Keşfet

2

Ayşen

Dükkânı açmış; yerleri süpürüp silmiştim. Bir yorgunluk kahvesi içmeye hazırlanıyordum ki içeriye biri girdi.

​"Günaydın, kolay gelsin," dedi içeri giren genç bir kız.

​"Günaydın, hoş geldiniz," dedim ve tezgâhın arkasından çıkıp yanına gittim.

​"Hoş bulduk," dedi gülümseyerek. Etrafa bakındıktan sonra çekinerek bana doğru bir adım attı: "Biz burada bir ofis açmayı düşünüyoruz da abimle..." Eliyle yolun karşı çaprazındaki üç katlı geniş binayı gösterdi.

​Gözüm oraya kaydı. "Öyle mi? Hayırlı olsun."

​"Teşekkür ederim," dedi neşeli bir tonda. "Bir de ailemle buradan ev bakmak istiyoruz. Acaba buralarda bildiğiniz güvenilir bir emlakçı var mı?"

​"Emlakçı Ekrem Amca var, hemen arka caddede. İsterseniz götürebilirim, müşteri yok şu an, dükkânı yeni açtım."

​"Ayy çok iyi olur! Abimin işi var ofiste, ben de o sırada emlakçıya bakayım."

​Kafamı salladım. "Biraz beklerseniz hazırlanayım."

​"Lütfen resmi olma, ben Pera," diye elini uzattı içtenlikle.

​Gülümsedim ve elini sıktım. "Ben de Ayşen, memnun oldum."

​"Ben de!"

​"Dükkân sahibi hemen dönecek" yazısını cam kapıya asıp dışarı çıktım. Birlikte arka sokaktaki caddeye doğru yürümeye başladık.

​Pera etrafı hayranlıkla inceliyordu. "Çok güzel bir yer burası, bayıldım! Kaç gündür gelip gidiyoruz ama ilk defa çıkıp bakındım dükkânlara. Burası dayımdan bize miras kaldı; biz de yeni hukuk bürosunu buraya açalım dedik. Abim Karel ve ben avukatız."

​"Pars Amca dayınız mıydı? Allah rahmet eylesin, mahalleye çok emeği geçmiştir, herkes onu çok severdi."

​"Evet... Sağ ol canım, dostlar sağ olsun."

​Ekrem Amca’nın dükkânına gelmiştik. Kapıyı açtım ve Pera’ya geçmesi için yol verdim. "Günaydın Ekrem Amca, Erdal Abi!"

​Erdal Abi, Ekrem Amca’nın oğluydu; emlak dükkânını birlikte işletiyorlardı.

​"Günaydın kızım, gel, hoş geldin. Sen de hoş geldin hanım kızım."

​"Hoş bulduk, teşekkür ederim," dedi Pera nazikçe.

​Lafa girdim hemen: "Pera ile abisi, rahmetli dayısı Pars Amca’nın binasına ofis açacaklar. Ofise yakın olması için ailesiyle oturacakları bir ev bakıyorlarmış, ben de size getireyim dedim."

​Ekrem Amca gülümsedi. "Öyle mi? Hayırlı uğurlu olsun. Tabii yardımcı oluruz, Büyür geç otur kızım".

Pera koltuğa geçti oturdu. "Pars dayın mıydı?

"Evet diye kafasını salladı Pera.

"Başınız sağolsun kızım, Pars iyi adamdı".

"Teşekkür ederim" dedi minnetle.

​"Bana müsaade, dükkânı boş bıraktım," dedim. "Dönüşte uğra Pera, bir kahvemi içersin."

​"Ayy olur da... Zahmet vermeyeyim sana?"

​"Ne zahmeti, mutlaka bekliyorum!"

​"Peki, çok teşekkürler, görüşürüz."

​"Kolay gelsin," diyerek el sallayıp çıktım. Yan taraftaki Edalarin pastanesine geçtim. İçerisi sakindi, taze poğaça kokusu burnuma geldi. Eda'yı görünce "Selam, günaydınnn!" dedim.

​"Günaydın kuzum, gel, hoş geldin."

​"Seni kaçırmaya geldim!"

​Eda elindeki bezi tezgâha koyup kaşlarını çattı. "Hayrola?"

​"Nevo Teyze nerede?" dedim mutfağa doğru bakarak.

​"İçeride, kurabiye yapıyorlardır."

​Biz konuşurken Nevin Teyze elinde tepsiyle çıktı ve tepsiyi kenara bıraktı. Beni görünce neşeyle, "Hoş geldin kızım!" dedi.

​Gülümsedim. "Hoş buldum Nevin Teyze. Hem tatlı alıyorum hem de Eda'yı... Müsaadenle tabii," dedim şirince.

​"Ne bu telaş kuzum? Sabah sabah Eda’yı nereye kaçırıyorsun bakayım?"

​"Hiiiç," dedim muzip bir edayla. "Yan tarafa yeni komşu geldi de! Rahmetli Pars Amca’nın yeğenleriymiş, avukat iki kardeş. Kızın adı Pera. Kahveye davet ettim, Eda’yı alıp dükkânıma geçeceğim. Yanına da taze bir şeyler kaparım diye düşündüm."

​Nevin Teyze gülümsedi. "Deli kız seni! İyi hadi, dükkân yoğun değil zaten, rahat rahat gidin. İdare edemezsem çağırırım, acele etmeyin."

​Eda hemen önlüğünü çıkardı. "Birtanesin annecim!" diyerek annesinin yanağına bir öpücük kondurdu. Vitrinden taze çilekli tartı alıp birlikte benim dükkânıma geçtik.

​Eda’ya, Pera’yı anlatırken bir yandan da kahve makinesini çalıştırdım. Pera gelene kadar kahve demlenmiş olurdu.

​Eda tezgâha dayanmış, getirdiği tartı tabaklara bölüyordu. "Avukat demek... Neşeli dedin ama avukatlar genelde biraz daha ciddi ve mesafeli olmaz mı?" dedi merakla.

​"Pera hiç öyle değil, cıvıl cıvıl biri," dedim.

​Tam o sırada kapının üzerindeki rüzgâr çanı çaldı.

​"Ben geldim!" diye neşeyle içeri girdi Pera. Dükkânı saran kahve kokusunu fark edince gözleri parladı. "Ayy harika kokuyor burası!"

​"Hoş geldin, geç otur şöyle," diyerek masayı gösterdim. "Seni Eda ile tanıştırayım, hemen yan taraftaki pastanenin tatlıcı güzeli."

​Pera hemen elini uzattı. "Çok memnun oldu Eda, ben Pera!"

​"Ben de çok memnun oldum," dedi Eda gülümseyerek tabakları masaya bırakırken. "Emlak işini halledebildiniz mi bari?"

​Pera sandalyesine otururken derin ve rahatlamış bir nefes verdi. "Ekrem Amca ile Erdal Abi sağ olsunlar birkaç yer gösterdiler. İki tanesini çok beğendim, fotoğraflarını çekip bizimkilere attım bile. Akşam iş çıkışı abimle annemgil gelince birlikte gidip bakacağız."

​"Sevindim, inşallah gönlünüze göre bir yer bulursunuz," dedim kahveleri masaya koyarken.

​"İnşallah! Buraya yakın olması çok iyi olur, uykuma biraz fazla düşkünüm de..." dedi hafifçe çekinerek.

​Eda ile aynı anda, "Ayy biz de!" diye bir çığlık attık ve üçümüz birden gülüşmeye başladık.

​Kahvelerimizi yudumlarken Pera kendinden ve ailesinden bahsetti biraz. 24 yaşındaymış. Annesi Sera Teyze ve babası Kemal Amca da zamanında avukatlık yapmışlar; çocuklar mesleği devralınca onlar da emekliliğe ayrılmış. Abisi Karel 29 yaşındaymış ve bekarmiş. Esat'da, Karel'in en yakın arkadaşı ve bürodaki ortaklarıymış.

​Sıcakkanlı, çok tatlı bir kızdı Pera; onu ilk andan sevmiştim.

Bir süre daha sohbet ettikten sonra Eda pastaneye, Pera da yapılması gereken işler için ofise döndü. Ben de gelen siparişlerle uğraşmaya, arada içeri giren müşterilerle ilgilenmeye başladım. Bir müşteri, sevgilisi için özel tasarım bir bileklik istemişti. Yarın kargoya vermem gerektiği için dikkatle onunla ilgileniyordum. İnce bir el işçiliği ve özenli bir uğraşın ardından sonunda bilekliği bitirebildim.

​

Keyifli okumalar 🖤