” Sakin olmalıyım hemde hemen kolumu indirip son gayretle ayağa kalktım. Elimi hızla duvara atıp düğmeye bastım, odada kuru bir "ÇIT!" sesi yankılandı.
Bütün oda aydınlandığında etrafıma merakla göz gezdirdim ama her şey yerli yerinde görünüyordu. Peki o ses neydi? Ses o kadar yakınımdan gelmişti ki... Diğer odalara bakmak için odamdan çıkıp koridora yöneldim. Bu gece nasıl uyuyacaktım ? Salondan içeri girdiğimde açık bırakmış olduğum pencereye ilerledim, yüzümde hissettiğim rüzgar esintisi tüylerimi diken diken yapmıştı. Camın yan köşesine uzanıp pencereyi kapatmamla esinti üzerimden gitmişti. Bedenimi geriye doğru çevirdim. Odamdan süzülen ışığın kırıntıları karşımda duran kişiye vuruyordu.
Gördüğüm şeyle birlikte boğazımdan yukarı yırtıcı bir çığlık yükseldi ama sesim dışarı çıkamadı, nefesim göğsümde düğümlendi. Karşımda, salonun ortasında duruyordu. Uzun boylu, soluk tenli ve zifiri karanlıktan bile daha koyu gözleri olan bir adam...ya da bir şey. Evime gizlice girmiş bir hırsızdı. Kalbim göğüs kafesimi parçalamak ister gibi amansızca çarpmaya başladı.
Kulaklarım uğulduyor, bileğimdeki saat çılgınlar gibi bipleyerek ölümcül bir ritme ulaştığımı haber veriyordu. “Merhaba ?” Ani çıkan sesi beynimde konuşma mekanizmasını çalıştırdı “İMDAT!” Çığlıklarım evin içinde uzun bir süre yankılandıktan sonra bu hırsız da hareket etmeden bana bakıyordu “Kaçsana ne duruyorsun ?” Kaşlarım istemsizce çatıldı ama o karşımda eğlenerek kahkaha atıyordu hatta çok hoşuna gitmiş gibi gözlerinden akan sevinç göz yaşlarını siliyordu.
Bacaklarım istemsizce geriye doğru gittiğinde etrafıma bakındım kendimi korumam gerekliydi “Bak ne diyeceğim sevdim seni ufaklık.” Bu cümlesini bile hala gülerek söylemesi kanımı buz kestiriyordu. “Takıntılı bir manyak falanmıydı acaba? “ Nefesim ansızın kesilirken kalbimde sıkışmaya başlamıştı “Ahh! Hayır” Bedenim yalpalanarak yere düştü zorlukla nefes almak istedim fakat göğüsümde sıkışan acı ile inledim “Yardı…” Fısıltıyla ona seslenmeye başladım belkide iyi biridir ya da insafa gelirdi yardım ederdi, bilmiyorum. O sadece duvara yaslanıp ölmemi bekliyordu belkide…
…
Gözlerimi şafağın güneş ışıkları ile araladığımda etraf hala karanlıktı. Vücudum sert ve soğuk zeminin üzerinde kas katı duruyordu, kaç saat geçmişti ? Bedenimi neden hareket ettiremiyorum… Kafam patlayacak derecede ağrıyordu şakaklarıma dokunmak için parmak uçlarımı hareket ettirdim. Gözlerim tavanda asılı kalmıştı “o nasıl ?” Bir kaç metre yukarda durmuş gözlerini üzerime dikmişti. Bedenim hareket dahi edemiyordu kaçmaya bile fırsatım yoktu “Sonunda uyandın.” Yüzü yavaşça aşağıya tam yanıma yanaştı sesi sanki beynimin içinde dönüyordu; dişlerimi gergince sıktım. Daha fazla yaklaşırsa neler yapacağını bilmek istemiyordum.
Korkunun bedenimi ele geçirmesine izin verdim boğazım kuru bir çöl gibi kuruydu yutkunmam yasaktı sanki hatta konuşmam bile ama o üzerime geçmiş tamda bana bakıyordu “Yeni ev arkadaşım.” Sesi tekrardan üzerimde yükseldi, sürekli kırpılan gözlerimi yumdum “Evine hoşgeldin.” Cümlesi kesildiğinde üzerimdeki o ağırlıkta gitmişti, ani tepki vererek zeminde doğruldu. Göğüs kafesim inip kalkıyor, ellerim tekrardan titriyordu; saç tellerim gözlerimin arasına girdiğinde parmaklarımla geriye ittim. Sonunda hareket ede biliyordum.
Kolumda duran saate kısa bir göz attım saatin kaç olduğunu ne zamandır burda öylece yattığımı anlamam gerekti “05:30” Resmen beş saat geçmişti, inanılır gibi değil. İşten çıktığımda akşam onbirdi eve gelmem ise buçuğu bulmuştu ve bende büyük ihtimal onikide uyumak için yatağa geçtim sonrası zaten…Aklımı kaybedeceğim burda. Yerden destek alıp ayağa kalktım odanın açık kalan ışığı hala sönmemişti. Salondan çıkıp dar koridora yöneldim, kimse nasıl sesimi duymaz; o kadar bağırdım, çığlık attım. Boğazımda oluşan yutkununca ağrıyan his tekrar oluştu, zeminde bu kadar çok kalınca tabiki de hasta olurdum.
Odamın içine girdiğimde dolabıma doğru ilerledim pekte geniş olmayan yatağıma dikkatle baktım çarşaf bozulmamış bile, hatta battaniyemde dün sabah nasıl bıraktıysam aynı kalmıştı. Dudaklarım yalandan kıvrıldı evet biri şaka yapıyor olmalıydı “Hande eğer bu bir şakaysa hiç komik değil.” Başımı iki yanada çevirip Handenin bir yerden çıkmasını dört gözle bekledim ama kimse çıkmadı. Komidinde duran telefonum duvarda şimşek gibi çarpıp sönmeye başladı. Dolaba doğru olan yüzüm komidin tarafına döndü telefonumu masadan çekip aldığımda ekranına gözüm kaydı “Ne zaman geleceksin ?” Mesajı görene kadar bunu planlayanın onun olduğuna emindim ama bu mesaj Hande’den gelmişti. Telefon avuçlarımdan kayıp zeminle buluştuğunda etraf tekrardan o garip anlam veremediğim hisle kaplanmıştı. Boynumu ansızın kaplayan soğukluk vücudumu dengesizleştiriyordu.
Kuru dudaklarımı üstü kapalı ıslattım, boğazımda büyüyen keskin acının tadı damağıma yapıştığında “Kimse yok.” Diye kendimi kandırmaya başladım. Yatağımın arkasında duran aynadan kendimi göre biliyordum ama arkamda kimse yoktu. Derin bir rahatlamayla vücudumu serbest bıraktım “Tahmin ettiğim gibi kesinlikle bir rüyaydı.” Gülümseyerek aynadan kendime onay verici hareketimi yaptım. Yerde duran bitik telefonumu almak için dizlerimin üzerine çöktüm, parmaklarım telefonu zeminden kavrayıp avuçlarımın içine aldığımda. Ekran tekrardan yüzüme parladı mesaja tıklayıp Hande’ye yazmak için parmağım kıvrıldı ve kamera bölümü en dehşet verici şekilde açıldı. Bende görünüyordum kamerada ama arkamdaki genç adamda görünüyordu.
Yutkundum, hemde en sessiz biçimde “Tam tanışmadık sanırım ?” Boynumda beliren sesin soluğu ile reflekslerim keskince hareket etti. Yatağın köşesine hızla yapıştım ve yüzümü ona çevirdim elimde ki telefonuda sanki bir silahmış gibi ona doğrulttum “Kimsin sen ?” Tireyen dudaklarım onun için sirk gösterisinden farksızdı “Ben Duman. Sen kimsin ?” Boylu boyunca tam önümde durmuş iki kolunu bedenine kilitlemişti elimde ki telefona arada da bana bakıp sevinçe gülüyordu “Cidden şu elinde ki zımbırtıyı indir. Her an saldıracakmışsın gibi.” Elimde duran telefona baktım “zımbırtı mı ?” İki kolunuda indirip tek dizinin üzerine çöktü. “Benden cevap falan mı bekliyordu ?” Parmaklarını yüzüme yavaşça yaklaştırmaya başladığında bedenimi sıkıca yatağa gömdüm “Dur!” Ona karşılık olarak gözlerim keskince belirdi, nefe